Serhildanlar döneminin Newrozu – Hüseyin Kalkan

Serhildanlar döneminin Newrozu

Doksanlar serhildanlar dönemiydi. Bu yıllarda kutlanan her Newroz bir serhildana dönüştü. 1992 Newrozu bunun en iyi örneğiydi. Bütün Cizre Newroz’a aktı. Binlerce insanın üzerine ateş açıldı. Katliamda onlarca insan öldü, yüzlercesi yaralandı 

Kürtlerin ve diğer bölge halklarının baharın gelişi olarak kutladıkları Newroz, 90’lı yıllarda başlamak üzere bir mücadele gününe dönüştü. Kürt hareketinin gelişmesi ile birlikte kitlesel olarak kutlanmaya başlanan Newroz, 90’larda başlamak üzere ulusal ve demokratik bir içerik kazandı. Ortadoğu’nun hemen hemen her bölgesinde ve her halkı tarafından kutlanan Newroz Kürdi bir içerik edindi.

Botan’ın öncülüğü

Yine 90’larda başlayan kitlesel kutlamaların merkezi Botan oldu. Özellikle Cizre, Şırnak, Nusaybin diğer il ve ilçelerde kutlanan Newroz’a, hep onbinler katıldı. 1992 Newrozu ise Newroz kutlama tarihine damgasını vurdu. O yıl serhildanların en yüksek seviyeye çıktığı yıldı. Kutlamalar Botan çapında planlandı ve 21 Mart günü Kürtler kadın, erkek ve çocuklar hep birlikte Newroz alanına aktılar. Ancak bazı Newrozların Kürtlerin tarihinde özel bir önemi var. Bunlardan biri 1992 Newrozu’dur. Bir diğeri ise PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Barış Manifestosu’nun okunduğu 2013 Newrozu tarihe damga vurmuş özel Newroz’lardır. 92 Newrozu, serhildanlar döneminde gerçekleşen ve hemen hemen bütün Kürt illerini saran bir Newroz kutlamasıydı. Özellikle Botan kutlamalarla ön plana çıktı. Botan’da başı Cizre çekti.

1992 Cizre

1992 yılının 21 Martı’nda, Newroz gününde, her sene olduğu gibi Kürdistan’ın dört bir yanında yüzbinlerce Kürt bayramı kutlamak için bir araya geldi. Devlet, diğer yerlerde olduğu gibi, Şırnak’ın Cizre ilçesinde de Newroz’u kutlatmamak için elinden geleni yapıyordu. Haftalardan bu yana estirilen baskı ve şiddet işe yaramadı, halk Newroz’u kutlamak için gerekli hazırlıkları yaptı. Cizre 92 Newroz’u mahalle mahalle örgütlenerek hazırlandı. Bütün mahallelerde kutlama ve hazırlık komiteleri kuruldu. O dönemde Cizre’de yaşamış olan bir tanık 92 Newroz’u hazırlıklarını şöyle anlatıyor: “Newroz kutlamaları için de her akşam planlama toplantıları yapıyorduk. Üç gün kala kutlamalara başladık. Almanya’dan, İngiltere’den büyük bir heyet vardı. Bütün gruplar Cizre’deydi. Gelen misafirlerle ilgilenen, basınla ilişkiden sorumlu komitelerimiz vardı. Hazırlıklar tamamlandı. Pankartlar yazıldı, planlama yapıldı. Mezarlığa yürüyüp Bêrîvan arkadaşın kabrinde birleşecektik.”

Yüze yakın ölü

Newroz sabahı kutlamalar erken saatlerde başladı. Nur, Cudi ve Yafes mahallelerinden müzik ve halaylar eşliğinde toplanan insanlar, Newroz alanı olan Cizre mezarlığına gitmek üzere yürüyüşe geçtiler. Nusaybin Caddesi’ne gelindiğinde askerler ve polisler kitlenin daha fazla ilerlemesine izin vermek istemediler. Halkın direnmesi ve Newroz kutlama kararlılığı üzerine bir panzerden halkın üzerine ateş açıldı. İlk açılan ateşte onlarca kişi öldü ve yüzlerce kişi yaralandı. Yaralananlar hastanelere bile gidemiyordu, çünkü yaralıları derhal gözaltına alıyor ve işkenceden geçiriyordu. Gözaltına alınan insanların cenazeleri, “intihar etti” denilerek ailelerine teslim ediliyordu. Sokaklarda ağır silahlı kontrgerilla katilleri, canlarının istediği gibi insan öldürüyordu. Devlet güçlerinin halka açtığı ateş sonucu sadece Cizre’de 100’e yakın insan yaşamını yitirdi.

