SES’ten COVID-19 Raporu: “10 binden fazla sağlık emekçisi enfekte, 36 sağlık emekçisi yaşamını yitirdi”

SES iki aylık COVID-19 raporu yayımladı. Eş Genel Başkan İbrahim Kara’nın açıkladığı raporda, vaka sayıları ile alınmayan önlemler; salgında çocukların, kadınların, mültecilerin, cezaevlerinin ve sağlık emekçilerinin durumu; iktidarın “normalleşme adımlarının” hedeflediği emek düşmanı politikalar gibi başlıklarda değerlendirmeler yer aldı

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) 2 aylık COVID-19 raporunu açıkladı. Açıklamayı SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara okudu.

Açıklamada önce Türkiye’deki 2 haftalık vaka sayılarını ifade eden bir tablo paylaşıldı. Ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dediğinin aksine “Sekizinci haftada kontrol edilmiş bir salgın söz konusu değil. Beşinci dönemde dahi 22.924 yeni vaka sayısı bunun kanıtı olarak tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyor. Türkiye toplam 150 bini geçen vaka sayısı ile dünya genelinde salgından en çok etkilenen dokuzuncu  ülke konumunda” ifadeleri kullanıldı.

sesgenelmerkezi@sesgenelmerkezi

sesgenelmerkezi @sesgenelmerkezi

‪Covid-19 salgını iki aylık değerlendirmemiz ‬

pscp.tv

“12 Mayıs itibarıyla vaka sayısının 2.1 milyonu geçtiği hesap ediliyordu”

PCR pozitifliğine dayanan resmi vaka sayılarının gerçeği yansıtmadığının altının çizildiği açıklamada vaka sayılarına ilişkin şu ifadeler kullanıldı:

Her ne kadar 18 Mayıs itibarıyla toplam vaka sayısının 150 bini geçtiği söylensede bu rakamın gerçek olmadığı, sağlık kurumu tarafından PCR pozitifliği üzerinden belirlenen vaka sayısı olduğunu her bilim insanı ve sağlık emekçisi farkında. Buzdağı fenomeni kavramını dikkate aldığımızda yapılan modellemelerde 12 Mayıs itibarıyla vaka sayısının 2.1 milyonu geçtiği hesap ediliyordu.

Resmi rakamlarla halk sağlığı uzmanlarının verdiği rakamlar arasındaki farkın nedenini oluşturan saptanamayan olguların sebebi ise test yapan merkez sayısını azlığı, uzun bir süre boyunca sadece şikayeti olanlara test yapılması ve riskli gruplara yeni yeni test yapılmaya başlanması olarak belirtildi.

“Nüfusu ve işçi yoğunluğu fazla olan iller başı çekiyor”

İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak gibi işçi nüfusunun fazla olduğu kentlerde vaka sayılarının da yüksek olduğuna dikkat çekilen açıklamada Sağlık Bakanlığı’nın nadir olarak konum bazlı bilgi paylaştığı belirtildi. Bu şeffaf olmayan süreç yönetimi karşısında “Sağlık Bakanlığı’nın nadir paylaşımlarında vaka sayısının yetişkin grupta, ölüm sayısının yaşlı grupta daha çok olduğu bildiriliyor. Yine kronik hastalığı bulunanlar, sigara içenler hastalıktan daha fazla etkileniyorlar. Bilgilerimiz oldukça sınırlı olup salgının nüfusun çeşitli kesimleri nasıl etkiledi bilemiyoruz” ifadelerine yer verildi.

Raporda ayrıca iktidarın “salgına rağmen üretime devam edilecek” stratejisinin işçi sınıfını salgına feda etme anlamına geldiği ifadeleri yer aldı. Birçok işkolunda da salgın bahane edilerek yurttaşların işten çıkarıldığı ifade edildi. Raporda “Çalışma haklarından en mahrum kesimleri ve özellikle mültecilerin, Kürt göçmenlerin oluşturduğu birçoğu kayıtdışı olan alanlar, yaptıkları günlük işler dışında hiç bir gelir garantisi olmayan ev işçileri, geri dönüşüm işçileri, sokak satıcıları covid önlemleri dolayısıyla çalışmayı durdurmak zorunda kaldı ve tek gelir kaynaklarını da kaybettiler” denildi.

“Pandemi önlenebilir miydi?”

Öte yandan pandeminin önlenebilir olup olmadığı tartışmasının da bugünlerde önem arz ettiğinin altının çizildiği raporda Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008’den bu yana 6 kez küresel acil durum ilan ettiği bilgisine yer verilerek şunlar kaydedildi:

Pandeminin dünya genelinde ve ülkemizde kontrol altına alınmaya çalışıldığı bugünlerde unutturulmaya çalışılan pandeminin önlenebilir olup olmadığını tartışmasıdır. Bulaşıcı hastalıklar mücadelesinde önleme ve kontrol iki önemli evredir. Hastalığın Çin’de kontrol altında tutulması, diğer ülkelere yayılmaması, Türkiye özelinde konuşursak hastalığın girişinin engellenmesi, olgu ve ölüm sayısını sınırlı tutmaya yönelik tüm çalışmalar salgının kontrolü çalışmalarıdır. Bunun yolu halk sağlığına öncelik veren, birinci basamağı buna göre örgütleyen, sağlık emek gücünün bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda bilgi ve deneyimini güçlendiren, erken uyarı ve yanıt sisteminin yerleştiren ve pandemi hazırlık planlarının tüm sağlık emekçilerinin katılımı ile hazırlayan sağlık politikalarından geçer.

Bunun ardından raporda “Pandeminin tüm dünyada hızla yayılması, Avrupa, Amerika, Güney Asya ve Afrika kıtalarına yayılmaya devam etmesine zemin hazırlayan koşullar nelerdir sorusu ihmal edilmemesi gereken temel sorumuz olarak gündemde olmalıdır. Günün popüler söylemi ile dünyada ve ülkemizde ‘’normal’’ diye tanımlanan koşulların neler olduğu masaya yatırılmalıdır” ifadeleri yer aldı.

COVID-19’un ortaya çıkmasının sebebi olarak ekolojik tahribatın da konuşulması gerektiğine dikkat çekildi. Doğa üzerine tahakkümün artırılması, doğanın sınırsız hammadde kaynağı ve sınırsız bir atık deposu olarak kullanılması, endüstiyel hayvancılık, gıda üretiminde tek tipleşme, pestisit-hormon-kimyasal kullanımın egemen hale geldiği endüstrileşen tarım, vahşi-yaban hayatın işgal edilmesi, ormansızlaştırma, madenler ve enerji santralleri doğanın yoğun işgali, kentleşme politikaları, nüfus yoğunluğunun fazla olduğu metropollerde yaşam ve çalışma koşulları gibi durumlara dikkat çekildi.

Bu gibi çoklu kriz ortamlarının pandemiyi doğurduğu, çoklu kriz ortamı ise şöyle açıklandı:

Çoklu kriz kastımız kapitalizmin yapısal krizi, meta fetişizmi, doğa üzerine tahakkümün derinleşmesi-doğanın sömürgeleştirilmesi, sermayeleşme-proleterleşme, mülksüzleştirme, kamu hizmetlerinin sermayeleşmesi-metalaşması, eril zihniyetin iktidarcı özelliğinin sirayet ettiği toplumsal yaşantı, devlet aklının egemen hale gelmesi-toplumun bağımlı kılınması, kentleşme, akademik kapitalizm, yaratıcı yıkım-savaşlar, biyopolitikalarla toplumun ve bireyin ele geçirilmesi, esnek üretim vb. ile özetleyeceğimiz ekonomik-siyasal-sosyal-ekolojik ve patriyarkal krizin sağlık krizi ile görünür hale gelmesidir.

“Salgın döneminde çocuklar için yeterince önlem alınmadı”

Salgın döneminde özel olarak gözetilmesi gereken gruplardan birinin de çocuklar olması gerektiğine dikkat çekilen raporda, ancak salgın döneminde çocuklar için yeterince önlem alınmadığı ifade edildi. Salgın döneminde çocuk istismarı bildirimlerinin azaldığı belirtilerek bu azalmanın arkasında yatan sebep şöyle açıklandı:

Salgın boyunca çocukların evlerde kapalı kalması; çocuk istismarının ortaya çıkmasında en önemli kurumlar olan eğitim, sağlık ve sosyal hizmet kurumlarının çocukla temasının ise son derece zayıflamış olması, çocuklar için oldukça büyük bir risk teşkil etmiştir. Nitekim İstanbul, İzmir,İstanbul, Diyarbakır ve Gaziantep Barolarının açıkladığı rakamlara göre çocuk istismar bildirimleri salgın dönemi boyunca azalmıştır. Bildirimlerdeki azalma da, bu süreçte mevcut bildirim mekanizmalarına ulaşmanın sağlanamamış olması ve çocuğu korumakla yükümlü kurum ve mekanizmaların çocuklara ulaşamamış olduğunu göstermektedir.

“Kadına yönelik şiddet ve cinayetler salgın döneminde devam etti”

“Gerek evlerde kalma hali, gerek salgın süresince ortaya çıkan ekonomik sorunların kadınlar için de oldukça ağır şekilde yaşanması, gerek salgınla ortaya çıkan diğer koşullar kadınların kar��ı karşıya olduğu şiddeti de artırmıştır” ifadelerinin yer aldığı raporda, kadınların salgın koşullarında yaşadıkları şiddete karşı başvuracakları merkezlerin de sayısının azaldığına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

Tüm başvuru ve destek süreçlerinin kadınların salgın koşullarına özgü risklerini dikkate alarak güçlendirilmesi, güncellenmesi, genişletilmesi gerekirken tersine halihazırda yetersizlikleri olan kurumlar tarafından salgın karşısında ilk refleks olarak bu önlemlerin nasıl alınacağının belirlenmesi yerine, hizmetlerin daraltılması olmuştur. Üstelik, 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesinin uygulanması kadınlar aleyhine daraltılmaya çalışılmış; uzaklaştırma kararlarının verilmesinde, önlemler alınmasında engeller artırılmış, kadınlar can güvenlikleri riskine rağmen şiddet ortamında kalmaya zorlanmıştır. Salgın boyunca okulların kapanması başta olmak üzere alınan tedbirler, kadınlara cinsiyet rollerinden kaynaklı olarak yüklenen yükleri de artırmıştır.

“Mülteciler bir yandan açlıkla bir yandan salg��nla mücadele ediyorlar” 

Raporda ayrıca mültecilerin durumuna da değinilerek bir yandan açlıkla bir yandan da salgınla mücadele eden mültecilerin sağlık hakkından da yararlanamadığı ifade edildi. Düşük ücretlerle çalıştırılan mültecilerin bu süreçte işlerinden de edildiğine dikkat çekilen rapor şu ifadelerle sürdürdüldü:

Zaten düşük ücretlerle ve güvencesiz kayıtsız çalışmaya mahkum edilen mülteciler salgın döneminde çok yüksek oranda işsiz kalmış ve açlıkla karşıya karşıya kalmıştır. İşsizlik ödeneğinden de yararlanamamaktadırlar. En temel  besin ve hijyen malzemelerinin dahi karşılanamadığı, bunların karşılanması için desteklenmediği koşullar riski de artırmıştır. 19 yaşında çalışmaya devam etmek zorunda kalan, alacağı cezadan korkarak polisten kaçan mülteci gencin polis tarafından öldürülmesi mültecilerin içinde bulunduğu tablonun sonucudur. Halihazırda mülteci hakları bakımından sorunlar barındıran geri Gönderme Merkezlerindeki sorunlar da salgın dönemi ile birlikte ağırlaşmıştır; salgında bu merkezlerdeki sayılar ve kalabalık artmış, risk de artmıştır; kamp koşulları da salgından korunmaya uygun koşullarda değildir.

“Cezaevlerinde kişisel hijyen malzemesi ücretli ve yüksek fiyatlarla satılmakta”

Cezaevlerinde tutuklu-hükümlü bulunanlar için salgının büyük risk oluşturduğuna dikkat çekilen açıklamada Adalet Bakanlığı’nın bir dizi önlem serisi açıkladığını ancak bunların faydadan çok zarar getirdiği şu ifadelerle anlatıldı:

Açıklanan önlemler daha çok tutuklu ve hükümlülerin haklarının kısıtlaması olarak yansıdı. Salgını bahane ederek çıkarılan Yargı Paketi ise yine gazetecileri, düşüncesini ifade edenleri, milletvekilleri, belediye başkanlarını ve muhalif olan tüm kesimleri yok sayan , ancak katilleri, kadın ve çocuk tecavüzcülerini, kadına şiddet uygulayanlar serbest bırakıldı. Ve şu anda cezaevinde kalanlar açısında riskler devam etmektedir; sayısı yüzleri bulan hasta tutuklu ve hükümlerin serbest bırakılmaması veya ceza infazının ertelememesi,aynı durum 60 yaş üstü olanlar ve sayısı yüzleri aşan yüzlece hamile ve çocuklu kadınlar ve çocuk tutuklular içinde geçerliğini korumaktadır. Çünkü, boşalan cezaevlerinde yeni tutuklamalarla tutuklu sayısı yeniden artmış ve koğuşlar kalabalıklaşmıştır. Salgın açısından kişisel hijjen malzemesi ücretli ve yüksek fiyatlarla satılmaktadır.

“Dünya genelinde 35 binden fazla enfekte sağlık emekçisi var”

Raporda “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün 28 Nisan tarihli raporuna göre dünya genelinde 35 binden fazla enfekte sağlık emekçisi vardır” bilgisi verildikten sonra DSÖ’nün COVID-19’un meslek hastalığı/iş kazası olarak tanımlanması çağrısına dikkat çekildi. Raporun sağlık emekçilerinin durumunu işlediği kısımda şu ifadeler yer aldı:

Tablo Türkiye’li sağlık emekçileri açısından ise daha kötüdür. 18 Nisan tarihindeki çalışmamızın sonuçlarına göre 8 binden fazla sağlık emekçisi enfekte durumdadır. Bu sayının geçtiğimiz bir ay içinde 10 bini aştığını ifade edebiliriz. 36 sağlık emekçisi hayatını kaybetmiştir. Türkiye’de de sağlık emekçilerinin çok yüksek oranda COVID-19 pozitif çıkmasında başta koruyucu ekipman sağlanmaması olmak üzere alınmayan önlemler; sağlık emekçisi sayısının ısrarla ihtiyacı karşılayacak şekilde artırılmaması, sağlık emekçilerine rutin test yapılmaması, sağlık emekçi sayısı azlığı nedeniyle idari izinli olması gereken sağlıkçılara izin verilmemesi, iş yükünün fazla olması, mesailerin halen salgına uygun şekilde kısaltılmaması, temaslı sağlık emekçilerinin dahi çalışmaya mecbur edilmesi; hatta COVID-19 tanılı ve temaslı sağlık emekçilerini bir şekilde çalıştırmaya devam ettirmek için sürekli algoritmaların değiştirilmesi gibi uygulamalardır.

Raporda ek ödemelerdeki adaletsizliğe ilişkinse şu ifadeler kullanıldı:

Sağlık emekçilerinin salgın döneminin başından beri dile getirdikleri talepler karşılanmamış; ama yeni sorunlar eklenmiştir. Sağlık emekçilerine emeklerinin karşılığı verilmemiş; tersine 3 ay “tavandan ödeme” ile sağlık emekçileri başka bir yıkıma uğratılmış, hakları gasp edilmiş, ekip çalışması ve iş barışı hedef alınmıştır;  dönüşümlü çalışmadan kaynaklı olarak sağlık emekçilerinin gelirlerinde kayıplar oluşturulmuştur;  COVID-19’un iş kazası ve meslek hastalığı sayılmasına ilişkin uygulamadaki zorlukların yanına SGK Genelgesi ile yeni engeller çıkartılmıştır. 3600, yıpranma payı hakkı hala sağlanmamıştır.

“Yeni normalde çalışma kampları, elektronik kelepçeler var”

Sermayenin tüm dünyada salgını kendisi için fırsata çevirdiğine dikkat çekilen açıklamada bu fırsatçılığın Türkiye’deki örnekleri ise izole çalışma kampları ile elektronik kelepçe uygulamaları fikri olduğu belirtildi. Bu örneklerin sermayenin emeğin gözetim ve denetim stratejilerine çok yerinde bir örnek teşkil ettiğinin vurgulandığı raporda şu ifadeler yer aldı:

Türkiye’de de MÜSİAD’ın duyurusunu yaptığı çalışma kampları -izole üretim üsleri projesi ile 1000 ailenin hayattan izole sadece sermayenin ihtiyaçları için nefes alıp çalışacaklar- dış dünyaya tamamen kapalı alanlar oluşturulması planlanmaktadır. Salgın boyunca fabrikalarda hiçbir önlem almayan metal işkolu patron sendikası MESS ise işçiler arasında fiziksel mesafeyi kontrol bahanesi ile elektronik kelepçe takarak her adımlarını takip ve kontrol altına alacak bir uygulama projesi içerisindedir.  Bu örnekler sermayenin emeğin gözetim ve denetim stratejilerini , ucuz emek stratejilerini apaçık ortaya koymaktadır. AKP-MHP bloku tarafından salgının fırsata çevirmeye dönük hamleler ile yeni militarist emek rejimi, otoriterlik, emeğe saldırılar, ideolojik saldırılar, neoliberal islami rejimi inşasının devam edeceğini göstermektedir. Çalışma saatlerinin defacto artırlması, bölgesel asgari ücretin dayatılması, sıfır zamanlı istihdam, özel istihdam bürolarının daha aktif kullanılması, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin rafa kaldırılması çok yönlü saldırıların ip uçları görünüyor. ‘Normal’ dönemin emek düşmanı politikaları salgının yarattığı kriz bahanesi ile daha da derinleştirilecektir. Uzaktan-evden çalışma da önemli bir istihdam alanı haline getirilecek işçi sayıları azaltılacaktır.

Kaynak: Sendika.Org

İlginizi çekebilir