SURUÇ DOSYASI

Türkiye siyasal tarihi adına çok konuşulacak ve aydınlatılma cesareti gösterilirse demokrasi ve hukuk açısından ciddi kazanımların elde edilebileceği çok üzücü bir seçim arifesi, ölümlerle sonuçlanan bir kavga Suruç’ta yaşananlar. Yaşananlar hakkında çok söz söylendi, farklı tanımlamalar yapıldı: ‘’Suruç olayı’’, ‘’Suruç saldırısı’’, ‘’HDP-PKK’lilerin AKP’lilere saldırısı’’, ‘’Suruç katliamı’’, ‘’Suruç provokasyonu’’, ‘’Suruç cinayetleri’’…

Hükümet yetkilileri olayın yaşandığı erken saatlerden başlayarak faillerin HDP-PKK’li olduklarını, bunların demokratik süreçleri istemediklerini, AKP’lilerin seçim çalışmalarının engellendiği yönlü demeçler verdiler. Bununla da kalınmadı, ‘’Suruç olayının müsebbibi Muharrem İnce’dir’’, ‘’Suruç olayının talimatı Buldan’dan’’ gibi isim de vererek muhalefeti suçlayan demeçler verdiler.

HDP dışındaki muhalefetin ise bu konuda kafası karışıktı. Olay ile ilgili kısa demeçler verdiler, ‘’Üzüldüm’’, ‘’yargı ve hukuk olayı aydınlatacak’’ vb. demeçlerle yetinildi. İnce adına suçlama bile yaşananların aydınlatılması yönünde bir hareketlilik getirmedi. Oysa CHP’nin yerel yetkilileri, Suruç’ta yaşanan sürecin çok farklı dinamikleri içinde barındırdığını, olayın hükümet yetkililerinin dediği gibi gerçekleşmediğini ve aydınlatılması için çabaların artırılması gerektiği konusunda feryat ediyorlardı.

TTB ve Barolar ise olayın aydınlatılması yönlü açıklamalar yaptılar. Bu amaçla yapılacak incelemelerin önünün açılması istendi. Diyarbakır’da toplanan STK yetkilileri ortak bir inceleme için Suruç’a gideceklerini açıkladılar. Fakat izin verilmedi.

HDP yetkilileri Suruç, Urfa yerel örgütleri, ilk günden yaşananlar ile ilgili tanıklıkları görünür kılmaya çalıştılar. Olayın 3 gün önce başladığını ve aileye seçimlere yönelik baskı yapıldığını dile getirdiler. Aslında baskının tüm Suruç halkına olduğunu paylaştılar. HDP Suruç ön raporu açıklayarak yaşananların katliam olduğunu, silahlı saldırının yanı sıra çok büyük kalabalık silahlı bir grubun hastaneyi bastığını, yaralı Şenyaşar ailesi üyelerinin hastane içinde katledildiklerini (oksijen tüpü ile kafaya vurulması, kafaya kurşun sıkılması, boğazından kesme vb.), kamera kayıtları ile olayın aydınlatılması gerektiğini söylediler. Yaşananların 7 Haziran’dan 1 Kasım’a gidişi hatırlattığı, HDP’nin baraj altında kalması için yoğun baskının bir parçası olduğu paylaşılıyordu.

Sosyal medyada, yaşanan olayın korkunç ayrıntıları paylaşılırken, en çarpıcı iddia AKP’nin Urfa’dan Milletvekili aday adayı Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu kaynaklı bir paylaşımdı. Özetle, Suruç’ta AKP’li milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın ailesinin gerçekleştirdiği cinayetleri eleştiren bir yazı idi ve “Tefeci zalimlerin pisliğini temizlemek AK Parti’ye yakışmaz ve mutlaka suçlular cezalandırılmalılar. Şenyaşar ailesinin PKK’li olmadığını vurgulayan Şeyhanlıoğlu, olay yeni bir Roboski’dir” diyordu. Şeyhanlıoğlu yazılanların kendine ait olmadığını, annenin Kürtçe ağıtından etkilendiğini, beş maddelik bir değerlendirmeyi arkadaşları ile paylaştığını söylemişti. Vicdanları harekete geçmişti bir kere… Her ne kadar Şenyaşar ailesinden bir yaralı gözaltına alınarak tutuklansa da. Yandaş haber siteleri gerçeğin üzerini kapamak için yoğun faaliyet sürdürmesine karşın çocukları ve eşini kaybeden annenin demeçleri, hastanede yaşananlarla ilgili paylaştıkları, ‘suçluları tanırım’ ifadeleri; peşinden kardeşini ve babasını kaybeden Mehmet Şenyaşar’ın olaylar sırasında hastanede olduğu, ölü taklidi yaparak kurtulduğu ve yaşananların tanığı olduğu, kamera görüntüleri ile olayın aydınlatılabileceği demeçleri…

Hükümet yetkililerinin sert ve olayı kapatıcı tutumları, aile ve Suruç halkı dışında birçok tanığın susmasını sağladı. Olayın içindeki sağlıkçılar susuyorlardı, bir kısmı rapor alıp uzaklaşıyordu. Oysa vicdanlar harekete geçmişti, otopsi raporunun medyada paylaşımı, peş peşe olay yeri ile ilgili kamera görüntüleri gerçekleri bir bir ortaya koymaya başladı. ‘Hastane kamera görüntüleri de paylaşılsın’ istemi tüm kamuoyu tarafından paylaşılmaya başlandı. Öyle ki, CHP yetkilileri ‘biz bu filmi 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giderken gördük’ demeye başladılar.

Baştan beri yaşananları; Ceylanpınar olayı, 7 Haziran sonrası süreç ile benzerlikleri ile dile getiren demokrat kalemlerin ve medyanın gerçeklerin ortaya çıkarılmasında büyük rolü oldu. Yaşanan bu vahim olay, provokasyon, katliam, linç, vb. ne dersek diyelim 24 Haziran seçimlerini ve sonrasını etkileyecektir. Umarız yaşananlar, Türkiye’nin demokratikleşmesi için önemli adımların atılmasına vesile olur.

Konu ile ilgili paylaştığımız haberleri ve sosyal medyaya yansıyan bir dizi videoyu içeren Suruç dosyası için ayrı bir yer hazırladık. Suruç ile ilgili yaptığımız her paylaşım burada yer alacak.

 

İlginizi çekebilir