Robotlar Dünyayı Ele Geçirecek mi? – Arda Yıldırım

Ne olduğunu görmek için başımızı o yöne çevir(e)mesek de hepimizin bildiği değişim başladı ve  ilerliyor.

Çok hızlı yediğinizde sizi uyaran akıllı çatalınız, yumurtanın bittiğini algılayıp sizin yerinize sipariş veren buzdolabınız, siz uyanır uyanmaz kahvenizin yapılmaya başlanması… Başlat komutuyla otonom bir şekilde evi süpüren süpürgeniz… Metabolizmanızdan aldığı verileri de kullanan akıllı bilekliğiniz size önerilerde bulunuyor. Son günlerde kan şekerinizde değişim var ve birkaç gündür ihtiyacınızdan az uyuduğunuz ve yetersiz fiziksel aktivite yaptığınız için uyarıyor, size özel günlük hedefler sunuyor. Evin güvenlik sisteminde yer alan yüz tanıma sisteminin güncellenmesi için onayınız isteniyor. Yeni satın aldığınız bir program 3 yaşındaki çocuğunuzun bilişsel gelişimi için o haftanın hedef aktivitelerini sıralıyor. Bu tasvirin yapay zekanın geleceği için ‘sığ’ bir tasvir olduğunu da belirtelim.

Hesaplama ve bellek gücü artan ‘zeki’ sistemlerin endüstriyel veya devlet kollarında   kullanılmayacağı bir alan yok gibi görünüyor. Savaş sanayi, fabrikalar, güvenlik, konut, ulaşım, sağlık, eğitim, tarım, eğlence endüstrisi, hukuk, sanat… Yapay zekanın endüstriye, yaşamlara sirayetinin sadece merkez ülkeler ile sınırlı kalmayacağı ise aşikar.

Dönüşen endüstriyel üretimde, bu ‘zeki’ sistemler için yeni düzenlemelere alan açmak, yatırım yapılmak zorunda. Bu alanlardan biri de Internet of Things (Nesnelerin İnterneti). Tüm cihazlar, yazılımlar arası gerçekleşebilecek bir iletişim ağı olarak özetlenebilir. Nesneler arası bu veri aktarımının basit bir ağ olmadığını, Endüstri 4.0 olarak kavramsallaşan yeni endüstrinin zeminini oluşturduğunu söylemekte fayda var. Internet of Things (Nesnelerin İnterneti) pazarının 2020 yılında 3.7 trilyon dolar olacağı ön görülüyor.

Hali hazırdaki gelen ‘şey’ için yapay zeka sınırlayıcı bir kavram olabiliyor. Ayrıca bu gelen ‘şey’, ani bir paradigma değişimiyle veya teknolojik devrim ile gelen bir şey değil. Yapay Zeka  gittikçe ilerleyen bir olgu. Yapay zeka gittikçe daha fazla veriyi işleyebilir hale geliyor. Ethem Alpaydın’dan durumu özetleyen bir alıntı aktaralım: “Hesaplama ve bellek gücü artması yapay zekayı daha ‘zeki’ hale getiriyor.”

Şimdiye kadar ki olan robotlar belirli bir programlanmayla çalışıyordu. Bu robot tipinin programlanma dışındaki bir hareketi gerçekleşmesi söz konusu değil idi. Yapay zekanın sirayet ettiği robot tipi ise deneyimlerden yola çıkarak hareketini kendisi yapılandırabilir. Programlanmada belirtilmeyen bir durumda nasıl davranacağı konusunda deneyimlerden yola çıkarak bir hamlede bulunabilir.

Üretim sürecinin lokomotifi olan işçi sınıfı için yapay zeka elbette ki iyi bir haber değil.  Derin öğrenmeyle (deep learning) ile birlikte daha da zeki hale gelen sistemlerin veya endüstriyel robotların işsizliğe sebebiyet vereceği kesin. Sermaye için yapay zekanın işçilere göre artıları mevcut. Yüksek hassasiyet kabiliyeti ve yüksek tekrarlanabilirlik oranıyla artan ürün kalitesi ve belirli bir süre içerisinde bir işçiden daha hızlı/fazla üretim gerçekleştirebilme potansiyeli… Yapay zekanın sermaye için iştah açıcı avantajları bununla sınırlı değil. Yapay zekanın yıllık izine ihtiyacı yok, hasta olup rapor olma şansı yok, sigortasını yatırmak zorunluluğu yok, iş ‘kaza’sı sonucu bir yaralanma veya iş cinayeti gerçekleştiğinde tazminat ödeme gerekliliği yok.  Bir kereye mahsus yüksek maliyeti ve sabit bakım giderleri ise robotların tek dezavantajlarıdır. (1)

Yapay zekayla birlikte oluşacak işsizliğe karşıt ise uluslarası yetkili abilerin ilerleyen süreç için tartıştıkları ve şu an için bulabildikleri makul çözüm ise şöyle: endüstriyel robot veya insansız sistem içeren şirketlerden ek vergi alınması ve bu kaynağın işsizliğe önlemede kaynak olarak kullanılması. Şirketlerin vergi kaçırmadığı ve aktarılan vergilerle işsizliğe dönük gerçekçi önlemlerin alındığı hayali bir gezegende uygulanabilir bir plan olabilir.

Yapay zekaya ilişkin yaygın söylemlerden anlamaktayız ki yapay zeka özünden koparılarak ele alınabilmektedir. Özüne dair şunu kesin olarak söyleyebiliriz: yapay zeka, sermayenin örgütlenmesine bağıl bir sistemdir. Sermayeden kısmen bile bağımsız değildir.

Stephen Hawking, Frank Wilczek, Max Tegmark ve Stuart Russell 2014 yılında yapay zekanın akıbeti hakkında ortak bir bildiri yayınladılar:

“Kuşkusuz yapay zekâ birçok faydaya sahiptir: savaşların tamamen durdurulmasından tutun da, yoksulluğun önüne geçilmesine kadar. Zeki makinalar yaratmak, insanlık tarihinin en büyük başarısı olabilir. Ancak bu başarı, aynı zamanda sonuncu da olabilir. Tekilliğin insanların başına gelebilecek en iyi veya en kötü şey olduğu düşünüldüğünde, bu sahaya ve etkilerini anlamak için yeterli kaynakların ayırılmadığını görebiliriz. Her ne kadar yapay zekânın kısa vadeli etkileri, onu kimin kontrol ettiğine göre değişebilecek olsa da, uzun vadeli etkisi, tamamen kontrol edilip edilemeyeceğine bağlıdır.” (2)

Tekillik(singularity), Ray Kurzweil’in gelecekte makine zekasının insan zekasını aşabileceği noktayı ifade etmek için öne sürdüğü bir kavram. Ve söz konusu tekilliğin insanlık için refah mı yoksa cehennem mi olacağına dair ön görüler sancılı tartışmalar doğuruyor. Sancının kaynağı ise tartışmanın kısır bir iki uçluluğa: refah-cehenneme hapsolmasında.  Bildiride de ifade edilen kontrol altındaki bir yapay zekanın insanlık için refah getireceğini ummak ise yaygın bir kanı. Bu kanının yapay zekanın özünü hatırladığımızda toz pembe bir beklenti olduğunu belirtmek gerekir.

Bu iki uçlu kısır tartışmayı bi kenara bırakırsak yapay zekayla ilgili görünür kılınması gereken tehlikelerin içeriğine bakmak gerekir. Yapay zekayı içeren sermaye, odağına elbette ki sürücüsüz otomobiller, dil çeviri veya hastalık teşhisini almış değil. Bilim ve sermaye tarihini incelediğimizde teknolojiye yön veren dönüm noktalarının savaş ekonomisiyle birlikte yürüdüğünü görürüz. Yapay zeka da bu kaideden muaf değil. Yapay zekanın savaş teknolojisi içerisine odağa alınmaya başlandığını söyleyebiliriz. Merkez ülkeler; yarı-çeper ve çeper ülkeler üzerinde bir tahakküm aracı olarak yapay zekayla donanmış savaş teknolojisini kullanmak isteyecektir. Türkiye’deki savunma sanayi de dahil olmak üzere birçok yarı-çeper ülke ise yapay zeka için kesenin ağzını açmaya başladı. İster merkez ülke olsun ister yarı-çeper, devletlerin yapay zekaya  kaynak aktarımında en bonkör oldukları alan savaş sanayi. İnsansı robotların dünyayı homo sapiens’ın elinden alacağını işleyen distopik-fantezi tartışmalardan veya yapay zekanın hayatımıza refah getireceği yanılsamasından ziyade yapay zekayla donanmış savaş teknolojisi görünür kılınması gereken tartışmalardan biridir.

Teknoloji gündelik dilde, olumlu atfıyla bir ‘gelişim’i içerse de teknolojinin seyrinin insan yaşamını daha kolaylaştırıcı hale getirmek şiarı ile yol almadığını söyleyebiliriz. Teknoloji, sanayiye (bilhassa savaş sanayine) optimal koşulları sağlamak misyonuyla ilerler. Yapay zekanın  seyri ise modern teknolojinin bu temel ilkesinden bağımsız değil ve olmayacaktır.

Yapay zekaya ilişkin hakim söylemin; yaşamlarımızı daha kolaylaştıracağı, güvenliği artıracağı ve bize daha konforlu bir hayat sağlayacağı olduğunu görüyoruz. Bu söylemin ilerleyen süreçte de meşrulaştırılmaya çalışılacağı kesin. Yapay zeka sistemlerinin ve/veya endüstriyel robotların, toplumsal iş bölümünde insanın iş yükünü azaltacağı ve insanın yaşamına daha çok vakit ve konfor sağlayacağına dair  vaad de egemenlerin kendilerine dönük tatminkarlığıdır.

Yapay zekanın veya daha geniş ifadeyle hesaplama ve bellek gücü artan sistemlerin yaşamlarımıza yapacağı en büyük etkisini, insanın özneleşme sürecine darbe indiren kapital dünya sistemi üzerinden incelemek daha yerinde olabilir. İnsanın en temel hakkı olan özgür irade hakkının bu kadar elinden aldığı bir toplumsallıkta yapay zekayı içeren üretim ilişkileri, özgür iradeyi daha da pasifize eden bir dünyaya sebebiyet verecektir.

Özne olamayan insanın yapay zeka üzerine söz sahibi olması zor. Egemenlere karşı özne olmaktan vazgeçmiş/vazgeçirilmiş bir toplumsallıkta yapay zekanın hayatlarımıza fütursuz sirayetindeki tek engel şirketlerin kaba ve basit maliyet hesabı olacaktır. Herhangi bir ürünün/hizmetin üretimine yapay zekanın dahil olması şirket için daha karlı olacaksa yapay zeka mutlaka dahil olacaktır.

‘Robotlar dünyayı ele geçirecek mi?’ sorusuna şu cevabı vermek mümkün: Dünyayı ele geçirme niyetinde olan şey neoliberalizm örgütlenmedir.

Kaynaklar:

1: Dünyanın Bütün Robotları, Birleşin!, Gökhan İnce, İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Yayını, 75.Sayı, 2017

2: Yapay Zekâ: Dost mu, Düşman mı?, Çağrı Mert Bakırcı, İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Yayını, 75.Sayı, 2017

*Psikolog

İlginizi çekebilir