Patron anti-hukuk sahnesine çıkarken – Ali Duran Topuz

İş cinayetinde can veren Cengiz Fedakar davasını yakından izlemek lazım. O davada patron özetle, “tazminatı neyse veririz” devri bile kapansın istiyor. Her yere sirayet ediyor. Bulaşıyor. Virüs gibi. Mikrop gibi. Aklı bozuyor, mantık kurallarını çarpıtıyor, adabı muaşereti paspas ediyor, etik kuralları yerin yedi kat dibine gömüyor, edep erkanı en kabasından şımarıklıklarla değişiyor, usul kurallarını abartılı

İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları… – Murat Sevinç

Her iktidar gibi, bir gün bu iktidar da sona erecek. Hangi kurum ne kadar ve kimler tarafından onarılabilecek, şimdiden kestirmesi güç. Sanırım geleceğe kalan berbat miraslardan biri, bu ‘umursamama’ alışkanlığı olacak. Sırtını siyasal iktidara dayayanların her şeyi yapabileceğini ve kesinlikle bedel ödemeyeceğini düşünmesi; anayasanın, yasaların, ilkelerin, teamüllerin, asgari haklılık kaygısının bu ölçüde önemsizleştirilmesi. Ali Duran

Rejimin ‘artık’ gizlemediği fotoğrafları… – Murat Sevinç

Bürokrasi Mehmet Ağar’dan, Süleyman Soylu’ya geriledi. Biri diğerinin çırağı deyip geçmeyin sakın. Sınırları bilen ve yasa dışılığın gizliliğine özen gösteren (!) ile, sözünde ve eyleminde hiçbir dizgini olmayan arasında azımsanmayacak fark var. Birinin fotoğrafı ya da belgesi sızdırılır, diğeri selfi çektirip kendi paylaşır! Bu perşembe kitap yazısı günüydü. Ancak salı günü Duvar’da okuduğum nefis bir

AYM kararı, Ertekin’in yazısı – bir tartışma – Ümit Kıvanç

Ertekin’in yazısının sonunda dile getirdiği tespit, muhalefet açısından bundan sonrası için önem taşıyan bir somut mevzuyu ortaya getiriyor: “Nihayetinde şu aşamada Barış Akademisyenleri’nin son üç yıllık yargılanma süreçlerinin sonuna gelindiği açıktır. Artık hukukî risk akademisyenler alanının dışında bir yerde varlığını sürdürecektir.” Kim bilir nerede? Anayasa Mahkemesi, Barış Akademisyenleri’nin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi yüzünden Terörle

Kaymak, rakı ve anti-hukukun toplumu – Ali Duran Topuz

Erdoğan, inşası süren yeni Türkiye’nin gizli anayasasından bir paragraf aktardı geçenlerde. Bu anayasaya göre yurttaş diye bir kategori yoktur. Yurttaş demek iktidarı destekleme sağ duyusuna sahip olmak demek, farklı tercihler yapan biri ya istismara açık ya da fanatizmle malul ya teslim alınmış ya da aydınlanma şerefine nail olamamıştır. En özeti: Temyiz kudreti yoktur. Yeme içme

Bu devletten her şey beklenir! – Ali Duran Topuz

Sağlık Bakan Yardımcısı Muhammet Güven’in, KHK ile atılan hekimlere getirilen kısıtlamaları savunduğu kısacık beyanatı, anti-hukuk günlerinde yurttaş, birey, insan, hak ve özgürlük terimlerinin nasıl konumlandırıldığını hayli iyi gösteren bir kesitti. Konuşmaya göre yeni hukuk tek gerçek kişi tanıyor: Devlet. Yeni hukukun anti-hukuk olarak inşa edildiğinin bir karinesi de bir bakandan geldi. Bu bakan, artık hakkın

Anti-hukuk günlerinde sivil ölüm yasası – Ali Duran Topuz

TBMM’de bir kanun teklifi var. Bir maddesinde KHK ile atılan hekimlerin meslek hayatına kısıtlama getiriliyor. Hedef, “meslek hayatı” denilen şeyi “sivil ölüm” denilen şeyle uyumlu hale getirmek. Mahkemelerde gözlediğimiz hukukla savaş hiperaktivitesi parlamento eliyle kanunlaşıyor. Son iki yazıda yargı sahasındaki bazı vakalar eşliğinde “anti-hukuk” oluşum sürecini deşmeye çalıştım. Malum, hukuk sadece mahkeme işi değil, adalet