‘Tükendik ışık yak!’ – Nejla Kurul

Yaşı yetmişleri aşsa da yaşamı dönüştürmekten hiç vazgeçmemiş Ayşe, bağımsız televizyon kanallarından birinde yapılan bir çağrıya tanık olur. Aynı çağrıyı ikinci kez dinler, ilgilenir de; yaşı gereği Covid-19’un en çok mağdur ettiği gruplar içindedir, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) “ışık yak” eylemine hazırlanır. Ancak çağrının seslendiği toplumsal küme, sanki sağlık çalışanlarıdır. İlgisini yitirir ve gündelik yaşamın rutin akışına döner. Bir yandan tüm yaşamlar birbirine bağlıdır, bir yandan da birbirinden acımasızca koparılmıştır.

Geçen hafta bir eylem çağrısı geçti yaşamımızdan, sessizce. Çağrı, hem kamu vicdanına ve hem de siyasal iktidara sesleniyordu. TTB’nin çağrısı, Covid-19 salgınında yaşamını yitiren ve ağır çalışma koşulları altında günbegün tükenen doktor, hemşire ve diğer emekçilerin sorunlarına dikkati çekiyor ve somut bir talep içeriyordu: “Covid-19 sağlık çalışanları için meslek hastalığı kabul edilsin.” Öyle ya, 60’ı hekim, toplamda 141 sağlık emekçisi yaşamını yitirdi, sağlık emekçileri çalışırken sıradan insanlara göre 5 ila 15 kat daha fazla Covid-19’la karşılaşıyor ve hastalanabiliyorlar.

Toplum sağlığı ile hekimlerin, hemşirelerin ve diğer sağlık çalışanlarının sağlığı birbirine bağlanmış durumda. Toplum sağlığını korumadan sağlık emekçilerini korumak mümkün değil. Cümle tersinden de doğru. Hastaneler dolup taşarken ciddi hiçbir önlemin alınmaması, sağlık emekçilerini çeşitli önlemler almaya zorluyor. Covid-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmesi talebi de bu koşullarda adeta bir zorunluluk!

TTB, toplum sağlığını ve barışı önceliyor, adaletsiz piyasaları, ekonomiyi ve savaşları değil! Bu nedenle, siyasal iktidarın öfkesine de maruz kalıyorlar. Çalışmalarından biliyoruz ki “Tükendik Işık Yak” çağrısında sözü aşan bir içerik var. Bu nedenle, sağlık hizmetlerinin sunumu ve finansmanı bütçe hakkı bağlamında biz yurttaşların müşterek sorunu. Bugünlerde TBMM’de 2021 Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Teklifi tartışılıyor. Siyasal iktidar, birkaç gün sonra Sağlık Bakanlığı bütçesini de konuşacak. Bütçe teklifine dair birkaç not düşelim.

Salgının en az iki yıl daha uğraştıracağını etkin yurttaşlar biliyor; ancak bütçeden anlaşılıyor ki bunu AKP-MHP iktidar bloğu görmüyor. Sağlık Bakanlığının Covid-19’a dair ciddi bir mücadele programı yok. Ayrıca bir torba yasa ile emek gücü ve istihdama ilişkin yapılmaya çalışılan düzenlemeler, işçi ve toplum sağlığını iyice bozacak nitelikte (1). İşsizlik, gelir düşüklüğü, kötü çalışma koşulları, kötü beslenme, düşük bilgi düzeyi ve zayıf toplumsal bağlar toplum sağlığını tehdit ediyor.

Sağlık Bakanlığı’nın 2021 yılı toplam bütçe ödeneklerinin yüzde 21’i (16 milyar liradan fazla) şehir hastanelerine kira bedeli ödemelerine ve müteahhitlerden alınan mal ve hizmet bedellerine ayrılmış durumda. Dikkatinizi çekerim, Sağlık Bakanlığı’nın toplam bütçesi 77 milyar TL. Ayrıca bu rakamın 54,6 milyar liralık kısmı (yüzde 69)  tedavi edici hizmetlere, buna karşılık 19 milyar (yüzde 25) lirası koruyucu/önleyici hizmetlere ayrılıyor. Yani ödeneklerin neredeyse dörtte üçü sağlıkta ticarileşme ve metalaşmayı da yansıtan hizmetlere ayrılıyor (2). Salgından koruyan bir maske bile ücretsiz sağlanamıyor. İki çocuklu bir aile günde en az dört maske kullandığında aylık maske gideri yüz liranın üzerinde oluyor. Asıl sorun salgını/bulaşı önlemektir, tedavi ardından gelir.

Çağrıya gelince ışık söndürme eylemi, ‘Sağlık çalışanları tükendikçe karanlık çöküyor’ cümlesi ile başlıyor, bir duygudaşlık içeriyor. “Ses veremiyorsunuz, bunu anlayabiliyoruz” ama “ışık verin yeter” diyor TTB.  Ardından hepimizi ilgilendiren ikinci söz geliyor: Gerekli önlemleri alarak “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz.” Işık söndürme eyleminde beklenti şu: beş gün boyunca akşam saat 9’da, sadece bir dakika, yaşadığımız mekândaki ışıkların “açılması ve kapanması.” Eylem bir tür sivil  hareket, ama bir sivil itaatsizlik de değil!  Çünkü ihlal edilen bir yasa yok, kamusal alanda bir yer kaplamıyor, akşam saat 9’da evde yapılacak bir eylem. Eylem, 24 saatin sadece bir dakikasına karşılık geliyor. Birlikte geçirilecek bir dakika, öznel ve nesnel zamanın bir dakika için örtüşmesi!

Ayrıca bu eylem, eylem alfabesinde abeceye karşılık geliyor. Yani “eyleme başlangıç” niteliğinde, her yaşa uygun, kolay, zahmetsiz ve hiç bir riski yok. Siyasal iktidar henüz “ışık açma ve ışık kapatmayı” terörle ilişkilendirmiyor. Eyleme olumlu yönlerinden bakalım. Çağrıda ifade edilen beş gün geçse bile yeni bir çağrı beklemeden tekrarını yapalım, bu kez farklar yaratalım. Düşünelim ki tüm çoğul renkleri ile milyonlarca insan akşam saat 9’da oturduğu yerden kalksın, öfkesini, isyanını ve umudunu yanına alsın, elektrik düğmesinin olduğu yere gitsin.  Ağır baskı nedeniyle açık ya da kapalı mekânlarda rahatça söyleyemediği sözü için, “itirazım var” diyerek bir dakika, sadece bir parmak teması ile ışık versin.

Milyonlarca insanın zamansal olarak birbiriyle uyumlu dev bedenleşmesi, Öteki için, bu eylemde sağlık çalışanları için “parmağını kıpırdatmak” anlamına gelir. Bir dakikalığına bile olsa, yönetenlerin yönetemediği Anadolu ve Mezopotamya’da, “yaşamak ve yaşatmak istiyoruz” diyen bir iyileşme hareketi doğsun.

Dipnotlar:

(1) Mustafa Durmuş, “2021 Yılı Bütçesi ‘Görmeyen’ Bir Bütçe, Neden?” Yeni Yaşam Gazetesi, Pazar, Kasım 8, 2020

(2) Aynı.

 

İlginizi çekebilir