“Sayın Başkan, Sevgili Olsanız Çekilmezsiniz”

Başlıktaki ifade, ÇHD davasında edilen en önemli söz değil ama davayı en iyi özetleyeni. Üç günlük duruşmalarda yaşananlar ise dönemle ilgili yazılacak kendi başına bir kitabı hak edecek kadar tarihsel.

* Çizim: Murat Başol

– Delil nerede?

– Gidin bulun.

– Tanık kim?

– Söyleyemeyiz.

– Dilekçe vermiştik.

– Uğraşamayız.

Bu hayali diyaloglarla özetlenebilecek duruşmaların sonucunda, 18 avukata toplam 159 yıl 1 ay 30 gün hapis cezası verildi.

Karar da 20 sanığın 18’inin yokluğunda, hatta avukatlarının da yokluğunda okundu.

“Türkiye’nin en büyüğü” diye inşa edilen 810 kişilik salonda, mahkeme heyeti, 100’den fazla jandarma ve biz gazeteciler kararın okunmasına tanık olduk. (Mahkeme bize, “tarihe tanıklık etmenin” fiziki anlamını da yaşattı.)

Peki, konu, başlığa taşıdığımız ifadeye nasıl geldi?

Sürecin tamamına birlikte ve şaşkınlıkla tanık olduğumuz gazeteciler Canan Coşkun ve Cansu Pişkin ile takip ettiğimiz “Silivri’de üç günün fantastik hikayesini” aktarmaya çalışacağım.

Orada bir köy var uzakta

Silivri duruşma salonlarına gitmek de dönmek de (mealen ve mecazen) kolay değil. Saatler süren yolculuğun sonunda varacağınız yer ise “geniş güvenlik önlemleri” alınmış bir devlet kapısı. Bu badireleri atlatıp içeri girdiğinizde muhteşem büyüklükte bir salon ve kürsünün iki yanındaki kitsch Roma sütunlarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz.

18 Mart sabahı maruz kaldığımız salondaki tutuklu avukat sanıklar, açlık grevinin 54. günündeydi. Hayli zayıflamış avukatların etrafını jandarma sarmıştı, itirazlar üzerine yanlarına geçtiler ve verilen aralarla yaklaşık 10 saat sürecek olan duruşma başladı.

İki uyarı, bir kırmızı kart eder mi?

Sanık avukatların avukatları, mahkemenin duruşma arasında esas hakkında mütalaa almasına tepkiliydi.

Tevsii tahkikat (kovuşturmanın genişletilmesi) taleplerinin alınmadan, hatta dikkate dahi alınmadan mahkemenin duruşma arasında kendi karar verdiği bir tarihte esas hakkında mütalaa istemesinin ve mütalaa vermeyen savcının değiştirilip yeni savcıdan mütalaa alınmasının “adil yargılama hakkını” ihlal ettiğini söylediler. [“Mahkeme bir an önce karar vermeye şartlanmış.” Adana Baro Başkanı Veli Küçük]

Mahkemenin kendi verdiği karara uymasını ve talepleri almasını talep ettiler. [“Mahkemeler kendi kararına uymazsa hiçbir yurttaş uymaz”, Aydın Baro Başkanı Gökhan Bozkurt]

Zaten sanıkların tahliye edildikten 24 saat sonra tekrar tutuklandığını, onları tahliye eden heyetin değiştirildiğini de hatırlattılar. [“Türkiye’de son dönemde otomatik yargılama var, fezleke iddianameye, iddianame mütalaaya, mütalaa karar dönüşüyor. Delilleri dosyada var diye doğru kabul edeceksek biz niye buradayız?” Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın]

Hatırlattılar da ne oldu?

Mahkeme Başkanı Akın Gürlek, üç gün boyunca avukatların mikrofonun sık sık kapatılmasına, “yüksek sesle konuşan” veya heyeti itham eden veya “polemiğe girmeye çalışan” veya sözü biraz uzatan avukatların uyarılmasına dair birçok ara karar yazdırdı.

Uyarıların birikip kırmızı karta dönüşmesiyle salondan atılan olmadı ama yargılama sonunda avukatlar zaten topluca salondan çıkarıldıkları için uyarıların sayısını tutmaya gerek de kalmadı.

(Bu arada avukatların taleplerinin ardından savcı bir cümlelik “reddine karar verilmesine…” dair mütalaa verdi, bu mütalaa da Cihan Aydın’ın söylediği gibi karara dönüştü.)

“Makul süre” kime göre, neye göre?

Mahkemenin, kovuşturmanın genişletilmesi taleplerini henüz talepler sunulmadan reddetmesine tepki gösteren avukatlara karşılık mahkeme, şu ara kararı yazdırdı:

“Bir önceki duruşmada, 5 Aralık 20108’de tevsii tahkikat talepleri için süre verildi. 10 Ocak 2019’da dosyaya, verilen ‘makul sürede’ bir talep dilekçesi sunulmamış olduğu görüldü. Ara karardan 35 gün sonra dosya iddia makamına gönderildi.”

(Kendisinden iki kez mütalaa istenen savcı dosyanın henüz o aşamaya gelmediğini belirtince, savcı değiştirilmiş ve yeni savcı mütalaayı 21 Şubat’ta vermişti.)

Ve mahkeme, kendiliğinden belirlediği 35 günlük makul süreyi aşan avukatların bundan sonra sunacağı taleplerin “yargılamayı uzatmaya yönelik olduğunu” ifade etti.

Avukatların bu karara itirazı şöyle oldu:

“Kanunda yer almayan ‘makul süre’ kavramı bir yana, önceki ara kararda, taleplerin bir sonraki duruşmada, yani bugün (18 Mart) alınacağı yazılı. Kendi kararınıza uymadınız.”

[Bu itiraza en ilginç örnek de İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel’den geldi: “Sayın Başkan, sevgili olsanız çekilmezsiniz. 5’te buluşalım diyorsunuz, 3’e kadar bekleyip, ‘gelmedin’ diye gidiyorsunuz.”]

“Kaldı ki belirtilen ‘makul sürede’ talep dilekçemiz dosyaya sunuldu, UYAP’tan bakılabilir. Zaten delillerin tartışılması ancak duruşmada olur, dilekçeyle olmaz. Bu sebeple ara karar usule uygun değil.” [Avukat Hasan Fehmi Demir’in itirazı]

“Talebi daha sunmadık ki, neyi reddettiniz?”

Mahkeme Başkanı yine avukatların sözünü keserek bir kez daha “Bütün taleplerin reddine” karar verdi.

Avukatlar ise “Talepleri daha sunmadık ki, neyi reddettiniz?” dedi ve sarı kartı gördüler. (Mahkeme onlarca uyarı kararından birini daha yazdırdı.)

“Buraya tanıklarınızla geldiğiniz anlaşılıyor”

Dosyada iki tür delil vardı: Üçü gizli, altı tanık ile dijital materyal.

Avukatlar ilk gün bu “delillerin” delil niteliği taşımadığına dair beyanlarını sundular:

“Tanıklardan biri İ.Ö. yardımcı istihbarat elemanı olduğunu, 1995’te o zamanın istihbaratınca örgütün içine konulduğunu, görevinin 2006’da sonlandırıldığını duruşmada kendisi beyan etti. Bu kişiyi suç tarihi 2013’te başlayan bir davada neden dinliyorsunuz? Diğer tanık B.E. 2017’de tutuklandı, (mahkeme başkanına hitaben) tutuklayan sizsiniz. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı, mahkeme başkanı yine siz. Burada, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde de o tanık, siz mahkeme başkanısınız. Buraya tanıklarınızla geldiğiniz anlaşılıyor.” [Avukat Hasan Fehmi Demir]

“Tanık diye dinlenen gerçekten o muydu, bilmiyoruz”

“Tanıkların üçü gizli üçü de kimlikleri açık şekilde ifade vermiş olmasına rağmen hepsi SEGBİS ile ve yüzleri buzlanarak, ikisi sesi de değiştirilerek ifade verdi. Örneğin açık tanıklardan C.B.’nin SEGBİS’le ifadesi alınırken hem yüzü kapatıldı hem sesi değiştirildi. Dinlenen kişi C.B. miydi, başkası mıydı, bilmiyoruz.” [Avukat Güçlü Sevimli]

“Ben çok mahkemede tanığım, bu hangi dosya?”

“Tanıklardan İ.Ö. ‘Ben çok sayıda mahkemede tanığım, bu hangi dosya bilmiyorum’ dedi. 141 ayrı dosyada itirafçı olarak bulunuyor.” [Avukat Several Ballıkaya]

“Tanık B.E. Emniyetteki ifadesini 36. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, 36. Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesini 26. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, 26. Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesini de burada (37. Ağır Ceza Mahkemesi) reddetti, doğru olmadığını söyledi.” [Avukat Derviş Emre Aydın]

“Bu tanıklar aynı kişi mi, gerçekte varlar mı?”

“Savcıya gizli tanığı sorduk, ‘Böyle bir gizli tanık yok’ dedi. TEM Şubeye sorduk ama onlar önceden uyandı, bulup getirdiler, ‘Budur’ diye. Tanıklardan K. ile İ.’nin ifadeleri birebir aynı. Bunlar aynı kişiler mi?” [Avukat Bahattin Özdemir]

Savcı uyuyor mu?

Bu arada avukatlardan Güray Dağ’ın söz alarak “Savcı uyuyor mu, ne yapıyor belli değil” demesine de savcıdan herhangi bir tepki gelmedi.

Avukat Nermin Ünsal da bu davadaki tanıkları, Ergenekon davasında 300 kişi hakkında ifade veren Tuncay Güney’e benzetti: “Tanığa ‘HHB ile ilgili bir şey söyleyecek misin’ diyorsunuz, ‘Hayır ama eski ifademi hatırlatırsanız söylerim’ diyor. Siz [mahkeme başkanına hitaben] de okuyorsunuz o ifadeyi.”

Dijital deliller, aslında “delil değilmiş”

“Dijital delillerin asıllarının dosyada bulunmadığını biliyorsunuz. Talep ettik, iki kez reddedip sonra İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinden alın dediniz. Bu mahkemeye de pek çok kez gittik. Fakat mahkeme kalemi bize ‘Terörle Mücadele Şubesinden olur almadan veremeyiz’ dedi. Ama deliller İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinde de yok. Deliller Emniyette.

“Delillerin sadece asılları değil imajları da dosyada yok. Sadece imaj raporları var. Adli Bilişim mühendisi Tuncay Beşikçi dosyadaki imaj raporlarını inceledi ve adli bilirkişi olarak rapor hazırladı. Raporda, ‘Delillerin üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığı söylenemez, materyalin delil niteliği yok’ deniyor.” [Avukat Hasan Fehmi Demir]

Ve 10 saatin sonunda mahkeme tüm bu beyanlara tek cümleyle yanıt verdi: “Gerekli araştırma yapıldı, yargılamayı uzatmaya çalıştıkları değerlendirildi, reddedildi.”

“Tanıklık dedikodu yeri değildir”

Ertesi gün tutuklu avukatlar konuştu, Behiç Aşçı “Avukatları yargılarken bile yasaları çiğnemekten çekinmediniz” dedi.

Reddi hakim talebinde bulundular ya da onların deyimiyle “heyeti reddettiler”.

Aşçı, mahkemeye “Siz, bizi tahliye eden hakimlerin tenzili rütbesiyle buraya geldiniz. Gizli tanık Güneş’e ‘Duyduğunu anlat’ dediniz, tanıklık dedikodu yeri değildir” dedi.

Mahkeme başkanı usul dersinden 91 almış

Barkın Timtik “Hangi kararı vereceği baştan belli olan bir mahkemeyi reddediyoruz” dedi, Aytaç Ünsal da “Tanıklar müzik kutusu gibi, parayı atıyorsunuz, istediğiniz şarkı çıkıyor” diye konuştu.

Aycan Çiçek mahkeme başkanının önceki duruşmalarda, “Okulda usul dersinden 91 aldığını söylediğini” hatırlattı ve “Ama usul bilmiyorsunuz” dedi.

“Eski yargıç, şimdi hapishanede komşum”

Selçuk Kozağaçlı da şunları söyledi:

“Dün 17 Aralık davasında hüküm kuruldu. Bizim dosyamızın yarıdan fazlasını hazırlayan kişiler orada sanıktı. Sanıklardan biri, eski yargıç Mehmet Ekinci hapishanede yan komşum. Dün bana mazgaldan eğilip ‘Biz bu kadar kötü değildik, değil mi?’ diye sordu.”

Kozağaçlı hakime yönelik “Devletin erklerinden birine mensup olduğunuzu görüyorum ama yargı erkinden bahsetmiyorum. Sadece sizi değil temsil ettiğiniz her şeyi reddediyorum’ deyince mikrofonu kapatıldı.

Yine baş başa kaldık

Önce Kozağaçlı, sonra diğer tutuklu sanıklar, sonra onların avukatları en son da seyirciler dışarı çıkarıldı. Biz basın mensupları heyetle baş başa kaldık.

Sanık avukatları o gün duruşma salonuna alınmadı. Ertesi gün de kendileri girmediler salona. Yargılama ikisi hariç sanıklar ve avukatları olmadan devam etti.

Karar da bu şekilde verildi.

Ucu bucağı görünmeyen salonda, heyetin ve basının katıldığı bir “duruşmada”, bolca polis ve 100’den fazla jandarma eşliğinde verilen kararla, 18 avukat 18 yıl 9 ay ile 3 yıl 1 ay 15 gün arasında hapisle cezalandırıldı.

(Bu arada mahkemenin reddi hakim talebini reddetmesinin ardından bir üst mahkemeye yapılan itiraza halen yanıt gelmedi. İtirazın nasıl sonuçlanacağı, bu davanın hükmünü veya geleceğini etkiler mi, yoksa bu dilekçe de adliyenin dehlizlerinde kaybolur gider mi, bilmiyoruz.)

İlk kez böyle bir yargılamaya tanık olduk ama bırakın bizi, İstanbul Barosu’nun açıklamasına göre, “Türk Yargılama Tarihi böyle bir yargılamaya ilk kez tanık oluyordu.”

Şahsen gözümle gördüğüm için de “mutluyum” çünkü Kozağaçlı’nın da dediği gibi, anlatsalar inanmazdım.

Rakamlarla ÇHD davası

Sanık sayısı: 20

İddianamenin sayfa sayısı: 412

Dosyadaki klasör sayısı: 70

Toplam (sıralı) duruşma sayısı: 3

Tanıklardan İ.Ö.’nün tanıklık yaptığı dava sayısı: 141

Tanıklardan B.E.’nin ifadesinin mahkeme başkanınca kesilmesi sayısı: 209

Mahkemenin taleplerin sunulması için beklediği “makul süre”: 35 gün

Esas hakkında mütalaanın sayfa sayısı: 4

İlk duruşma ile karar duruşması arasında geçen süre: 7 ay

Karar: 25 sayfa

18 sanığın aldığı toplam hapis cezası: 159 yıl 1 ay 30 gün

 

Kaynak: Bianet-Ayça Söylemez

İlginizi çekebilir