Spor medyasında kadın, hegemonik erkeklik ve eril dil

Tüm dünyada sporcuların yüzde 40’ını kadınlar oluştursa da spor medyasında kadınların yalnızca yaklaşık yüzde dördü temsil ediliyor; bu temsil biçimleri de oldukça sorunlu.

Yasemin Giritli İnceoğlu

Spor haberleri, cinsiyetle ilgili normları ve kalıp yargıları biçimlendirme konusunda kuşkusuz güçlü bir etkiye sahip. Medya, zaman zaman spora ve sporculara dair temsilleri ile cinsiyet kalıp yargılarının oluşturulmasına katkıda bulunuyor. Bunu ne biçimde yapıyor? Kadın sporcuları önce kadın, sonra sporcu olarak sunuyor; genellikle görünüş, yaş veya aile yaşamına atıfta bulunuyor, ya nesneleştiriyor ya da aşağılıyor. Güzel kadın sporcuların bedenlerinin başka mecralarda -özellikle Instagram bu konuda açık ara çok kötü örneklerle dolu- pornografik olarak kullanıldığına tanık oluyoruz.

Erkekleri ise güçlü, bağımsız, baskın ve değerli olarak tanımlıyor. Son zamanlarda spor yayıncılığı dünyasında daha çok kadın görmeye başlamış olsak da hala spor muhabirlerinin çok azı kadın, bu özel habercilik, tüm dünyada ağırlıklı olarak erkek egemen uzmanlık alanı olarak algılanıyor.

Tüm dünyada sporcuların yüzde 40’ını kadınlar oluştursa da spor medyasında kadınların yalnızca yaklaşık yüzde dördü temsil ediliyor; bu temsil biçimleri de oldukça sorunlu.

Hegemonik erkeklik

Spor medyasında yapılan cinsiyet analizlerinin büyük çoğunluğu, erkeklere tüm spor alanlarında kadınlardan daha fazla yer verildiğini ve kitle iletişim araçlarının, sporda hegemonik erkekliğin güçlendirilmesine yardımcı olduğunu gösteriyor. Hegemonik erkekliği, kadınları erkeklerin altındaki konumlara yerleştiren Batı toplumunun temel özelliği olarak, erkekliğin genel kabulü olarak tanımlamak mümkün.

Connell tarafından geliştirilen hegemonik erkeklik kavramı, Batı toplumlarında toplumsal cinsiyetin sosyal inşası ile ilgilenen akademisyenler tarafından tartışılıyor. Connell ve Messerschmidt’e göre, hegemonik erkeklik kavramı, kısmen cinsiyet rolü teorisine tepki olarak ortaya çıktı, statik olduğu, cinsiyetler arasındaki güç farklılıklarına dikkat etmediği, direniş ve sosyal değişimi hesaba katmadığı için de birtakım eleştirilere uğradı.[1]

Connell’e göre erkeklik sabit bir kimlik, rol ya da kişisel özellikler dizisi değil. Daha ziyade, erkeklikler, sosyal eylemi gerçekleştiren ve bu nedenle belirli bir sosyal ortamdaki cinsiyet ilişkilerine göre farklılık gösterirler. Bir başka deyişle, erkeklik konfigürasyonları konjonktürel olarak değişim eğilimi taşır. Erkeklikler, somutlaştırılmış pratiklere ek olarak kültürel değerleri ve ideolojileri yansıtıp,  ‘sabit bir bilgi nesnesi’ değil, süregiden bir ‘toplumsal cinsiyet projesi’ oluşturuyorlar. Hegemonik erkekliği oluşturan ‘toplumsal cinsiyet projesi’ zaman ve mekana göre değişebildiği gibi, kültürel temsil, günlük uygulama ve kurumsal yapı gibi birden çok kesişen boyutu da kapsıyor.

Spor feminizmi

Spor ve medya ikilisi, Batı dünyasında hegemonik erkeksi sosyal yapıların korunmasına yardımcı olan iki temel güç. Liberal feminizm, eşit fırsat girişimlerini ve kadınların işgücünde daha iyi temsilini toplumsal cinsiyet adaletinin anahtarı olarak kabul eder. 1960’ların ortalarından beri spor-medya ilişkisi ile ilgili eleştirel çalışmalara yoğunlaşan yeni bir alan doğdu; spor feminizmi.

Spor feministlerinin çalışmaları, herhangi bir feminizm kategorisine kolayca uymasa da “fırsat eşitliği”ne vurgu yapıyor.

Kadınlarla erkeklerin farklı olmaktan çok birbirlerine benzedikleri hümanist ontolojik nosyona dayanan liberal feminizm, kadınların erkeklerle birlikte eşit bir biçimde yer almasını savunur, kurumların ideolojik temellerine değinmez, ancak kadınların hegemonik uygulamalara meydan okumaya istekli olacaklarını varsayar.

Ancak şu da bir gerçek ki, en tepede kilit noktaları tutmuş, karar verme süreçlerinde söz sahibi olan erkeklerin rızası alınmadan şu anki gidişatın değişmesi zor. Bu konuda ayrıca iki tartışma konusu gündemde; meslekteki kadınların egemen değerleri benimsedikleri için bu gidişatı değiştirmelerinin zor olacağı ifade ediliyor. Diğer taraftan bir başka eleştiri de, profesyonellik ve nesnellik adına kadın editörlerin kendileri ile feminizm ve kadın hareketi arasına bilinçli bir biçimde mesafe koyma olasılıklarının yüksek olduğu konusunda…

Kadınların medyada çerçevelenmesi

Çerçeveleme, gazetecilerin olayları seçip düzenleyerek ve ardından bunları bir hikâyeye yerleştirerek olayları anlamlandırma sürecini tanımlamak için yaygın olarak kullanılan bir kavram ve genel olarak, belirli bir konu veya olayla ilgili bir bakış açısının “gerçekliği” yorumlama ve sunma süreci olarak kavranıyor.

Çerçeveleme, kelime veya kelime öbeği seçiminde, kaynakların kullanımında ve temaların tekrarında kendini ortaya koyar. Gerçekliğin konumlandırılması ve iletişimi için bu şemalar önemli çünkü olaylara, kimliğe ve kültürel açıdan önemli diğer konulara atfedilen anlamın temelini oluştururlar.

Araştırmalar, medyada konuların çerçevelenmesinin okuyucuların bir konu hakkındaki yargısını etkileyebileceğini ve bir konu tanımlandıktan sonra onu yeniden tanımlamanın zor olduğunu gösteriyor. Tuchman’ın [2] kadınların marjinalleştirilmesi ve haberin önemsizleştirilmesi yoluyla “sembolik yok edilmesi” konusundaki temel çalışması, feministler için önemli bir kaynak oluşturdu. Tuchman çerçevelemeyi ideolojiye bağlayarak, sembolik yok oluşu güçlendiren çerçevelerin aynı zamanda hegemonik erkekliği güçlendiren ideolojinin bir yansıması olduğunu öne sürer. Spor feministleri, kadın sporcuların çeşitli şekillerde sembolik olarak yok edildiğini öne sürerek, Tuchman’ın fikirlerini spor medyasının kapsamını analiz etmek için kullandılar [3]. Ulaştıkları sonuçlar; kadın sporculara çok az yer verildiği, verildiğinde de genellikle atletik yeteneklerini kötüleyen, görünüşlerine ve kıyafetlerine odaklanan, erkek sporcularla olumsuz bir biçimde karşılaştırılarak, önemsizleştirildikleri yönündeydi.[4]

Dahası, spor medyasının spordaki kadınları ele alırken aşağılayıcı mizahı kullanma ve kişisel yaşama müdahale olasılığının daha yüksek olduğunu [5], medyanın kadınları duygusal olarak erkeklerden daha savunmasız ve daha az yetenekli rakipler olarak çerçeveleyerek sunduğunu ortaya çıkardı.[6] Gazetecilerin işledikleri konuları nasıl çerçevelediklerini etkileyebilecek bir dizi faktör olsa da en çok ilgi çeken faktör cinsiyet. Kadın kimliğinin haber profesyonelliği üzerindeki etkisini ortaya koyan araştırmalar, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadın gazetecilerin haberlerinde erkek muhabirlere göre daha fazla kadın kaynağı kullanarak, daha fazla oranda olumlu haber yaptıklarını açığa çıkardı.

Eril dil ve spor haberleri

Spor/futbol dilinde de olduğu biçimiyle, lakap ve adlandırmalar, argo ve ötekileştirmeyi sıklıkla kullanan spor/futbol medyasında, banal milliyetçilik, çiğ bir cinsiyetçilik ve homofobi, haber ve başlıklarda sıklıkla karşımıza çıkıyor. Spor gazetelerinde saldırgan bir erkeklik, hem kullanılan fotoğraflarda hem de haber başlık ve metinlerinde çok sık yer alıyor. Erkeklerin ve eril dilin hakim olduğu bu dünyada cinsiyetçilik, gündeliğin bir parçası gibi sunularak normalleştiriliyor. Kullanılan eril dil, hükmedici, ezici, buyurgan, aşağılayıcı ve kapalı bir dil. Bu dilin bir başka özelliği de, öfkeyi, nefreti, kadını ve kadınsılığı aşağılaması.

Cinsiyetçilik içeren bir biçimde küfrün kullanımı, ataerkil toplumlarda erkek kimliğin inşasında kabul edilmiş toplumsal araçlardan biri. Cinsiyetçi küfür, pek çok insanca düşünüldüğü gibi, gülmece değil, cinsel şiddettir, aşağılama yoluyla şiddet uygulamadır. Ayrıca küfür, kalıp yargıları güçlendirir ve bu yolla ayrımcılığın meşru bir zemin bulmasına yardımcı olur. Zaten, kadınların her gün şiddet, taciz ve tecavüze uğradığı, öldürüldüğü, kısaca kadına yönelik şiddetin günlük rutine dönüştüğü ataerkil bir toplumda, kadın bedeni üzerinden yapılan bir küfür ne kadar masum olabilir ki?

Ne yapılabilir?

Sporda kadınlara değer verilen bir ortam yaratmak için, muhabirlerin, editörlerin, oyuncuların, antrenörlerin, akademisyenlerin, spor medyasında varlığını sürdüren, cinsiyetçi, önyargılı kültüre ve dile meydan okumaları gerekir. Bu nasıl yapılabilir? Kadınlarla ilgili olumlu haberler yayınlayarak, sosyal medyada farkındalık yaratarak, daha fazla kadını işe alarak, feminist bir spor podcasti hazırlayarak, kadın sporlarına ve kadın gazetecilere platformlar sunan yeni web sitelerini kamuya duyurarak…. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini vurgulayan akademik çalışmalar üretmek ve kadınların spor haberlerini öne çıkararak kapsayıcılık ve çeşitlilik eksikliğine dair bilinç oluşturmak da bu örgütlenmenin olmazsa olmaz ayağı.

(NÖ)

Kaynakça

1-Connell, R. W. ve Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic masculinity: Rethinking the concept. Gender & Society, 19(6), 829-859. doi: 10.1177/0891243205278639
2-Tuchman Gaye. (1978). Introduction: The symbolic annihilation of women by the mass media, New York: Oxford University Press.
3- -Kian E, Hardin M (2009) Framing of Sport Coverage Based on the Sex of Sports Writers: Female Journalists Counter the Traditional Gendering of Media Coverage , International Journal of Sport Communication, 2009, 2, 185-204.
4- Shugart, H. (2003). She shoots, she scores: Mediated constructions of contemporary female athletes in coverage of the 1999 U.S. women’s soccer team. Western Journal of Communication, 67(1), 1–31.
5- Billings, A.C., Halone, K.K., & Denham, B.E. (2002). “Man, that was a pretty shot”: An analysis of gendered broadcast commentary surrounding the 2000 men’s and women’s NCAA Final Four basketball championships. Mass Communication & Society, 5(3), 295–315.
6- -Kinnick, K. (1998). Gender bias in newspaper coverage of the 1996 Olympic Games: A content analysis of five major dailies. Women Studies in Communication, 21(2), 212–237.
7- -Kian E, Hardin M, a.g.e.

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir