Bir yalanlar çağından geçip giderken: ‘Hakikat Elbet Bir Gün’ – Özlem Ergun

Berkay Ateş’in yazdığı Serkan Salihoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı Tiyatro D22’nin sahnelediği ‘Hakikat Elbet Bir Gün’, yalan/gerçek sarkacında iktidar-toplum ikiliğinin sinir uçlarına bir çocuğun henüz sakatlanmamış düşsel dünyası üzerinden dokunuyor. Bir tarafta iktidarlarını sürdürmek için gerçeğin yerine yalanı inşa eden yönetenler, diğer tarafta hayatta kalabilmek için gerçekle ilişkisini kesmiş/kesmiş gibi yapmış kitleler, bir de barındırdığı tüm tehditlere

Ya kapitalizmin laneti ya ‘Ciddi Ciddi Sosyalizm’ – Özlem Ergun

ABD’li komedyen-aktivist Danny Katch, ‘İnsanlığın Kurtuluşu İçin Kısa Bir Kılavuz’ dediği kitabında ‘Ciddi Ciddi Sosyalizm’ anlatıyor. Mizahi üslubuna rağmen ideolojik formasyona bağlı kalarak kapitalizmin çökmekte olduğunu nedeniyle/nasılıyla aktarırken, gitmekte olanın yerine gelecek olanın tarifini de yine aynı nedensellik ilişkisi içinde yapıyor. Katch, doğası gereği kendi sonunu da yine kendisi hazırlayan kapitalizmin içerdiği saçmalıkla birlikte giderek

İnsanlığın sevinçli türküsü, rap ve susamamak – Özlem Ergun

‘Görmedim/duymadım/bilmiyorum’ değilse de ‘Görsem de, duysam da, bilsem de elimden bir şey gelmiyor/gelemiyor’ günlerinden geçerken bir şarkının böylesine büyük teveccüh ve coşkuyla karşılanması geniş kitlelerin bu zamana kadar fazlaca susulmuş/susturulmuş dertlerini tercüme etmesi ile ilgili olsa gerek. Yıllar önce atılmış bir tweetin bile gayet cezalandırma konusu olabildiği bir Türkiye’de ‘Hiçbir şekilde korkum yok, gelecekse de

Kentleşme ile demokrasi arasında güçlü bir bağ var

AKP döneminde Maden Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle 1’inci derece SİT alanları dahil dağ, taş, orman ve aklımıza gelebilecek tüm bir doğa resmen maden sahası ilan edildi. Yine aynı AKP zamanında 2 milyar 350 milyon metrekarelik alan betona dönüştürüldü. “Modern bir dünyada mekan-insan ilişkinin sağlıklı bir şekilde kurulması, ancak toplumun demokratik ilkelerle yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarıya

İşsizlik intiharları: Ateş sadece düştüğü yeri mi yakar? – Özlem Ergun

Eyüp Dal’ın yoksullukla/işsizlikle birlikte bedenine düşen ‘ateş’, bir kez daha geniş kitlelerin ensesinde. Ekonomik verilerin alt gelir grupları açısından okumaları; yoksul kitlelerin sorunlarına ‘gerçek çözüm’ üretmekten aciz olan iktidarın dayandığı ‘lütuf ekonomisi’nin de sınırlarını çiziyor. Ateşin düştüğü yerde sıçrayarak çıkardığı ‘yangınlara’ dökülecek olan ‘su’, bir kez daha Erdoğan’ın “Karınlarını doyurduk, yine de oy vermediler” dediği

Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler – Özlem Ergun

Evlilik bulunduğu zamana göre değişen, ait olduğu topluma ve ihtiyaçlarına göre şekil alan, onu belirleyen ve onun tarafından belirlenen 4000 yıllık kültürel bir kurum. ‘Nasıl aşık olabileceğimizi, nasıl bir hayatımız olabileceğini’ söyleyen bir toplum normalizasyonu. Tiyatro Merdiven, Fransız yazar Éric -Emmanuel Schmitt’in yazdığı ‘Evlikte Ufak Tefek Cinayetler’ ile görünenin ardına gizlenmiş bu ‘toplumsal normalin’ içine

‘Dil’in anayurdunda yaşamın ‘Kıyı’sına yerleşmek – Özlem Ergun

Lübnanlı yazar Wajdi Mouawad’ın distopik bir atmosferde geçen ‘Kıyı’ metninde hayalle-gerçeği, ‘kişisel’ olanla ‘toplumsal’ olanı birlikte izleriz. Sürgün, kopuş, ölüm, arayış eksenlerinde şekillenen hikâyenin merkezinde ise şiddet vardır. Katliamların, dehşetli yıkımların orta yerinden geçen kişisel bir ‘olma/oluşma’ hikâyesi güçlü bir ‘savaş’ eleştirisi olduğu kadar, ‘kan bağı ve coğrafya’ ile ‘ait olma-dil’ kavramlarını da tartışmaya açar.