Levent Ersöz

22 Mart’ta Cizre’de fiilen sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu, ancak devlet güçleri ve kontrgerilla insan öldürmeye devam ediyordu. Kadıoğlu Oteli’nde kalan bir grup gazeteci, durumun nasıl olduğunu anlamak için ellerinde fotoğraf makineleri ve beyaz bayraklarıyla sokağa çıkmaya çalıştı. Sokağa adım atar atmaz kontrgerilla tarafından ağır silahlarla üzerlerine ateş açıldı. Sabah gazetesinde çalışan İzzet Kezer isimli gazeteci açılan ateşte öldü. 23 Mart’ın akşamına doğru bilanço korkunçtu. Levent Ersöz’ün Ergenekon timleri halka ölüm saçmıştı. Resmi kaynaklara göre 57, gayrıresmi kaynaklara göre ise 100’den fazla kişi ölmüş, yüzlerce insan yaralanmış, gözaltına alınmış, işkenceden geçirilmişti.

1992 Cizre Newrozu’nu izleyen gazeteci Faruk Balıkçı, gazetemize konuştu:

Bütün Cizre Newroz’a aktı

Faruk Balıkçı, yıllardır bölgede gazetecilik yapıyor. Hemen hemen her önemli olayı izledi, haberini yaptı. Onun izlediği önemli olaylardan biri de serhildanlar döneminde yaşanan 1992 Newrozu’ydu. Balıkçı 1992 Newrozu’nda onlarca Kürdün devlet güçleri tarafından öldürülmesine, yüzlercesinin yaralanmasına tanıklık etti. Bunun dışında Newroz’u izlemek için çalıştığı gazete tarafından Cizre’ye gönderilen meslektaşı İzzet Kezer’in vurulmasına da tanıklık etmek zorunda kaldı. Balıkçı, 1992 yılında Cizre’de yaşanan Newroz’a dair yaşadıklarını ve tanıklıklarını gazetemize anlatı.

92 Newrozu’na giderken bölgede genel siyasi atmosfer nasıldı?

1990’lı yıllarda başlayan köy boşaltma-yakma ve faili meçhul cinayetlerin yoğun yaşadığı bir dönemde 1992 Newrozu karşılanıyordu. Yine bir yıl öncesinde 1991’de Şırnak’a bağlı sınır köylerinde yaşayan köylüler topraklarını terk ederek Irak Kürdistan Bölgesi’ne topluca göç etmişlerdi. (7 ayrı kamp değiştirdiler. Son durakları bugünkü Mahmur Kampı). Kürt illerinde ise Newroz’un kitlesel olarak kutlandığı yerlerden biriydi. O dönemde Botan bölgesinde savaşın en yoğun yaşandığı ve köylerin boşaltıldığı bir döneme denk gelmişti 92 Newrozu. Bu nedenle de Avrupa, İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’dan yüzlerce gazeteci Newroz’u izlemek için Cizre’ye geldi.

O gün Cizre’de nasıl başladı?

92 Newroz’u sabahı insanlar yöresel kıyafetlerini giyerek Cizre merkeze akın etmeye başlamıştı. Bir tabak konumunda bulunan insanlar tepelerden aşağıya doğru Cizre’ye akmaya başlamışlardı. Etkileyeci bir görüntü oluşturuyordu bu görüntü. Çünkü Newroz nedeniyle askerler, özel timler Cizre merkezine giriş yapan caddelerde önlem almışlardı.

Sabah 9’da insanlar Newroz alanını doldurmaya başlamıştı. Newroz alanına katılım sağlayan genç, yaşlı, kadın, erkek büyük bir coşku içerisinde zılgıtlarla alanı dolduruyorlardı. Cizre’de alanda davul zurna eşliğinde halay çeken coşkulu kalabalığa katılmak için gelen gruplara polis müdahale etmeye başladı. Newroz alanına katılmak isteyen kalabalık gruba polisler müdahale edince, grup dağılmayarak ve Newroz alanına katılmakta ısrar ederek cadde üzerinde oturma eylemi yaptı. Bu kez ise zıhlı araçlar ve özel timlerin sert müdahalesi sonucu onlarca kişi coplanarak yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Tüm müdahalelere rağmen Newroz’u kutlamakta kararlı olan kitle Newroz alanına katılım sağladı. Polislerin müdahalesi Newroz alanında da devam edince kitlesel gösteriler kentin tüm sokak ve caddelerine yayıldı. Özel timlerin silah kullanması sonucu yaralananların olduğu ve hayatını kaybedenlerin haberi geliyordu. Gün boyu süren gerginlik havanın kararmasıyla sessizliğe büründü.

Basın 1992 Cizre Newrozu’nu nasıl izledi?

