Sarı Rakı Efsanesi – Kerem Yanık

2004’te özelleştirilen Tekel’in ürettiği değerlerden biri olan Sarı Rakı, ilginç bir üretim hatasından kaynaklanmıştı.

Kerim Yanık, bir içki üretim ustası. 1967’de işçi olarak girdiği Tekel’de Alkollü İçkiler Müessese Müdür Yardımcılığı görevine kadar yükseldi. Tekel’e yaklaşık 40 yılını veren Yanık, “Tekel’in Nesi Kaldı-Damaklarda Tadı Kaldı” adlı kitabıyla deneyimlerini okurlarıyla paylaştı. Oğlak Yayıncılık’tan çıkan kitaptan ilginç bir “üretim hatası” anısını aktarıyoruz.

Sarı Rakı

Rakı kısmında görev yaptığım bir buçuk yılın sonunda, fabrika işletme şefi olarak görevlendirildim. Benden boşalan rakı imla [doldurma] amirliğine de ziraat yüksek mühendisi sevgili arkadaşım Günseli Kuzugüdenlioğlu atanmıştı.

Günseli Hanım bir sabah elinde sarımtrak ama berrak bir sıvının bulunduğu şişeyle odama girdi ve gülerek, “Kerim, bunun ne olduğunu bil bakalım” dedi.

Şişenin renginden bir şey anlamamıştım. Ne biraya ne de viskiye benziyordu.

Bu kez ben sordum. Aldığım yanıt gerçekten şaşırtıcıydı. Gülerek, “Bu senin geçen yıl ürettiğin rakı” demez mi!

Bir müddet sonra, olan biteni anımsadım. Fabrikamızdaki rakı bölümü, Tekel’in Paşabahçe, İzmir, Gaziantep ve Diyarbakır fabrikalarında üretilen yüksek dereceli (78/81 derece arası) rakıların, şişelenmeden önce söndürülmesi (yumuşak suyla 45
dereceye düşürülmesi) ve on beş – yirmi gün arası dinlendirildikten sonra şişelenip tüketiciye sunulması işlemlerini yapmaktaydı. Şişelenen ve satılan miktar da yılda 750 bin litre dolayındaydı. Yüksek dereceli rakılar İstanbul Paşabahçe Fabrikası’ndan tankerlerle, karayoluyla; diğer rakı fabrikalarından gelen rakılarsa genellikle demiryoluyla geliyordu. Demiryoluyla gelen rakılar vagonlara yüklenen ve iki yüz elliyle üç yüz litre arasında değişen kapasitedeki galveniz bidonlarla taşınıyordu.

Rakı bölümünde çalıştığım günlerden bir gün ustabaşımız telaşla o malum kötü haberi getirmişti. İzmir İçki Fabrikası’ndan bidonlarla gönderilen rakıların hemen tamamına anlaşılamayan yağlı bir madde karışmıştı. Büyük bir olasılıkla bu bidonlarla daha önce mazot benzeri bir madde taşınmıştı. Miktar az olsa, üzerinde durmadan bu rakıları yol firesi adı altında kayıtlardan düşüp kimseye zarar vermeden olayı kapatabilirdik. Ancak sorunlu rakı miktarı iki yüz otuz-iki yüz kırk bidondu.

Ne yapacağımıza karar veremiyorduk. Olayı resmiyete döktüğümüzde, öncelikle İzmir İçki Fabrikası’nda bazı çalışanların başı ağrıyabilirdi.

Aklımıza bu rakıların viski damıtma cihazlarından bir kez daha damıtılması fikri geldi. Hemen uygulamaya koyulduk ve bu problemli rakıları viski damıtma cihazlarından geçirerek yeniden damıttık.

Sonuç beklentimizi karşılamıştı. Yani rakıların yağlı maddeden arınması sağlanmıştı. O yıllarda rakıların dinlendirilmesi amacıyla, içi epoxi kaplı çelik ya da paslanmaz çelik tankların yanı sıra, meşe fıçıların da kullanılmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştı.

Bu amaca uygun olarak, fabrikamızın ustaları tarafından üretilen ve her biri beş bin litrelik fıçılar rakı bölümüne monte edilmişti. Henüz rakı konulmamış olan bu fıçılara, viski damıtma cihazından geçirip ıslah ettiğimiz malum rakıları koyduk.

Bu fıçılara doldurmamız sadece yer sıkışıklığından kaynaklanmıyordu. Bu rakılardan henüz tam emin olmadığımız için sürekli doldurup şişelemeye verdiğimiz tankları kullanmaktan çekinmiştik.

Günseli Hanım’m elindeki sarı renkli sıvı, benim görev yaptığım dönemdeki viski damıtma cihazından geçip yeni meşe fıçılarına doldurduğumuz rakının ta kendisiydi.

Rakıları doldurduğumuz o fıçılar hiç kullanılmamıştı; yeni oldukları için meşenin rengi rakılara yansımıştı. Tam olarak anımsamıyorum, ancak on beş-yirmi bin litre dolayında olan bu rakıların gerek kimyasal, gerekse duyusal sonuçları mükemmeldi fakat rengi sorunluydu ve kesinlikle bu hâliyle şişeleyip piyasaya veremezdik.

Fabrika müdürümüz Mustafa Berk’le görüşüp bir çözüm geliştirdik. Her yılbaşı öncesinde TBMM üyelerine, büyükelçilere, Ankara’da bulunan önemli kurumların başkanlarına viski, rakı ve şaraptan oluşan hediye paketleri hazırlanırdı. Acaba yaklaşan yıl başında hazırlanan paketlere bu rakılar verilemez miydi?

Konuyu o günün Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı’ya açma kararı aldık. Fabrikamızda yönetim binamızın üst katında, “Atatürk Salonu” olarak adlandırılan ve içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı çeşitli eşyaların bulunduğu, âdeta bir müze görünümünde olan bir bölüm vardı. Bu bölümü uzun zamandır Gümrük ve Tekel bakanları da kullanıyorlardı. Fabrika müdürümüz Mustafa Berk aynı zamanda Tuncay Mataracı’nın hemşerisi ve gençlik döneminde futbol arkadaşıydı. Buna rağmen çekinerek Atatürk Salonu’na, yanma çıkıp bu rakı olayını ve çözüm önerimizi kendisine aktarmıştı.

Yılbaşı hediye paketlerine, rakıların özel üretim olduğu notları iliştirilecek ve böylelikle zaman içerisinde bu rakıların tüketilmesi de sağlanacaktı. Bakan bu önerimizi uygun buldu ve bu tatlı beladan böylelikle kurtulmuş olduk.

Aslında pek kurtulmuş da sayılmazdık. Çünkü “sarı rakı” efsane hâlini almış ve ünü Ankara sınırlarının ötesine geçmişti.

Öyle ki hemen her yerden sarı rakı talepleri gelince, “Deneme çalışmasıydı, önümüzdeki yıllarda bu rakının üretimini geliştireceğiz” gibi geçiştirmelerle olayı unutturmaya çalıştık.

Sarı rakı olayıyla Genel Müdürlüğümüzün bir anlamda öfkesini de üzerimize çekmedik değil. Sanki genel müdürlükten bazı konuları gizliyor durumuna düşmüştük.

Fabrika müdürümüzün Bakan Tuncay Mataracı’ya olan yakınlığı yüzünden olsa gerek bu olaydan büyük yara almadan kurtulduk diyebilirim. Bu olayın üzerinden neredeyse otuz yıl geçmişti. 22 Mayıs 2005 tarihli Milliyet gazetesinde gazeteci Bülent Yardımcı’nın sarı rakı olayına ait bir yazısı çıktı.

Meğer Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nda çalıştığım dönemde bu hikâyeyi benden dinlemiş. Bazı rakı üreten firmaların “Sarı Zeybek” ve “Altın Sarı Seri” gibi markalarla piyasaya rakı vermelerini fırsat bilerek, espirili bir anlatımla okuyucuları otuz yıl öncesine taşımıştı.

Kerim Yanık hakkında

Kerim Yanık’ın babasıMalatya’da sigara fabrikasında çalışan bir işçiydi. 1948’de Malatya’da doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından babasının görevi gereği Ankara’ya göç etti. Lise ve üniversite öğrenimini orada tamamladı.

1967’de Ankara Atatürk Orman Çiftliği’nde bulunan Tekel Bira Fabrikası’na işçi olarak girdi. Üniversiteyi bitirdikten sonra, 1978 yılında statü değiştirerek memuriyete geçti.

1980 yılına dek, sırasıyla rakı kısım amirliği, fabrika işletme şefliği ve fabrika müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1980 yılında Karaman Şarap Fabrikası Müdürlüğü, 1981-1985 yılları arasında Şarköy Şarap Fabrikası Müdürlüğü, 1985-1988 yılları arasında Ürgüp Şarap Fabrikası Müdürlüğü, 1988-1996 yılları arasında Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası Müdürlüğü görevlerinde bulunduktan sonra, 1996-2000 yılları arasında Tekel Alkollü İçkiler Müessese Müdür Yardımcılığı görevlerini üstlendi.

Müessese müdür yardımcılığı göreviyle birlikte, Bilecik Tekel İçki Fabrikası projesinin proses sorumluluğunu üstlendi. Projenin tamamlanmasıyla 2000-2004 yılları arasında da Bilecik İçki Fabrikası Müdürlüğü görevine getirildi. Tekel’in Alkollü İçkiler bölümünün özelleştirilmesini takiben 2004 yılında Tekel A.P.K. Daire Başkanlığı görevine getirildi. 2005 Temmuz’unda emekliliğe ayrıldı.

Mesleğini özel sektörde sürdürdü.

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir