Salgın hastalık zamanında/zamanlarında çalışanların sağlığı ve grev hakkı – Yüksel Akkaya

Yasa gayet açık, çalışma hukukunun temel felsefesine göre: İşçinin yararı… Korona virüsü nedeni ile çalışanlar mevzuat gereği işyerlerinde sağlıkları ile ilgili başvurularda bulunacak, gerekli önlemler alınmazsa çalışmama hakkı kullanacak ve yasa gereğince “bu hareketlerinden dolayı haklarını kısıtla”mayacak. Dolayısı ile ücretsiz izinler, kısmi çalışmalar, bir hafta sonra işten çıkarmalar ne sosyal hukuk ile bağdaşır ne de de çalışma hukuku ile…

Sosyal politikanın önemli saç ayaklarından biri olan çalışma hukukunun önceliklerinden biri çalışanın sağlığını korumaktır. Zira aslolan hayattır. Geniş anlamda sosyal hukuk, dar anlamda çalışma hukuku da sanayileşme sürecinde bu gerekliliğin bir sonucu olarak doğmuştur. Zira, kadın ve çocukların ağır çalışma koşullarında, sağlıksız olarak çalıştırıldığı bir süreçte, A. Smith’in ulusların zenginliğini nüfusun temel bileşeni olan emek gücü üzerinden açıklamıştır. Bu anlamda nüfus içinde çalışan nüfusun sağlıklı en azından ertesi gün/günler işe gelecek kadar sağlıklı olması ve hatta toplam nüfus içinde sayılarının azalmaması sermaye ve devletlerin önem verdikleri zorunlu bir hususu olmuştur. Bu zorunluluk kendini hukuksal düzenlemelerde kendisini göstermiş, çalışanların korunmalarına yönelik bazı önlemler alınmasını gündeme getirmiştir. Kuşkusuz bu önlemler diğer yandan çalışan-emekçilerin mücadelesi ile zaman içinde daha bir belirgin hale gelmiştir. Çalışma hukuku, sosyal politika alanı tam da bu belirgin olma halinin disiplin olarak organize olmalarının sonucudur.

Bugün de ulusların zenginlik kaynağı çalışan nüfusudur, artık değer üreten olarak, sermaye birikiminin kaynağı olarak… Kuşkusuz kapitalist sistemin de temel direği olarak. Ne var ki sermaye bencildir, zeki olduğu kadar da akılsızdır. Tamamen mi? Elbette hayır!..

Salgın hastalıklar burjuvazi için hep önemli bir fırsat olmuştur. Zira, bir korku, bir kaygı ve elbette bir belirsizlik kaynağı olarak çalışanlar açısından. Tıpkı bugün olduğu gibi…

İşsizlik de bir salgın hastalıktır… Korona virüsü de… Hatta aşırı borçlanmak da… “Hastalık” basit bir tıbbi salgın hastalık değildir; çalışanların iradesini teslim alan, kimliksizleştiren, karaktersizleştiren bir salgın hastalıktır da. Burjuvazi ve onun adına yönetenler bunu her seferinde daha da pekiştirerek işçi sınıfının güvenini kırıp iradesini teslim almak için çaba sarf eder.

Ne yazık ki şu ana kadar bu irade savaşlarında işçi sınıfından yana düşünenler de basit iş hukuku kurallarını hatırlatmakla yetinmiş; işçi sınıfının kendisini koruyabileceği olanakları ona göstermekten kaçınmışlardır; sendikaları da dahil…

O zaman yeniden sınıfsal bakalım…

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu:

İşverenin genel yükümlülüğü

MADDE 4 – (1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.

Risk değerlendirmesi, kontrol, ölçüm ve araştırma

MADDE 10 – (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır: a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu. b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi. c) İşyerinin tertip ve düzeni. ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu. (2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri; çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.

Çalışmaktan kaçınma hakkı

MADDE 13 – Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhâl kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir. (2) Kurul veya işverenin çalışanın talebi yönünde karar vermesi hâlinde çalışan, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden doğan diğer hakları saklıdır. (3) Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda birinci fıkradaki usule uymak zorunda olmaksızın işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider. Çalışanların bu hareketlerinden dolayı hakları kısıtlanamaz.

Yasa gayet açık, çalışma hukukunun temel felsefesine göre: İşçinin yararı… Korona virüsü nedeni ile çalışanlar mevzuat gereği işyerlerinde sağlıkları ile ilgili başvurularda bulunacak, gerekli önlemler alınmazsa çalışmama hakkı kullanacak ve yasa gereğince “bu hareketlerinden dolayı haklarını kısıtla”mayacak. Dolayısı ile ücretsiz izinler, kısmi çalışmalar, bir hafta sonra işten çıkarmalar ne sosyal hukuk ile bağdaşır ne de de çalışma hukuku ile…

Çalışma hukuku işçinin hukukudur, önce çalışanın sağlığı, sonra geri kalan mevzuat… Çalışanlar, gerekli iş güvenliği ve sağlığa ilişkin ortamı sağlanmamışsa ilgili mevzuata uygun girişimlerinden sonra çalışmama hakkına sahiptir, ve yasada belirtildiği gibi “hakları kısıtlanamaz”; elbette kısıtlanmayacak hak iş hukukuna uygun olan ücret alma hakkıdır.

Sınıfın sendikaları, siyasal yapıları kafaları bulandıran işsizlik ödeneği, kısmi çalışma, telafi çalışması, bir hafta yarım ücretli gibi şeylerden uzak durmalı, çalışanın sağlığını koruyan bu düzenlemeyi hayata geçirmek için uğraşmalıdır… Yaşam hakkı en kutsal hakkı olup, bunun için de grev hakkını, genel grev hakkını kullanmak en doğal hakkıdır.

*Prof. Dr., Hacı Bayram Üniversitesi İletişim Fakültesi, Sosyal Politika çalışma alanı

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir