Şiire kadın cinselliğini cesurca nakşeden bir kadın: Delmira Agustini

Tarihten Kadın Portreleri’nde bu hafta cesur kalemiyle şiirlere can veren, yaşamı ayrıldığı erkek tarafından sonlandırılan Delmira Agustini var. Eduardo Galeano’ya göre o trans halinde yazıyordu, hiç gizleme ihtiyacı duymadan şarkılarında aşk ateşini konu ediniyordu ve erkeklerde alkışladıklarını kadınlarda cezalandıranlar tarafından lanetleniyordu.

Delmira Agustini 24 Ekim 1886’da Uruguay’ın Montevideo kentinde dünyaya gelir.

Çocukken Fransızca, resim, müzik ve nakış eğitim alan Delmira’nın çalışmalarına bakıldığında onun hem şiir hem de felsefe açısından iyi bir temel aldığı fark edilebilir. Örneğin, Nietzsche’nin felsefesinin onun şiiri üzerinde güçlü bir etkisi vardır.

Yazma arzusu Delmira’nın içine henüz çocuk yaşta gelir. 10 yaşında yazmaya başlayan Delmira’nın şiirleri “La Alborada” gibi edebi dergilerde yayımlanır.

Delmira’nın ilk şiir kitabı ‘El libro blanco’ 1970’de yayımlanır. Şiirlerinde kadın cinselliğini ve seksi cesurca kullanan Delmira, geleneksel kadınlık rollerine, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dayattığı algılara meydan okur. Delmira, şiirdeki modernizmi, tutkusuyla harmanlar.

Latin Amerika’nın en ünlü şairleri arasında gösterilen Delmira’nın bu şiirleri bir kesim tarafından takdire şayan bulunurken bir kesim tarafındansa – bunlar her anlamda kadınların özgürlüğüne ket vurulmasından yana olan eril zihniyetin temsilcileridir – ‘eleştiri’ adı altında hedefe konur.

Çünkü beklenen “normal” orta sınıf kadınların hiçbir zaman seks hakkında düşünmemeleridir. Ki Delmira bunu düşüncenin ötesine taşıyarak şiire döker.

Mesele Delmira’nın cinselliği şiire sokma yeteneği ve onu yayınlama cesaretine sahip olmasıdır.

Kendisine örnek aldığı isim ise Rubén Darío’dur. İkili aynı zamanda yakın bir dostluk kurar.

1913 yılının Ağustos ayında, uzun bir süredir birlikte olduğu Enrique Job Reyes ile evlenir. Kaynaklar tarafından net bir süre ortaya konulmamakla birlikte bu evliliğin oldukça kısa sürdüğü belirtilir. Ailesinin evine dönen Delmira, kendisini tehdit eden Enrique’ye boşanma davası açar.

Delmira, kadınların, eşleri kabul etmeden boşanma davası açmasına izin veren yeni bir boşanma yasasını kullanan ilk kadındır.

Boşanma gerçekleşir ancak Enrique onun taşındığı yere de gelir. 6 Temmuz 1914’te ise Delmira, Enrique tarafından evde öldürülür. Delmira’yı öldüren Enrique ardından da aynı silahla intihar eder.

Delmira’nın eserlerinin tamamı ölümünden 10 yıl sonra yayımlanır. Hakkında birçok inceleme yazılır ve adı unutulmazlar arasına girer.

Onun adını kalemiyle yaşatan isimlerden biri de yazar Eduardo Galeano olur. Galeano’nun ‘Kadınlar’ isimli kitabında Delmira için kaleme aldığı bölüm şöyledir:

“Bu kiralık odada kocası olmuş adamla randevulaştı; adam sonra onu öldürdü ve kendini öldürdü.

Uruguay gazeteleri yatağın hemen yanında yatan bedenin iki kurşunla devrilmiş, şiirlerindeki gibi çıplak, üzerinden çıkardığı tüm kıyafetleri ve çorapları düşük Delmira’nın fotoğrafını yayınlıyorlar:

‘Gidiyoruz daha uzağa gecenin izinde, gidiyoruz…’

Delmira Agustini trans halinde yazıyordu. Hiç gizleme ihtiyacı duymadan şarkılarında aşk ateşini konu edinmiş ve erkeklerde alkışladıklarını kadınlarda cezalandıranlar tarafından lanetlenmişti. Çünkü ‘iffet’ bir kadınlık görevi, zevk ise tıpkı akıl gibi bir erkek ayrımcılığıydı. Uruguay’da yasalar ruh ve bedeni sanki bunlar Güzel ile Hayvan’mışçasına birbirinden ayıran insanların önünde yürür. Nitekim Delmira’nın cesedinin önünde gözyaşları döker ve ulusal edebiyatın böylesine önemli bir kaybı hakkında cümleler sıralarlar, ama görünüşte böylesine acı çekenler aslında rahatlamış bir şekilde iç çekerler: Ölen ölmüştür ve böylesi daha iyi olmuştur.

Acaba ölmüş müdür? Dünyanın gecelerinde aşk ateşiyle yanıp tutuşan tüm sevgililer onun sesinin yankısı ve bedeninin gölgesi olmayacaklar mı? Kontrolsüz ağzı şarkı söylesin ve göz kamaştırıcı ayakları dans etsin diye dünyanın gecelerinde ona küçücük bir yer açmayacaklar mı?”

Gecenin içinde Delmira

Delmira’nın yaşam öyküsünü onun ‘Ağzında’* şiirinin mısralarıyla tamamlayalım.

“Kayaların üstünde cennet bahçemde

Dalmışken gururumu yükselten ilahi işlerime

Şafak vakit uzaklardan parlak bir taç yaprağı erdi bana

Öptü gecenin içinde. Uzanmışken kayaların üstünde

Çekirdeğine yapışmış çılgın bir şeftali gibi, öyle sarılırken işime

Ağzının kıyısından fırlamış sesin, kutsal bir çan gibi

Duygu yüklü bir işaret gökyüzünden.

Yakaladı beni altın kemendiyle,

Bir baş dönmesinin yuvalandığı yer senin o harika ağzın

İki gül yaprağı bitişince…

Yer yarılır, açılır denizlerin dibinde bir uçurum

Fırtına sonrasında güneşin parlak ışıkları;

Ağrısız ve dingin

Ruhum kendi kendini dokuyor orada

Eğiliyorsun kayanın kibirli başına,

Ve düşüyorum bitimsizliğine, yine o kanlı uçurum!”

Bu portrede beta.reconesse.org internet sitesinden ve Eduardo Galeano’nun ‘Kadınlar’ kitabından yararlanılmıştır.
*Şiiri Türkçeleştiren Eliz Edebiyat Dergisi’nden Z.Betül Yazıcı.

Kaynak: KARINCA

İlginizi çekebilir