Şex Said İsyanı ve Cumhuriyet – Hüseyin Kalkan

Özerkliği bir anayasal ilke olarak kabul eden Cumhuriyet, çok geçmeden kamuya açık alanlarda Kürtçe konuşmayı yasaklama noktasına gelir. Bu ve benzeri politikalar 1938’e kadar sürecek bir isyanlar silsilesini başlatır. Şex Said İsyanı da bunlardan biridir

İttihat ve Terakki, Ermenileri haritadan sildikten sonra, milli ve homojen bir devlet kurmanın önündeki en büyük engel olarak Kürtler kalır. İttihat ve Terakki’nin B takımı sayılabilecek Mustafa Kemal ve arkadaşları bu engeli ortadan kaldırmak için harekete geçerler. Mustafa Kemal ve arkadaşları bir yandan “kılıç artıkları” olarak adlandırdıkları Ermeni halkından geri kalanları silerken, diğer yandan Kürtleri bir engel olmaktan çıkarmak için Cumhuriyet’in ilk yıllarının kıt imkânlarını bu meseleyi halletmek için seferber ederler.

1920’lerde başlayan bu süreç, bütün hızı ile 1938’e kadar sürdü. Bu süreçte Kemalist rejim ikili bir yöntem kullandı. Bir yandan Kürtlere özerkliğe varan vaatlerde bulunurken öte yandan bütün askeri varlık, katliamlar için seferber edildi. Kürtlerin Cumhuriyet’le ilk hesaplaşması Koçgiri İsyanı’dır. Bu isyan katliamla bastırıldı. Bu isyanın bütün Kürdistan’ı sarmaması için ise Meclis’te bir Kürt özerklik tasarısı kabul edildi. 1921 yılında ise Kürtlere özerklik tanıyan bir anayasa kabul edildi. Ancak bu anayasanın ömrü kısa sürdü. 1924 yılında yeni bir anayasa kabul edildi. Yeni anayasayla 1921 Anayasası’nın bütün demokratik maddeleri kaldırıldı. Kamuya açık alanlarda Kürtçe konuşmak yasaklandı. Kürtlere ait büyük topraklara el konularak, Kürdistan’a yerleştirilecek Türk ırkından kimselere verilmesinin yolu açıldı. (Robert Olson, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı, s.140, Özge Yayınları). İşte bu süreci, 1925 Şex Said İsyanı’na giden sürecin başlangıcı olarak görebiliriz.

AZADİ ve İsyan

Bazı Kürt aydınları ve kanaat önderleri Koçgiri Katliamı’nın ardından çalışmalarını ister istemez Suriye Kürdistan’ına kaydırdılar. Bu çalışmalar bir süre sonra Kürt İstiklal Cemiyeti (AZADİ) diye bir örgütün doğmasını sağladı. AZADİ’nin faaliyet alanı esas olarak Kuzey Kürdistan’dı. AZADİ’nin ilk başkanı Cibranlı Halid Bey’di.

Şex Said’in toplum içindeki itibarı, dini bilgisi ve halkla arasındaki itibarı nedeniyle cemiyet yöneticilerinin kendisiyle yakın ilişkiler kurmalarına ve beraber çalışmayı istemelerine neden oldu. 1923 yazının sonunda Yusuf Ziya, Hınıs’ta Şex Said’i ziyaret etti. Yapılan görüşmede, Kürt ayaklanmasının örgütlenmesi yolunda anlaşmaya varıldı.

1923-1924 kışında Kürt önderleri, Palu’da yaptıkları toplantıda, Kürt hareketinin gizli çalışmalarının güçlendirilmesini kararlaştırdılar. Bu çalışmaların Ankara hükümetince haber alınması üzerine Yusuf Ziya ile Cibranlı Halid Bey yakalanarak askeri mahkemede yargılanmak üzere Bitlis’e gönderilince; Şex Said, AZADİ’nin başkanlığına seçilir.

Sıkıyönetim ilan ediliyor

Ayaklanma başladığında devlet ayaklanmayı ezmek üzere bazı kanuni ve askeri önlemler yürürlüğe koyar. Olağanüstü durum ilan edilerek, ayaklanma bölgesinde bir ay süreyle sıkıyönetim kararı alınır. Genç, Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van ve Hakkari illeriyle Erzurum’un Hınıs ve Bingöl’ün Kiğı ilçelerinde bir ay süreyle sıkıyönetim ilan edilir.

24 Şubat’ta Cumhuriyet Halk Fıkrası Meclis Grubu’nun yaptığı toplantıda, Başbakan Fethi Okyar bir konuşma yapar. Şex Said’in bağımsız bir Kürdistan’ı kurmak, şeriatın uygulanması ve hilafetin geri getirilmesi için çaba sarf ettiğine ve var olan rejimin yıkılması için cihat ilan ettiğini öne sürer. Toplantıda, bütün konuşmacılar ayaklanmanın gerici olduğunu belirtir, sıkıyönetim ilan edilmesini uygun görür ve isyanın ezilmesini isterler.

Milli ve İslami bir ayaklanma

Şex Said İsyanı değerlendirilirken iki eğilim göz çarpar. Kemalistlere göre isyan kesinlikle gerici ve şeriatı geri getirmek için İngilizlerin kışkırtması ile düzenlenen bir isyandır.

İkinci eğilim ise isyanı bütünüyle milli bir Kürt isyanı olarak değerlendiren eğilimdir. Oysaki Şex Said İsyanı her ikisini de kapsar. Hem Kürt milli istekleri hem de Kemalistlerin katı laikçi uygulamalarına karşı da bir isyandır. AZADİ’nin yani Kürdistan İstiklal Cemiyeti’nin isyana önderlik etmesi tek başına bile bunun göstergesidir. Evet, İslami bir yönü vardır. Bu da Kemalistlerin iktidara gelir gelmez katı laikçi bir sistemi uygulamaya başlamalarına tepkinin bir sonucudur.

İngilizlerin parmağına gelince. Prof. Robert Olson, İngiliz arşivlerine dayanarak Şex Said ve İsyanı hakkında kitap yazmış bir tarihçidir. Olson, İngiliz arşivlerinde İngilizlerin Şex Said ile ilişkilerine dair bir belgenin bulunmadığını söylüyor. Yine Olson, o dönemde İngiliz hükümetinin yerel isyanları desteklemek gibi bir politikasının olmadığını arşivlere dayanarak ileri sürmektedir. 1. Dünya Savaşı’ndan maddi ve askeri olarak yıpranmış olarak çıkan İngilizlerin böyle bir politika izlemeleri doğaldır.

Şex Said’in sürgünde yaşayan torunu Hasan Basri Fırat:

İsyan haksız uygulamaların sonucudur

Şu anda sürgünde bulunan Şex Said’in torunu, Hınıs Belediye Eşbaşkanı Hasan Basri Fırat, Şex Said’in idam yıldönümü nedeni ile ailesinin tarihini ve isyanı hazırlayan koşulları gazetemize anlattı

İsyandan sonra da şu veya bu şekilde Şex Said ailesi siyasetin içinde oldu. Şex Said’in torunu Hasan Basri Fırat, Erzurum’un Hınıs ilçesinde belediye başkanlığı yaparken, yerine kayyum atandı. Bu da yetmezmiş gibi hakkında dava açıldı ve yıllar sürecek bir hapis cezası aldı. Şimdi Almanya’da sürgünde yaşıyor. Hasan Basri Fırat, Şex Said İsyanı’na dair sorularımızı yanıtladı.

  • Ailenizin kısa bir tarihi ile başlasak nasıl olur?

Şex Said Efendi 1865 yılında Palu’da dünyaya geliyor. Şex Mahmut Feyzi’nin oğlu, Şex Ali Palu’nun [Septi’nin] torunudur. Köken olarak Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Çıluştun köyündendir. Beşinci kuşak dedesi Seid Haşem’dir. Bölgede önemli bir medreseye sahiptir. Medresede İslami bilimler ve Kürtçe klasiklerini okutmaktadır. Bu medrese, bölgede önemli bir güce ve saygınlığa sahiptir.

4. Murad’ın Bağdat Seferi sonrasında bölgede oluşan baskı ve istila politikalarına karşı çıkar. Bunun üzerine bölgedeki işbirlikçi güçlerle birlikte askerler, ilmi ve Kürdî geleneği yok ederek, Seid Haşem’i Diyarbakır’da idam ederler. Aile yok olup dağılır. Uzun yıllar suskunluk ve mağduriyetlerle geçer. Bu sefer bölge ve Diyarbakır’daki medreselerde aldığı sağlam bir eğitimle genç Mele Ali tarih sahnesine çıkar. Kısa sürede ilmi ve karizmatik kişiliği ile büyük bir şöhrete sahip olur. Nakşibendi tarikatının Güney Kürdistan’daki kurucusu ve şeyhi Mevlana Xalidi [ŞehrizordiI·] aslen Süleymaniyeli bir Kürt’tür. Ali’yi Şam’daki medresesinde yanına alır. 7 yıla yakın tasavvuf ağırlıklı olmak üzere eğitim alır. Halifelik icazetini aldıktan sonra Seyit Tahayi Nehri’yle [Seyit Abdulkadir’in dedesi] beraber Kuzey Kürdistan’a halife ve temsilci olarak döner. Elazığ’ın Palu ilçesinde medrese ve dergâhını kurar. Palu o zaman sancak beyliğidir. Güç ve otorite beylerin elindedir. Zaza Kürtlerine büyük zulümler yapılmaktadır. Şeyh Ali Efendi bu yapılanlarla mücadele ederek büyük başarılar elde eder. Kısa süre içinde bir efsaneye dönüşür.

Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Bingöl, Muş ve Erzurum bölgelerinde atadığı halifeler aracılığı ile bir güç olur. Merkezi otorite ve ona bağlı yerel güçlerin zalimane politikalarını eleştirip, halkı bilinçlendirir. Daha İslami, insani, evrensel değerler sunmaya başlar.

  • Şex Said tarih sahnesine ne zaman çıkar?

Ali’nin büyük oğlu Şex Mahmut Feyzi hicret ederek, Hınıs’ın Kolhisar köyünü satın alır. Oraya yerleşir. Tasavvuf ehli tevazu bir kişiliğe sahip sade bir insandır. Kısa süre sonra vefat eder. Büyük oğlu Şex Said Efendi tarikatın ve medresenin yönetimine gelir. Ailesinden aldığı Kürdî, İslami, kültürel ve siyasal geleneği daha da büyütüp geliştirerek devam ettirir. Hem ailesi hem de Kürt halkının bu uğurda verdiği mücadele ve ödediği bedel, kan ve gözyaşıdır. Bu sorumluluğu hayatının merkezine koyup yaşar ve mücadelesine başlar.

  • Şex Said’in Kürt örgütlerle ilişkisini anlatır mısınız?

Bölgedeki geniş otlak ve meralar küçükbaş hayvan besleme ve ticareti için çok uygundur. Kısa süreler içinde ticaretini uluslararası alanlara taşır. Bingöl, Xamirpet, Palandöken Dağları’nda otlatıp beslediği koyunları Halep, Şam ve Beyrut gibi pazarlarda satmaya başlar. O dönemin zor koşulları altında bir nevi ihracat yapmaktadır. Paralarını ise poliçeye dönüştürüp İstanbul’da altın alır. Bu işlerle büyük oğlu Şex Ali Rıza’yı görevlendirmiştir. Oğlu da kendisi gibi çok iyi bir eğitim almış, hadis, tefsir, fıkıh bilimlerinin yanında Arapça, Farsça, Türkçe ve Kürtçenin bütün lehçelerini biliyordu. Ayrıca bu ticari seyahatlerden dolayı önemli Kürdî şahsiyetler ile tanışıp diyalog geliştirir. Bunlar Kürt Teali, Kürt Teavün, daha sonraları AZADİ’nin tanınmış simalarıydı. Şex Said’in medresesinde İstanbul’da yayınlanan önemli dergi ve gazeteler bulundurulup okunurdu. Daha sonra bunlar üzerinde fikir teatisinde bulunulurdu. Medresesinin tüm ihtiyaçları karşılandığı gibi ihtiyaç sahiplerine önemli miktarlarda zekat dağıtılırdı. Fakir ve olanakları olmayan toprak sahiplerine öküz ve saban verilir, çiftçilik yapmaları için halka yüzlerce çift öküz verdiği söylenir. Kısacası bölgedeki diğer şeyh aileleri ve tarikat liderlerinden çok farklıdır.

  • Şex Said’in Ermeni Soykırımı’na karşı tutum aldığı rivayet edilir, bu konu hakkında sizde ne gibi bilgiler mevcut?

İttihatçı kadrolar bütün bölgeye kan kustururlar. Ancak Teşkilatı Mahsusa’nın provokasyonlarıyla Hamidiye Alayları’nın son kırıntısı, kimi şeyh ve ağalar Ermeni tehcirinde rol oynamaktadır. Şex Said bu durumdan son derece rahatsızdır. Bazı Ermeni ailelerini koruması altına alır. İşler çığırından çıkınca bölgeyi terk edip Diyarbakır, Piran’a kardeşi Şex Abdurrahim’in yanına gider.

Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı’nı kaybetmesi ile birlikte İttihatçı kadrolar yurt dışına kaçmış, Sivas’a kadar gelen Rus orduları Bolşevik Devrim’den dolayı geri çekilmiştir. Osmanlı hakimiyeti altındaki halkların kurtuluşu için elverişli koşullar ortaya çıkmıştır. Bu olumlu koşullara rağmen Ortadoğu’nun ve özellikle Kürdistan’ın siyasal statüsü emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda oluşturulur. Almanlarla İttihatçılar arasındaki ilişki, İngiliz ve SSCB ile Kemalistler arasındaki ilişkiye dönüşür.

İlginizi çekebilir