Şiddete karşı ‘Kelebeklerin’ yolunda

‘Mirabel Kardeşler’in özgürlük bayrağını dalgalandırmayı sürdüren kadınlar, bu yıl da 25 Kasım’da Türkiye ve Kürt kentleri başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında erkek devlet şiddetine karşı alanlarda olacak.

Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğünü kabul etmeyen halka ve emekçilere, yönelik faşizan saldırılar karşısında direnişi ve mücadeleyi seçen Sosyal Değişim Hareketi’nden 3 kadın, 25 Kasım 1960 tarihinde öldürüldü. Öldürülmelerinin üzerinden 58 yıl geçti. Diktatörlüğe karşı mücadele veren bu 3 kadın Maria Teresa, Minerva Argentina ve Patria Mercedes tarihe “Mirabel Kardeşler” diye geçti.

Dominik Cumhuriyeti’nin Cibas bölgesinde dünyaya gelen 3 kız kardeşin mücadelesi, kardeşlerden Patria’nın 1960’ın Haziran ayında Clandestine Hareketi’ni kurmasıyla başladı. Daha sonra Minerva ve Maria Teresa’nın da bu hareket içerisinde yer alması, Trujillo diktatörlüğü için “tehlikeli” hale geldi. 3 kadın, beraber yürüttükleri diktatör karşıtı mücadelede ağır baskılara maruz kalarak, hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak baskı ve hapis cezalarının kadınları özgürlük mücadelelerinden alıkoyamayacağını anlayan diktatör Trujillo, tarih 25 Kasım 1960’ı gösterdiğinde yıllardır kadınlar üzerinde uygulanan işkenceyi hayata geçirdi. Mirabel Kardeşler, eşlerini cezaevi ziyareti dönüşü diktatör Trujillo güçleri tarafından arabalarından zorla indirilerek cinsel saldırıya maruz bırakıldılar. Kardeşlerin bir araba kazasında yaşamını yitirdikleri duyurulsa da Mirabel Kardeşler’in ölümünden bir yıl sonra Trujillo karşıtı hareket, diktatörlüğün sona ermesini sağladı.

Kadınlar için sembol

O günden bu yana kardeşlerin öldürüldüğü her 25 Kasım, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren dünya kadınları için sembol bir gün haline geldi. Yapılan işkenceyi unutmayan Latin Amerikalı kadınlar, “Kelebekler” olarak andıkları kardeşler için 1981 yılının 25 Kasım’ında Dominik’te toplanarak bir kadın kurultayı düzenledi. Kurultay’da alınan kararla birlikte, “Kelebekler” in öldürüldüğü “lanet” gün, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi. Daha sonra 1999’da BM tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan edilen bugünde dünyanın dört bir yanında kadınlar, unutmadıkları “Kelebekleri” etkinliklerle anmaya başladı. Mirabel Kardeşler’in verdikleri mücadelede çakan kıvılcım, tüm dünya kadınlarına örnek oldu.

Her yerde aynı yöntem

Her dönem kırıma uğrayan, emeği görülmeyen ve bedeni sömürülen kadın, günümüzde de aynı uygulamalara maruz kalmaya devam ediyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınan, eve kapatılan, “doğum makinesi” olarak görülen, “anne” diye kutsallık atfedilen, “cinsel obje” ve “ucuz iş gücü” olarak görülen, erkek ve devlet tarafından öldürülen ya da şiddete uğrayan kadınlar, Türkiye’de de benzer politikaların hedefi haline geliyor.

En az 363 kadın cinayeti

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) kadın cinayetlerine ilişkin hazırladığı rapora göre 2018’in ilk 10 ayında 363 kadın öldürüldü. Bu rakamın aksine kadına yönelik şiddete dair verilen soru önergesini ilk defa yanıtlayan İçişleri Bakanı Soylu ise 2017 yılında ve 2018 yılının ilk 7 ayında 393 kadın cinayetinin yaşandığını belirtti. Yapılan bu açıklama ardından KCDP yaptığı açıklamada verilen bu rakamların doğruyu yansıtmadığını söyledi.

2017’de 290 kadın ve 22 çocuk öldürülürken, bunların büyük çoğunluğu da ilan edilen OHAL döneminde yaşanmıştı. Türkiye’de kadın cinayeti ve cinsel saldırıların giderek arttığını ise 2018 yılına ait veriler ortaya koyuyor. Bianet’in kadına yönelik şiddet çetelesine göre; erkekler 2018 yılının ilk 9 ayında en az 183 kadını öldürdü, 54 kadına cinsel saldırıda bulundu, 162 kadını taciz etti; 279 çocuğa cinsel istismarda bulundu ve 316 kadına şiddet uyguladı. Bu rakamlar, aynı zamanda 2017 yılında kadına ve çocuğa yönelik yaşanan şiddet ve cinsel saldırı örneklerinin iki katına çıktığını kanıtlar nitelikte.

Müftülere yetki

Kadınları ilgilendiren bir diğer önemli konu da geçtiğimiz yıl, Meclis’te, “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin” kurulan Araştırma Komisyonu’nda tartışılan gündemler oldu. Kadınların tüm itirazlarına rağmen kurulan komisyon, çocukları; istismarda bulunan şahıs evlendirmenin önünü açarak, müftülere nikah kıyma yetkisini verdi.

Hadım tartışmaları

Adalet Bakanlığı tarafından Meclis’e sunulan ve cinsel saldırıya karşı caydırıcı yöntem olarak yürürlüğe konulmak istenen “Kimyasal hadım” düzenlemesi tartışılan yasa tasarılarından oldu. Tasarıya göre; çocuklara yönelik cinsel suçların artmasıyla cinsel saldırı suçlularına öngörülen hapis cezasının üst sınırı 20 yıldan 40 yıla çıkarılacak. Suçun 12 yaşını tamamlamamış çocuğa karşı işlenmiş olması halindeyse, 30 yıldan 40 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Son yıllarda artan çocuk istismarına ilişkin devletin aldığı “önlemler” oluşan kamuoyu tepkisiyle kimyasal hadımın ötesinde “idam” tartışmalarına kadar da gitti.

Nafaka hakkın kaldırılması

2016’da kurulan ve o günden bu yana çeşitli başlıklara dair düzenlemelerin hayata geçirilmeye çalışıldığı “Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu”nda bu sefer de kadın örgütlerinin ısrarla karşı çıktığı “Nafaka Düzenlemesi”ne ilişkin tartışmalar yürütüldü. Komisyonda, nafaka hakkının kaldırılması gündemde.

‘Af’ düzenlemesi

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ısrarla gündeme getirdiği ve yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na sunduğu af teklifine göre; 162 bin tutuklu ve hükümlü aftan yararlanabilecek. Teklifle birlikte en dikkat çeken ve kadın örgütlerinin ısrarla karşı çıktığı konu ise, kadın cinayeti ve çocuk istismarına yönelik işlenen suçlardan ceza alanların yararlanıp yararlanmayacağı meselesi. Hükümet yetkililerinden her ne kadar bu gruptakileri kapsam dışı bırakacağı yönünde açıklamalar yapılsa da bunun sonuçlarının böyle olmayacağı konusunda kadınlar hemfikir. Meclis’in yeni döneminde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun (KEFEK) 100 günlük programının içeriğindeyse kadın ve çocukları yakından ilgilendiren düzenleme mevcut. Bunlardan biri kadın istihdamına dönük gösterilen “İş’te Anne” düzenlemesi. Bu düzenleme, kadının iş yaşamındaki konumuna müdahaleye de kapı aralayacak türden. Bir diğeri de, “boşanmış ailelerde çocukların icra kanalıyla teslimi”ne yönelik düzenlemede değişiklik yapılması öngörülüyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda kadın-erkek eşitliğinde 144 ülke arasında 130. sırada yer alan Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz ise bir başka şiddet biçimi olarak kadınların karşısına çıktı. İşten ilk çıkarılanlar kadınlar olurken, erkekler ekonomik olarak kendilerine yetmeme durumunu kadına uyguladığı şiddetle açığa çıkardı.

Kazanımlarına sahip çıkıyorlar

Ulusal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan en temel yasal hak ve kurumlarının ciddi tehdit altında olduğunu söyleyen 152 kadın kurumu Ağustos ayında, “Haklarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmeyeceğiz” çağrısı yaptı. Kadınların eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır yaşam şartlarına sahip olma mücadelesinin yüzyıllardır sürdüğüne dikkat çeken kadınlar, kazanımlarına karşı gelecek her türlü saldırıya karşı mücadele edeceklerini belirtti.

Her yerde ‘Mee Too’ dediler

Kadınların günlük yaşamda maruz kaldığı cinsel tacize dikkat çekmek amacıyla Amerika’da başlatılan ‘Mee Too’ (Ben de) kampanyası dünyanın her yerine yayıldı. Kadınlar yaşadıklarına karşı mücadele etme yöntemlerinden biri olarak ses çıkarmak gerektiğini savundu. Çok sayıda kadının destek verdiği kampanya, Türkiye’de de karşılığını buldu. Farklı sektörlerde çalışan kadınlar yaşadıkları şiddet ve cinsel tacizi teşhir etti.

Kelebekler anılacak

Fiziksel, siyasal, ekonomik veya sözlü şiddete maruz kalarak susturulmaya çalışılan kadınlar, buna rağmen özgürlük mücadelesinden geri adım atmadı. Devlet ve erkek şiddetine karşı Kelebekler’in direniş mirasını devralan kadınlar, şiddete ve haklarının gasplarına karşı her zaman alanlarda oldu. Kimi, kendine şiddet uygulayan erkeğe özsavunma ile cevap verdi, kimi iradesini yok sayan devlet şiddetine direndi, kimi “güvencesizleştirmeye” karşı kimi de yaşam alanını korumak için alanlara çıkarak hesap sordu. Kelebekler’in özgürlük bayrağını dalgalandırmayı sürdüren kadınlar, bu yıl da Türkiye ve Kürt kentleri başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında erkek-devlet şiddetine karşı 25 Kasım günü alanlarda olacak.

Kaynak: Yeni Yaşam  (Necla Demir)

İlginizi çekebilir