Yağmur yağar taş üstüne: Yağmurdan Önce – Oğul Aşkın

Milço Mançevski’nin ilk filmi olan Yağmurdan Önce, 1994 Makedonya, İngiltere, Fransa ortak yapımı dramatik savaş filmidir. Sözcükler, suretler ve fotoğraflar adlı üç farklı bölüm üzerinden meramını açıklayan filmde, birbirinden bağımsız insanların nasıl birbirlerini tamamladıkları anlatılıyor. “Zaman asla ölmez. Çember yuvarlak değildir”. Pederin dudaklarında, Londra’da bir duvar köşesinde cereyan eden bu söz filmin mihengidir. Manchevski’nin ilk

‘Garip’ bir sinema: Metin Erksan – Oğul Aşkın

1952 yılında ‘Aşık Veysel’in Hayatı’ adlı filmle yönetmenliğe adım atan Metin Erksan, Halit Refiğ ile ulusal sinema anlayışının en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Çektiği her filmde otoritelerce kıyasıya eleştirilen ve istenmeyen adam ilan edilen Erksan, hayalinde yarattığı imaj dünyasından asla vazgeçmemiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Muhsin Ertuğrul’un egemenliğinde tıkanmış sinema için ab-ı hayat olan Metin Erksan,

Potemkin Zırhlısı: Eisenstein ve Kurgu – Oğul Aşkın

Sovyet sinema yönetmeni ve kuramcısı Sergei Eisenstein, kurgu alanında geliştirdiği yöntemler ile sinemada aktarıma dair yeni bir dönem başlatmıştır. Eisenstein’ın ikinci filmi Potemkin Zırhlısı, 1905 Bolşevik İhtilali’ni anlatması için devlet tarafından sipariş edilmiş olmasına rağmen, film yepyeni montaj teknikleri, estetik anlatımı ve etki yöntemleriyle basit bir propaganda filmi olmanın çok ötesinde bir klasik haline gelmiştir.

Absürd’ün iki yüzü: Beckett’den Stoppard’a – Oğul Aşkın

Dil üzerine kabiliyetlerini metinlerinde sonuna kadar kullanan iki yazar da dil ile ilgili açmazları yıkmak üzerinedir. Stoppard dile itibarını geri vermek ister; Beckett ise dil ile doğrudan bir savaşım içindedir ve itibarını yok eder. Dramatik olanın ve takip edilebilen hikayelerin, savaşan bir dünyadaki muhtevaya ayak uyduramayacak denli aheste olduğu bir dönemde ortaya çıkan absürd tiyatro,