Suriyenin Kuzeyi, Türkiye’nin Güneyi-3: Esad’ın da, Yeni Osmanlıların da işi zor!

Celal BAŞLANGIÇ & Ragıp DURAN

Erdoğan bölgede çok tanınıyor. Ama iyi bir şekilde değil. Kuzeylisi Güneylisi Suriyeliler, bugünden yola çıkıp Osmanlı dönemini de eleştiriyor. .

Askerlerin arasında bir mahkum var. Elleri arkadan bağlı. Darağacına doğru götürülüyor.
Davullar dramatik bir ritimle yürüyüşe eşlik ediyorlar.
Askerler fesli. Çalan davulların üzerinde ay-yıldız var.
Belli ki, 1900’lerin başında Suriye’deyiz.
Meydandaki darağacının önünde bir Osmanlı paşası bekliyor.
Kadınlar, meydana bakan bir terasta toplanmışlar. Yüzleri kapalı.
Halk darağacının önünde toplanmış.
Önce kadınlar zılgıt çekmeye başlıyor. Sonra yüzlerini açıyorlar. Bu devinime meydandaki halk da katılıyor. Protesto sesleri giderek yükseliyor. Osmanlı askerlerinin ve paşasının yüzündeki tedirginlik artıyor. Korkuyla çevrelerine bakıyorlar.
Osmanlı paşası “bu iş bir an önce bitsin” diye cellada komut veriyor: “Asın!”
Sehpanın üzerine çıkartılıyor asılacak olan kişi.
Belli ki bir halk kahramanı o ve insanlar asılmasını istemiyorlar.
Cellat yağlı urganı boynuna geçiriyor.
İşte tam bu sırada kalabalığın arkasından at üzerinde silahlı bir grup dalıyor alana. Darağacına doğru hamle yapıyorlar.
Kırmızı fesli Osmanlı askerlerini önlerine katıp kovalıyorlar. En önde hayli kilolu olan Osmanlı paşası kaçıyor.
Asılmak üzere olan mahkum yarı baygın ipten kurtarılıyor.
Terastaki kadınlar, meydandaki insanlar büyük bir sevinç yaşıyorlar.
Böylece Suriye televizyonunda gösterilen dizi filmin bir bölümü daha “mutlu son”la bitiyor.
Dizinin bu bölümünün finalini birlikte izlediğimiz Alnoor Hotel’inin lobisindekiler de rahat bir nefes alıyor.
Herkes huzur içinde bir sigara yakıyor.
Söz arasında belirtelim, gördüğümüz kadarıyla burada bütün kapalı mekanlarda sigara içilebiliyor. Hatta o kadar çok sigara satan dükkan var ki, çoğu paketle değil, kartonla satıyor sigarayı.
Ancak ortalık sahte sigara dolu. Öyle ki bir karton Marlboro’ya bakınca paketlenmedeki yamukluğundan, jelatininin deformasyonundan hemen sahte olduğunu anlıyorsunuz.
Ancak sigara satıcıları da çok kibar. Sizin yabancı olduğunuzu görünce çok ucuza satılan Amerikan ya da Avrupa sigaralarının “çakma” olduğunu, gerçek olan sigarayı biraz daha pahalı da olsa hangi dükkanda bulabileceğinizi gösteriyorlar. Neyse…
Öğrendiğimize göre sadece Kuzey’de değil, Suriye’nin genelinde pek rağbet gören bir diziymiş bu.
Osmanlı’nın Suriyelilere yaptığı zulmü anlatıyormuş.
Hani “Neo-Osmanlı düşü” görenlere de bir bilgi vermiş olalım.
Dışarıda cehennem sıcağı var, ama otelin lobisi serin. Herkes sıcaktan kaçmış, öğle saatlerinden akşamüstüne kadar ortalıkta dolaşmıyorlar pek.
Sık sık elektrikler kesiliyor ancak otelin jeneratörü var. Birkaç dakika içinde susan klimalar yeniden serinletmeye başlıyor.
Hatta Kamışlı’da görev yapan bir gazeteci arkadaş bize otel ararken “Benim ev büyük. Size de yatacak yer var. Ancak gece elektrikler kesilince sıcaktan uyuyamıyor insan. Evde jeneratör de yok” demişti.
Bir gece otelde kalınca bunun ne anlama geldiğini anladık.
Odadaki klimayı ve tepemizdeki pervaneyi bütün kapasitesiyle çalıştırınca ancak uykuya dalabiliyor insan.
Ancak gecenin bir yarısı kan ter içinde uyanıyorsunuz.
Çünkü elektrikler kesilince devreden çıkan klimalar birkaç dakika içersinde jeneratör tekrar elektrik üretse de kendi kendine çalışmıyor. Mutlaka kalkıp yeniden start düğmesine basmak zorundasınız.
Bildiğimiz bir adı yok ama bölgede yaşayanlar Yunanlılar gibi “siesta” düzenine geçiyorlar özellikle yaz sıcaklarında.
Sabah erken açılan dükkanlar öğleye doğru kapanıyor. Kimi evine gidiyor, kimi dükkanı kapatıp içeride yatıyor.
Akşamüstü olunca yeniden canlanıyor çarşı. Dükkanlar açılıyor, halk sokağa çıkıyor, günün son alışverişleri yapılıyor.
Bizi otelden almaya gelen arkadaşlar, “Size bir Kamışlı kahvaltısı yaptıralım” diyorlar.
Sabah yeni açılmış dükkanların olduğu çarşıya dalıyoruz. Daha öğle sıcağı basmamış. Yoğun bir kalabalık var. En çok da zeytin görüyoruz; siyahı, yeşili; kırması, çiziği… Her tür zeytin var. Hepsi de lezzetli. Zeytinin salamura meselesini çözmüş Suriyeliler.

