Anlamın “Merkez”i – Salih Bolat

Ufkunuzu genişletmek istiyorsanız, lütfen Merkez‘i okuyun. Türkçeye Nilgün Tutal’ın Fransızcadan çevirdiği, geçtiğimiz aylarda Alfa Yayınevi tarafından yayınlanan, Philippe Sollers’in Merkez adlı romanı (“öyküler toplamı” mı demeliyim yoksa?) bana kalırsa eşi Julia Kristeva ile Le Nouvel Observateur için yaptıkları uzun konuşmanın bir esinlemesi, belki de boyutudur. Bunu şu nedenle söylüyorum, çünkü P.Sollers, Merkez’de bir ilişkiyi sorguluyor: Erkek anlatıcı karakter, sevgilisi (artık eşi

Hayatla uzlaşma: SOLO – Beril Eyüboğlu

Rana Dasgupta’nın romanı “Solo” Metis Yayıncılık tarafından yayımlandı. Dasgupta kitapta, “Yüz yaşındaki münzevi bir Bulgar hayata ve dünyaya nasıl bakar?” sorusuyla yola çıkıyor. Rana Dasgupta’nın SOLO adlı romanı yayımlandıktan dokuz yıl sonra ülkesi Hindistan’da Rabindranath Tagore Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Bu saygın ödül, dünya barışının, edebiyatın, sanatın ve eğitimin gelişmesine katkıda bulunduğu; hoşgörü ve uyumu teşvik ettiği

Elif Şafak: 10 Dakika 38 Saniye, kolay olmayan konuları konuşabilmek isteyen bir roman – Nida Dinçtürk

Elif Şafak ile son romanı “10 Dakika 38 Saniye”yi, Booker Prize adaylığını, Türkiye’deki LGBTİ ve kadın haklarını, son yerel seçimlerle verilen demokrasi sınavını, silikleşen kent hafızasını ve Mahrem romanına yöneltilen eleştirileri konuştuk. Elif Şafak’ın son romanı 10 Dakika 38 Saniye, geçtiğimiz Haziran ayının ilk haftasında, Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Çok geçmeden ise Şafak’ın “10 Dakika 38

Kandan Adam: Diyarbakır’ın bedenine kanla basılan mühürlerin bir tarihi – Ramazan Kaya

“Büyük devletlerin büyük arşivleri ve yalnızlıkları olur” Kürt edebiyatçıların Türkçenin sınırları içerisinde kazıdıkları minör edebiyat kuyusu gittikçe derinleşiyor, bu yazarların Kürdistan’ın kanlı tarihine, katı gerçekliğine, puslu belleğine dair yazdıkları romanlar, bu kuyudan fışkırmaya, bu çorak egemen dili, bu çölleşmiş kültürü sulamaya devam ediyorlar. Milan Kundera’nın dikkat çektiği gibi, insanın sadece ruhundaki canavarlara karşı mücadele ettiği

Samuel Beckett ve ‘Adlandırılamayan’ın adı – Ahmet İlhan

Samuel Beckett’ın üçlemesinin sonuncusu ‘Adlandırılamayan’ Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlandı. Adlandırılamayan, belirli karakterleri, bir düzen dahilinde olayların gelişim çizgisi içine yerleştiren; roman bireyinin belli bir mantıkla değişimini sunan; dramatik bir durumun yükselişini-çöküşünü betimleyen geleneksel romanla kökten ters düşen bir roman… İnsan türü, kendini deneyimlemenin sonuna gelmiştir, demişti bir filozof. İnsan olabilmenin sınırına yani. Mevcut dilinin,

Jordi Sierra i Fabra: Okumak hayatımı kurtardı – Sedat Barkın

Jordi Sierra i Fabra’nın son romanı Sınavın Böylesi, Uyurgezer Kitap etiketiyle yayımlandı. Fabra, matematiği ve macerayı birleştirerek matematiğe karşı önyargılı olan çocukların korkularının yersizliğini göstermeyi amaçlıyor. Fabra ile Sınavın Böylesi’ni, çocuklara göre kitap yazma kavramını ve Jordi Sierra i Fabra Vakfı’nı konuştuk. Jordi Sierra i Fabra; Franco diktatörlüğü altında büyüyen kekeme bir Katalon çocuğun, İspanya’nın

Kumandanı öldürmek! – Cem Erciyes

Murakami, evrensel kültüre verdiği referanslarla dünyanın bütün edebiyat severlerini kendine bağlayan, kitapları kaç sayfa olursa olsun okutan bir anlatım büyücüsü. Yeni kitabı Kumandanı Öldürmek de adını Mozart’ın Don Giovanni operasından alıyor ve müzik, resim hakkında pek çok ilginç bilgi ve tartışma içeriyor. Haruki Murakami günümüz edebiyatının en ilginç yazarlarından biri. Hem uluslararası bir ‘çok satan’,

Irmak Zileli: “Kapalıyız çünkü değişmek istemiyor, kendimizden şüphe etmekten korkuyoruz.” – Abdullah Ezik

Yazarımız Abdullah Ezik, Irmak Zileli ile son kitabı Bozuk Saat, edebiyat çalışmaları, günümüz ve edebiyatın güncel konuları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Sanırım ilk olarak Bozuk Saat’in yazım sürecinden bahsetmekte fayda var. Zira öncelikle ON8 üzerinden bir blogda başlıyor asıl hikâyeniz. Ardından bu yazıları bir romana evirmeyi tasarlıyorsunuz. Nasıl gelişti bu süreç? Öncelikle blog fikri nereden çıktı ve yazılar nasıl

Tuğba Doğan: Karakterin dünyaya bakışıyla ilgileniyorum – Soner Sert

Tuğba Doğan’ın yeni romanı “Nefaset Lokantası” Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlandı. Günümüz Türkiyesi’nde hayatın gerçekleriyle boğuşan bireyin açmazlarını, ana karakterin bakışıyla ele alarak varoluş kavramını da anlatıya dahil eden Doğan ile Nefaset Lokantası hakkında konuştuk. İlk romanı Musa’nın Uykusu ile 2015 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü Mansiyonu’nu alan çevirmen ve senarist Tuğba Doğan’ın, YKY’den ikinci romanı, Nefaset

Tekinsiz olan modern yaşamın kendisidir – Doğuş Sarpkaya

Gitmeliydin, Kehlmann’ın ana temasını farklı bir tür aracılığıyla ele aldığı bir novella. Yazar bu sefer Gotik unsurları kullanarak bireyin çıkışsızlığını vurguluyor. Gündelik hayattan kopup, ıssız doğanın içinde ‘yapıt’ına yoğunlaşmayı isteyen ana karakterin, yaşamı boyunca içinde taşıdığı huzursuzluğa teslim oluşunu okuyoruz satırlar ilerledikçe. Bazı yazarlar tüm yazı serüvenleri boyunca belirli temaları kendilerine dert edinirler. Bu dert