Güvencesizliğimizden Başka Kaybedecek Bir Şeyimiz Yok – Gregory Sholette

Luc Boltanski ve Eve Chiapello’dan Brian Holmes’a kültür eleştirmenleri, 90’ların şirket yöneticilerinin ve karar alıcılarının işyerinde daha az hiyerarşik, daha yumuşak ve esnek bir toplumsal denetim tesis edebilmek için nasıl da 60’ların karşı-kültürünün damgasını taşıyan özerklik arzusunu massettiklerini incelediler. Kapitalizmin yeni ruhu hepimizi sanatçı gibi düşünmeye çağırıyor; yani, alışılmışın dışında düşünmeye. Görünürdeki bu statü yükselişine rağmen, devletin

Güvenliksiz Özgürlük: Emeğin, Yaratıcılığın ve Yaşamın Kırılganlığı – Brett Neilson & Ned Rossiter

Prekaritenin küresel hareket içinde merkezî bir politik motif olarak ortaya çıkması, bizce yalnızca emek piyasalarındaki koşullarla bağlantılı değil, daimi bir küresel çatışma hali içinde görünen gelişmiş kapitalist ülkelerdeki yaygın ruh hali ve koşullarla da bağlantılı. Bu bizi yeniden prekaritenin iki uçlu oluşuna getiriyor Florian Schneider’ın “Örgütlenemezleri Örgütlemek” (2002) adlı belgeselinde, Silicon Vadisi’ndeki DE-BUG işçi kolektifinden Raj Jayadev

Çağdaş Sanat Emekçileri ve Prekarite: “Kâr Amacı Gütmeyen” Sömürü – Stefan Voicu

2011 yılında, tüm dünya ekonomik krizin pençesindeyken sanat piyasasının durumu gayet iyiydi. Artprice’ın tahminine göre o yıl dünyada 41 binden fazla çağdaş sanat eseri satıldı ve toplam 1,26 milyar dolar kâr elde edildi;[1] bu, toplam gelirin tahminen 87,7 milyon dolar olduğu 2001 yılına göre ciddi bir büyümeydi. Buna karşılık sanat işçilerinin büyük kısmı ekonomik prekariteyle karşı karşıyaydı, hâlâ da

Sanat Emeği – Ali Artun

Aslında “sanat” ve “emek” birbirlerine karşıt şeyler. Bataille’a göre sanat da, emek gibi insanı insan yapan temel bir etkinlik. Ama “emek”, amaçlı, yararlı, işlevsel, bilinçli, ve akla dayalı bir iş; oysa “sanat”, tam aksine, amaçsız, yararsız, bilinçsiz ve hayal gücüne dayalı bir yaratı. Marx’a göre “her emek sürecinin bitiminde, işçinin baştan tasarlamış olduğu … bir

Sanat, Emek, Prekarite / Güvence-Siz? – Angela Mitropoulos

Günümüzde işgücünün önemli bir oranının geçici ya da düzensiz işlerde çalıştığı ve bu oranın günden güne arttığı herkesin malumudur. Fakat, eğretiliğin [precariousness] tespitini ve geçerliliğini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde doğrulayan ve bu yöndeki olguların saptandığı alanı her türlü sorgulamadan muaf kılan apaçık bulguların ağırlığını ve kapsamını şimdilik bir kenara bırakmak istiyorum. Niyetim daha ziyade, tüm