Zaten zeytin ve zeytinyağı üretiminde Türkiye’yle yarışıyorlar. İspanya, İtalya ve Yunanistan’dan sonra dünya zeytinyağı üretiminde artı eksi 200 bin tonla Tunus ve Türkiye ile yarışıyor Suriye. Ancak zeytinyağı sıkma konusunda Türkiye’nin gelişmiş teknolojilerine sahip değiller.

Pasaj içindeki kahvaltıcıda usulen bir miktar kırma yeşil zeytin geliyor masaya. Tam da Yunanlıların uzo ya da çipura mezesi olarak kullandıkları küçük yeşil ve hafif de acımsı cinsinden. Ama esas “Kamışlı kahvaltısı” bal ve kaymak. İkisi de gerçekten lezzetli…

Bugün PYD Eş Başkanı Şahoz Hesen ile randevumuz var. Sözleşilen yere gidiyoruz.

Girişte PYD’nin eski Eş Başkanı Salih Müslim’le karşılaşıyoruz.

Salih Müslim’le ilk kez 2013’te Erbil’de Sheraton Oteli’nde tanışmış, uzun bir röportaj yapmıştık.
Çok iyi Türkçe konuşuyordu Müslim. Çünkü üniversiteyi İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)’nde okumuştu. Kimya Fakültesi’ni bitirmişti. IŞİD’in Kobane saldırısında YPG’li oğlunu yitirmişti.
Bir zamanlar Ankara’da “kırmızı halı”yla karşılanıyordu. Çünkü AKP devleti Suriye Kürtlerini Esad’a karşı savaştırmak istiyordu.

Ancak Kürtler ne Esad’ın ne de cihatçı çetelerin yani dolayısıyla Türkiye’nin yanında olmayı reddedip “üçüncü yol”u seçti. Ankara da bu kez sıkça başvurduğu bir yöntemi seçip Müslim’i “İnterpol’de arananlar” listesine ekledi. Hem de dört milyon TL’lik ödül koydu.

Türkiye, 27 Şubat’ta Çekya’da yakalanmasını sağladı Müslim’in.

Erdoğan hep bir başarı hikayesi arıyordu ve bunun için Çekya’daki bazı bürokratlara rüşvet verildiği, Prag havaalanında Müslim’i Türkiye’ye getirecek özel bir uçağın hazır beklediği iddia edildi.
Ancak bu kez karşılaştığımız Salih Müslim’in değeri gözümüzde biraz düşmüştü!

Çünkü Çekya’da gözaltına alındığı tarihte Salih Müslim’in başına konan ödül bir milyon Euro’dan biraz fazla ediyordu.

Ancak bugün karşılaştığımız Salih Müslim’in değeri 570 bin Euro’ya kadar düşmüştü.

Demek ki Trump’un saldırısı sadece bayrağa ve ezana değil aynı zamanda Salih Müslim’e deymiş!
Elbette bu işin şakası ama, PYD’nin eski Eş Başkanı Salih Müslim’in yanına yeni Eş Başkan Şahoz Hesen gelince dayanamayıp sorduk:
“Senin kadar ediyor mu?”
“Yok” dedi Salih Müslim, “Ama yakında edebilir. Daha başına neler geleceğini bilmiyor”.
Hep birlikte gülüştük.

PYD’nin yeni Eş Başkanı Şahoz Hesen söyleşiye “Öncelikle hoşgeldiniz” diye başlıyor.
“Rojava halkının gerçek sesinin Türkiye halkına ulaşması bizim açımızdan çok çok önemli. Çünkü Türk devleti, Rojava’da yaşanan gelişmeleri manipüle ederek ve karartarak aktarıyor.”

Hesen’le önce Salih Müslim’i “kırmızı halılarla” karşılayıp sonra başına ödül konmasını soruyoruz, o da bizim kadar şaşırdığını söylüyor.

“Gerçekten bu konuda herkes gibi biz de şaşkınız. Türk devletinin politikası Kürt düşmanlığını öne çıkartan bir politika. Rojava’ya olan yaklaşımı da ilk günden bu yana bu doğrultuda gelişti. Belki kişisel açıklamalarda Salih Müslim arkadaşımız bu şekilde ön plana çıkartıldı ama mesele sadece o değil. Henüz daha ilk çatışmalarda, Serakaniye’deki çatışmalarda, ortaya çıkan güçler Türkiye sınırından geçerek geldiler. Belki rejimle (Suriye) bir iki saat çatıştılar ancak bizimle aylar süren çatışmalara girdiler. IŞİD ve El Nusra ceplesi ile bugün Afrin’e uzanan bir yelpazede topraklarımıza saldırılar düzenledi. Türk devletinin mantığına göre burada Kürt halkının öncülüğünde ortaya çıkan oluşum, görünen o ki Ankara’da hoşnutuzluk yaratıyor. Ve darbelenmesi, yok edilmesi gereken bir hedef olarak görülüyor. Bu sebeple saldırgan davranıyor ve politikasını bu temelde şekillendiriyor.”

“Rojava’daki devrimin başlangıcında, daha da geniş anlamıyla Suriye’deki olayların başlangıcında biz tutumumuzu çok açık bir şekilde ortaya koyduk” diye anlatıyor Hesen:

Biz rejime karşı Suriye’deki anti demokratik durumu değiştirmek isteyen muhalif bir hareketiz. Tek parti rejimini de cihadist Sunni-İhvan anlayışını da kabul etmiyoruz ve biz ‘üçüncü yol’ dediğimiz yaklaşımı benimsedik. Biz, demokrasi yolunu temsil ediyoruz. Biz bu esas üzerinde mücadele ettik ve çalışmalar yürüttük. Biz ne despotik siyaseti temsil eden rejime ne de sırtını IŞİD ve El Nusra Cephesi’ne dayayan güçlere taraf olduk.

Hesen, bir tarafta Suriye, Rusya, İran dengesinde, diğer yanda ABD ve bir başka cephede Türkiye ile aralarında oluşturdukları “dehşet dengesi”nin kodlarını açıklıyor:

Toprak anlamında bir ilerleme kaydettik. Politik duruşumuz karşılıklı bir takım fikir alışverişi yapmamıza olanak sağladı. Suriye ve Rusya tarafı IŞİD ve El Nusra ile savaşımızın devam ettiğini görüyor. Onlar da bu savaşın içindeler. Bu güçlere karşı en etkin savaşı YPG ve YPJ olarak biz verdik. Uluslararası koalisyon da Kobane savaşından sonra gördü ki IŞİD’in yenilgisi Kürtlerin sayesinde gelişti. Bu nedenle hem siyasi hem de askeri alandaki gelişmeler tüm taraflarla konuşabilme olanağını ortaya çıkardı. Fakat bu coğrafyada temel bir gerçekliği de görebiliyoruz. Biliyoruz ki İran ve Rusya’nın yardımları olmasa Esad rejimi ayakta duramazdı. Bu nedenle İran ve Rusya’yı dahil edebileceğimiz uluslararası güçler, bizi demokratik bir çözüm için attığımız adımları doğru bir temelde değerlendirirlerse bu durum Suriye halkı için de, sorunların çözümü için de doğru bir adım olacaktır. Fakat bunları yapmaz ve sorunun savaşa evrilmesine yol açarlarsa güzel şeyler yerine hoş olmayan şeyler yaşanacaktır.

Kurdukları sistemden ve güvenlik koşullarından emin Hesen.

“Biz savaş halindeyiz ve savaş hallerinde herhangi bir istikrar olmaz. Fakat Suriye geneline bakıldığında en güvenli ve güvenlik yanında çalışma koşullarının sağlandığı tek bölge, bizim bölgemizdir. Fakat bize karşı uygulanan baskı ve ambargolar zamanında dahi, biz halkın ihtiyacını karşılamaya çalıştık. Bizim politikamızın temel paradigması halkın kendine yetebilmesidir. İyi olan şey şu ki Rojava zenginlik bakımından kendi kendine yeterli bir pozisyondadır. O yüzden çok büyük sorunlar çıkmayacaktır. Ancak yine de zorluklar yaşanmadı değil. Fakat şu aşamada iki üç yıl önceki dönemlere yani IŞİD ile savaşın sürdüğü döneme ve IŞİD’in etrafımızı kuşattığı döneme kıyasla çok daha iyi bir pozisyondayız.”

Farklı dinden, mezhepten ve etnik kökenden gelenlerin koskocaman bir mozaik, hatta gökkuşağı oluşturduğu bir coğrafyada yeni bir sistem kurmanın büyük zorlukları da var. Elbette geleceğe dönük özlem de biriktiriyor insanlar. Hesen bu konudaki beklentilerini de anlatıyor:

“En fazla istediğimiz şey, bu çalkantılı dönemin bitmesidir. Özellikle Araplar için söyleyeyim, rejim döneminde, çok fazla imkan olmasına rağmen, bugünkü kadar hizmet almadıklarını söylüyorlar. Elbette bu görüş, herkesin razı olduğu anlamına gelmiyor. Milliyetçi ve katı düşüncesinden dolayı kabullenememe durumu da gelişiyor. Ancak bunlar güçlü ve çoğunlukta değiller. Toplumun çoğunluğu huzur ve istikrar istiyor.”

Kuzey Suriye Federal Bölgesi’nde seçimler yaptıklarını anlatıyor Hesen. Bölgede yaşayan farklı dinden, mezhepten ve etkin kökenden insanların kurdukları sisteme destek verdiklerinin kanıtı olarak “Halkın yüzde 76’sı bu seçimlere katıldı” diyor.

“Demek ki halkın bu duruma teveccühü var. Söylediğim gibi, problem zihniyetlerde. Belli ki bu durum kolay kolay ortadan kaldırılamayacaktır. Fakat kurduğumuz sistem, sadece Kürtlerin sistemi değildir. Fakat bize karşı yapılan propagandalarda rejim, İhvancılar ve Türkiye, durumu böyle göstermek istiyor. Ama biz bunu kabul etmiyoruz. Bu sistem, sadece Kürtlerin sistemi değildir. Yönetsel bağlamda Kürtler, Araplar, Çeçenler, Türkmenler, Ermeniler hep birlikteler. Suriye Demokratik Güçleri içinde mücadele eden binlerce Arap genci şehit olmuştur. Artık bu mücadele toplumsal bir gerçeklik haline geldi. Böylece sisteme olan inanç ortaya çıkmıştır. Bu desteği daha da güçlendirip Suriye’nin tamamına önerebileceğimiz bir sistem haline getirmek istiyoruz.”

 

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir