Yönetmen László Nemes’in gözünden farklı bir soykırım anlatısı: “Son of Saul” – Tolga Er

Yönetmen László Nemes, “Son of Saul” filmiyle Nazi toplama kamplarına bambaşka bir anlatıyla yaklaşır. Nemes’e göre “Soykırım dehşeti yeniden yaratılamaz, onun sadece izlenimi uyandırılabilir.” Hiç şüphesiz birçok kişiye göre II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sındaki toplama kamplarında yaşananlar kötülüğün en radikal biçimidir. Öyle ki siyaset bilimci Hannah Arendt, “bildiğimiz tüm standartları çökerten ve yıkıcı gerçekliği

Yönetmen Pawlikowski ‘Soğuk Savaş’ filmini anlatıyor – Tolga Er

Yönetmen Pawel Pawlikowski, “Soğuk Savaş” filmiyle 1950’li yıllarda birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen bir şekilde kaderleri birbirine bağlanan iki insanın tutkulu ve bir o kadar imkansız aşkını taşır beyaz perdeye. Arka planında Soğuk Savaş sırasındaki Yugoslavya, Polonya, Paris ve Berlin’i gördüğümüz filmin kendi anne ve babasının hikayesinden uyarlama olduğunu belirten Pawlikowski, ‘hayattaki en önemli şeyin

Yönetmen Urushadze ile “Mandalina Bahçesi” üzerine – Tolga Er

Yönetmen Zaza Urushadze, “Mandalina Bahçesi” filmiyle savaşın adım adım yaklaştığı bir köyde korunmaya çalışılan insanlığın bir portresini çizer. Filminin insanlık ve kendini kontrollerinin dışındaki bir olayda bulan insanlar hakkında olduğunu belirten Urushadze, “Çatışma olaylarında çoğunlukla görmezden gelinen bir değeri göstermek istiyorum: İnsanlık değerini” diyor. Basitçe anlatılmış, ancak basite indirgenemeyecek bir savaş filmidir “Mandalina Bahçesi” (Mandariinid/Tangerines).  Eski

Geçmişin hayaleti bugünde: Yönetmen Christian Petzold ile “Transit” üzerine

Yönetmen Christian Petzold, “Transit” filmiyle geçmişin bir dönemde tıkılı kalmadığı, hayaletlerinin bugün yanı başımızda, sokaklarda, her bir mekana nüfuz etmekte olduğu yorumunda bulunur. Günümüz arka planında Nazi Almanya’sının 1942’deki faşizmini işleyen Petzold, burada “kendimizi dünün zamanıyla bugün arasında kapana kısılmış buluyoruz” diyor ve yaşamın dokusundaki çeşitliliğin faşizme dönük en büyük tehdit olduğunu dile getiriyor. Radyo ve televizyon

Saklı bir tarihe ışık tutma arayışındaki bir yazar

1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta yazar Chris Bohçalıyan var. Hikayesi Kayseri’den ABD’ye uzanan Bohçalıyan, Ermenilerin 1915 ile kaybolan saklı tarihininin önemine atıfta bulunuyor, eserleriyle o dönemi yakalamaya çalışıyor. 20 yıl önce âşık olduğunu öğrendiği büyük büyükbabası Nazaret’in izinden giden yazar, edebiyatıyla geçmişe ışık tutmaya çabalıyor. Dünya genelinde milyonlarca romanı satılan Ermeni bir yazar, Chris

Kaçatryanlar’ın portresi

1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta ailesinin hikayesi Kars’tan Almanya’ya uzanan sanatçı kardeşler Sergey ve Lusine Kaçatryan var. Büyük büyükbabalarının hayatı hakkında kısıtlı bilgiye sahip olan kardeşler, anadili ve kimliği korumanın önemine değiniyor ve “Kültürümüzü koruduğumuz sürece asla yok edilemeyiz” sözlerini kaydediyor. Sergey Kaçatryan ile kız kardeşi Lusine’nin büyük büyükbabası Daniel Kaçatryan Kars’ta doğmuş.

“Grbavica: Esma’nın Sırrı” üzerine…

Yönetmen Jasmila Zbanic, “Grbavica: Esma’nın Sırrı” filmiyle üzerinden yıllar geçmiş olan Bosna Savaşı’nın bugüne etkilerini Esma adlı bir kadının gözünden anlatır. Savaş sırasında cephe hattına yalnızca 100 metre mesafede olduğunu belirten Zbanic, döneme ilişkin hatırında kalanları anlatırken “Savaş burada hala; en azından ben öyle görüyorum” diye ekliyor. “Grbavica: Esma’nın Sırrı”, bir araya gelmiş kadınların görüntüsüyle

Peter Balakyan’ın Diyarbakır’dan ABD’ye uzanan hikayesi

1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta ailesinin hikayesi Diyarbakır’dan önce Suriye’ye, ardından ABD’ye uzanan Peter Balakyan var. Ödüllü şair ve yazar Balakyan, büyükannesinden kendisine miras kalan halk masallarının, hayallerin ve sembollerin yaşamının merkezinde olduğunu kaydediyor. Şair, akademisyen ve anı yazarı Peter Balakyan’ın kaleme aldıkları arasında yedi ciltlik bir şiir kitabı ile beraber beş kitap ve

Yönetmen Richard Linklater ile “Hayata Uyanmak” üzerine

Yönetmen Richard Linklater, “Hayata Uyanmak” filmiyle düşlerin ve bilincin doğasını ele alırken, izleyiciyi bir dizi sohbetin içine sokar, sorgulamaların içinde bırakır. Filmin kendi deneyimlerine dayandığını belirten Linklater, konu anı kodlamak olduğunda kişiler ve devletler arasında ortak noktalar olduğunu söylüyor ve bu durumu şöyle anlatıyor: “Ülkeler, hangi amaçla olursa olsun tarihlerini yanlış hatırlar. Ve biz de

Yönetmen Béla Tarr ile “Karanlık Armoniler” üzerine

Yönetmen Béla Tarr, “Karanlık Armoniler” filmiyle birçok anlam ve yoruma gebe benzersiz bir deneyim sunar. Siyasi nedenlerden dolayı felsefe okumak yerine sinemaya adım attığını belirten Tarr, yalnızca kendi etrafımızda olan biteni düşündüğümüzü kaydediyor ve yaşamın bundan daha fazlası olduğunu belirtiyor. Taşra kentinde bir bardayız. Tuhaf bir dans vuku buluyor. Üç müşteri ayı, güneşi ve dünyayı oynuyor, dönüyor ve