Şüphe, suç ve ceza – Nejla Kurul

Gözler ruhun aynası ise kan çanağına dönmüş gözler neyi anlatır? Nerede olduğunu ve kimlerle konuştuğunu anlamaya çalışan yabancı bakışlar! “Bizi attılar, attılar” diyor, 8 çocuklu elli yaşındaki Osman Şiban. İki kişiler, birisi yoğun bakımda, diğerinin hafızası yok! Gözaltına alındıktan sonra adil biçimde yargılanması gereken kişilerin çok sayıda kırık, iç kanama, beyin kanaması, kafa travması ile hastaneye teslim edilmesi ve helikopterden atıldıkları iddiaları… Valilik kişilerin usulüne uygun şekilde gözaltına alındığını iddia ediyor. İşkence ve usulüne uygunluk! Ne düşünür veya ne hissederiz? Bir zamanlar Arjantin’de olduğu gibi, ‘mutlaka bir şey yapmış olmalılar’ mı deriz, yoksa masumiyet karinesini anımsar, herkes için adil yargılanma hakkını mı savunuruz?

Helikopterden atılma iddiaları, yine bir dönemin Arjantin’ini düşündürüyor. ‘gökten yağan cesetler’in öyküsünü… Askeri darbeler ve ardından kurulan yönetimlerin ikili işlevinden söz ediyor makaleler: özgürlük taleplerini törpülemek ve sermayenin ‘neoliberal’ düzenini inşa etmek. Bu konu hakkında yazayım derken AİHM ve AYM kararlarına karşın hangi hukuki nedenle cezaevinde tutulduğu ‘bilinmeyen’ Selahattin Demirtaş hakkında yeni bir dava açıldı: “Tehdit ve terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerini hedef göstermek” iddiasıyla. Hemen ardından, Demirtaş’ın da suçlandığı Kobane eylemleri (6-8 Ekim 2014) bahane edilerek demokrat, sol ve sosyalist 82 HDP’li politikacı gözaltına alındı. Bu davalar ve gözaltılar, özellikle sosyal medyada HDP’nin toplumsal ve politik bedenselleşmesine yönelik politik bir baskı olarak işlendi.

Öyle ya, şüphenin suç sayıldığı, adaletin kırıntılarının bile bedenlere sevinç yaydığı dönemler yaşıyoruz. AKP-MHP iktidarı döneminde tehdit her gün yeniden tanımlanıyor. Kobane olaylarına dair sorular başka sorulara bağlanıyor: İktidar, şüphesini “kuvvetli şüpheye” dönüştürmek için neden altı yıl bekledi? AKP Kobane’den sonra çözüm sürecini neden beş ay daha sürdürdü? Kobane olayları hakkında gerçeği ortaya çıkarmak için TBMM’ne verilen çok sayıda araştırma ve soru önergesi AKP’li vekillerin oylarıyla neden reddedildi? Üstelik bu gözaltılar, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2019’da söylediği, “Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” sözlerini anımsattı. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala neden konuşmuyor?

Peki, bu sorular karşılıksız kalırken HDP Türkiye için ne yapıyor? Türkiye’de egemen siyasetinalının altına süpürdüğü sorunları dillendiriyor. Perdeleri aralıyor, firari hakikatleri arıyor. Pek çok acıyla, gözyaşıyla, hukuksuzlukla anımsanan köklü sorunların görünür, konuşulur ve tartışılır olması için uğraşıyor. Mücadelesi var olan siyasal ölçülere indirgenemeyen bir ‘siyasal olan’a karşılık geliyor ve siyasette farklı, üçüncü bir yolu açmaya çalışıyor. Doğal olarak siyasal iktidarın gürültüsü içinde kendini topluma anlatırken ciddi güçlüklerle karşı karşıya kalıyor.

HDP’nin güçlükleri aşabildiği ayrıcalıklı an, diğer bir deyişle HDP’nin yıldızının parladığı an 7 Haziran (2015) seçimleriydi. HDP her 100 seçmenin 13-14’ünün gönlünü ve oyunu aldı ve TBMM’nin üçüncü partisi oldu. Anımsayacağınız gibi bu seçimler yok hükmünde sayıldı. Şu anda gözaltında bulunan siyasetçiler, 7 Haziran seçimlerinin yapıcıları! Yaptıkları şey şu idi: varlık hiyerarşisini reddetmek, kimsesizleri, dilsizleştirilenleri güçlendirirken insanı doğanın efendiliğinden azletmek, hiyerarşileri sorgulamak, yatay örgütlenmeleri öncelemek, toplumsal cinsiyet ve etnik eşitsizliklerini salt kültürel bir olgu olarak görmeyip bu olguları sınıf ilişkilerinin özgülleşmesi olarak değerlendirmek. HDP düşüncesinin yol açtığı çoklu karşılaşmalar, üyelerini ve etkileşenleri sürekli bir Öteki-oluşun içinden geçmeye zorluyor.

Sosyal medyada HDP’ye dönük gözaltılar, “HDPsusturulamaz” etiketiyle farklı cenahların karşılaşmalarına ve zaman zaman kapışmalarına vesile oldu. HDP’ye dönük saldırıların yanı sıra çeşitli siyasal partilerden, demokratik kitle örgütlerinden, aydınlardan, sanatçılardan önemli bir destek geldi. Bu desteğin kıyısına ilişmiş, “gerçekleri seziyoruz, bildiklerimiz var, ama korkuyoruz” diyen öz eleştirel iletilerin sayıları da bir hayli fazlaydı. Korku duygusunun toplumsal bulaşıcılığı ve ekonomi politiği, korkunun içinden taşan, onunla savaşan ve aşan cesareti de açığa çıkarıyor. AKP-MHP iktidar bloğu, olumlu ya da olumsuz ama bir kez daha HDP’nin ve Kobane olaylarının yeniden konuşulmasını sağladı. HDP bir kez daha hem iktidarı hem de muhalefeti harekete geçirebilen bir güç olduğunu gösterdi.

Anlaşılıyor ki siyaset, siyasal olanı baskılayıp hükmetme içine sıkıştırdıkça Türkiye demokrasisi kendi sınırlarına dayanıyor. Millet İttifakı, insani yetkinliğini herkes için adalet ve özgürlüğün mükemmel bir düzeyine çekmeden demokrasi oyunu, AKP-MHP iktidarının ölçülerine göre oynanacak görünüyor. Bununla birlikte sayılamayanların, payı-olmayanların, yası tutulmayanların sesi duyulmaz ve sözleri meşru görülmezse kurumsal siyaseti tersine çeviren ve özgürlükçü ilişki biçimlerine yönelen demokrasi mücadelesi her şeye rağmen yenilenerek devam edecek.

İlginizi çekebilir