Cizre’nin tek oteli olan Kadıoğlu Oteli, gazetecilerin konakladığı yerdi. Otelde 50’den fazla gazeteci Newroz’u izlemeye gelmişti. 21 Mart’ta devletin Newroz’a müdahalesi ölü ve yaralıların olmasıyla birlikte, etkisi de sürüyordu. Bir gün sonra ise ilçenin önemli kavşak ve caddelerinde sadece zırhlı araçlar, eller tetikte zaman zaman hızlı gidip geliyorlardı. Devletin basına karşı tutumu da oldukça sertti. 92 Newrozu’nda bir çatıya çıkan gazeteci fotoğraf çekmek isterken, özel timin saldırısına maruz kaldı. Gazeteciler Newroz’u izlerken veya fotoğraf çekerken, önce kendine bir siper bularak fotoğraf çekmeye çalışıyordu. 92 Newrozu’nun etkisi günlerce devam etti. 23 Mart’ta, Cizre sessizliğe bürünmüştü.

İzzet’in elindeki beyaz bayrak Faruk Balıkçı anlatıyor:

Öyle ki gazetecilerin kaldığı otele, Cizre’nin bir mahallesinden bir çocuğun çığlık sesi geldi (sonradan çocuğun kurşunla vurulduğunu öğrendik). Otelde bu sesi duyunca 10 kadar gazeteci meslek refleksiyle otelden çıkarak sesin olduğu mahalleye gitmek istedik. Ring atan zırhlı araçların dışında sokaklar boş, kimseler yoktu. Bir sokak arasında girdiğimizde yoğun bir ateş ile karşılaştık. O sokakta en yakın bir eve sığındık. Uzun süre evde bekleyişimiz sürdü. Adeta mahsur kalmıştık. Bazı gazeteci arkadaşlar beyaz bayrakla dışarı çıkma önerisinde bulundu. Üç çubuğa beyaz bez sararak evden dışarı çıktık. Beyaz bayrağın birini ben, birini Alman gazeteci, birini ise İzzet Kezer aldı. Beyaz bayrağı sallayarak dışarı çıktık. Her an ateş ile karşılaşacağımızı hissederek başımı eğerek yürüyordum. Otelden çıkıp sesin olduğu yere gelmek isteğimiz yerde ateşle karşılaştığımız yere gelince yeniden bir seri biçimde ateş edilmeye başlandı…

Sıradan bir silah sesi değildi. Sanki eli tetikte otomatik olarak tarıyordu, hiç ara verilmeden. O sırada hemen yanı başımızda bir kapının altına uzandık. Hepimiz üst üstteydik. Kafamızı geriye çevirdiğimizde İzzet Kezer elinde beyaz bayrak, göğsünde fotoğraf makinası sırt üstü yerdeydi. Kafasından kan sızıyordu. Ateş de devam ediyordu. Bize ateş edilen yönde sokaktaki 1 metrelik duvar yere de uzandığımız için kafamıza mermi yemekten koruyordu bizi. Ama kafamızın bir karış üzerinden kurşunları hissediyorduk duvara çarparak çıkardığı toz dumandan. Demir ve geniş kapılı bir evin önüne uzanmıştık. Bahçe kapısıydı. 15-20 cm bir boşluk vardı demir kapının altında. Kapıyı yumrukluyorduk. Demir kapının altından baktığımda genç bir kızın kapıyı açıp açmamakta tereddüt ettiğini gördüm. Boynumdaki fotoğraf makinasını çıkararak kapı altından uzatıp gazeteciyiz diye bağırdım. Genç kız kapıyı açtı ve hepimiz yuvarlanarak bahçesi olan eve girdik. İçeri girince silah sesi susmuştu. Ben ve iki gazeteci arkadaşım vurulan İzzet Kezer’e ulaşmak için çıktığımız anda yeniden ateş başlayınca içeri girmek zorunda kaldık. Bulunduğumuz evde telefon yoktu. Durumu oteldeki gazeteci meslektaşlarımıza bildirmek istiyorduk. Ben ve üç meslektaşım ile bir başka eve geçerek telefon açtık. Aradan 1 saat geçmişti. Gazetecileri bıraktığımız eve geri döndüğümüzde kimseler yoktu, İzzet’i de kaldırmışlardı… Evde mahsur kalınca bu kez sokağa çıkmadan evlerden evlere geçiş yaparak otele yakın bir eve sığındık. Oteli görüyorduk artık. Ama gidemiyorduk. Telefon açtık, mahsur kaldığımızı söyledik. Tüm gazetecilere toplu olarak sokağın başına gelmeleri halinde bizim onlara ulaşabileceğimizi söyledik. O sırada onlarca gazeteci otelden çıkıp bulunduğumuz sokağın başına doğru geldi. Sığındığımız evden çıkıp, koşarak onlarla buluştuk. Bir gün sonra savcı bu olayla ilgili ifademizi aldı. Aslında biz o sesin olduğu yere giderken, arkamızdan bir gazeteci daha bize yetişmek isterken, zırhlı bir aracın ateş etmesi sonucu otele geri döndüğünü anlattı. Dosya mermi çekirdeği bulunmadığı gerekçesiyle kapatıldı.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir