Provoke edilen isyan – Hüseyin Kalkan 

Surların önünde günlerce devam eden savaş İngilizlerin Türk ordusuna verdiği uçak ve Fransızların, Suriye’deki demir yollarını [binxete] Türk askerlerinin geçişine vererek arkadan Şex Said ve güçlerinin sarılmasına sebep olur

Ankara hükümeti isyan hazırlıklarından haberdardır. İsyancıların içine soktuğu ajanlar aracılığı ile hazırlıkları adım adım izlemektedir. Bu nedenle ilkbaharın gelmesi ile birlikte isyanın kesin başlayacağını öğrenir. İlkbaharın gelmesi isyancılar lehine koşulların ortaya çıkması demektir ve belki de isyanın başarıya ulaşması anlamına gelir. Bu yüzden bir oyun düzenlenir ve bazı askerler feda edilerek isyanın erken başlaması sağlanır. Öte yandan anlatılanın tam tersine hem İngiliz emperyalistleri hem de Fransızlar Ankara hükümetine destek verirler. Hasan Basri Fırat, bu olayları naklen de olsa çok iyi bilmektedir. Sorularımıza verdiği yanıtlar birçok gerçeği daha anlaşılır kılmaktadır.

  • İsyanı başlatan olayı anlatabilir misiniz?

Şex Said, Piran’da kardeşi Şex Abdurrahim’in evinde dinlenmeye çekilir. Bölgede büyük bir izdiham ve sevgi vardır. Coğrafik şartların lehlerine geçmesi için baharı beklerken tarihin en önemli provokasyonu ile karşılaşırlar. Bir evde misafirlikte bulunan Şex Said Efendi cemaate vaaz verirken, bir grup asker gelip Şex Efendi’yle görüşmek istediklerini söylerler. Şex Said kabul eder. Cemaatin içinde aradıkları firarların olduğunu söyleyip kendilerine teslim edilmesini isterler. Şex Efendi bunu reddeder. “Kürt halkının örf ve âdetlerine uymaz, suçlu olsalar dahi bizim korumamız altındalar, biz onları bırakır gideriz, siz sonra ne isterseniz yapın” der. Komutan saygısız ifadelerle ortamı provoke eder. Şex Abdurrahim müdahale eder. Çıkan çatışmada askerler esir alınır. Bunun üzerine Ankara hükümeti tarafından savaş resmen başlatılır. Kısa sürede bir sürü yerde çatışmalar başlar. Serhat bölgesinde Hınıs, Varto, Bulanık, Malazgirt. Lice, Hani, Genç [Darahene], Piran ele geçirilir. Darahene merkez ilan edilir. Bayrak çekilir, büyük bir güçle Diyarbakır üzerine gidilir. Surların önünde günlerce devam eden savaş İngilizlerin Türk ordusuna verdiği uçak ve Fransızların, Suriye’deki demir yollarını [bınxete] Türk askerlerinin geçişine vererek arkadan Şex Said ve güçlerinin sarılmasına sebep olur. Bu koşullarda daha çok kayıp vermemek için geri çekilme kararı alınır. Bir kısım isyancı bölgenin dağlarına çekilirken Şex Said ve yakın grubu Bingöl, Solhan üzerinden Varto’ya doğru çekilir. Amaçları Murat Nehri’ni geçip sınır ötesine geçmek. İran’da edindikleri yeni güçlerle mücadeleyi devam ettirmek. Devlet tarafından içlerine yerleştirilen Cıbıran aşiretine mensup Binbaşı Kasım, bu mevsimde Murat Nehri’nin geçilmesinin doğru olmayacağını söyleyerek Abdurrahman Paşa Köprüsü’nde pusu kuran askerlere doğru yönlendirir ve yakalanmalarını sağlar. Binbaşı Kasım’a bu denli güvenmelerinin nedeni Bitlis’te idam edilen Miralay Halit Bey’in akrabası, Şex Said’in bacanağı olmasıdır. Şex Said ve beraberindekiler Diyarbakır’a götürülürken hareketin içinde büyük kırılmalar yaşanır. Şex Ali Rıza komutasındaki yaklaşık 500 kişilik bir grup İran’a geçerek Sımıko ve bazı muhalif güçleri de yanlarına alıp Botan üzerinden tekrar savaşı başlatmak ve cepheyi genişletmek isterler. İran’ın Xoy şehri yakınlarında Şah’ın güçleri silahlarıyla birlikte teslim olmalarını ister. Bunu kabul etmeyince çatışma çıkar. Bu çatışmada 80’e yakın Kürt yaşamını yitirir. Bunların içinde Şex Said Efendi’nin kardeşi Şex Diyadin de vardır. Şex Said’in küçük kardeşi Şex Mehdi çatışmada esir düşer. Şex Mehdi, annemin babası yani benim dedemdir. Bu hadise Kürtler arasında ‘Şer ê İran’e’ olarak bilinir. Birçok hikâye ve türkülere, ağıtlara konu olur. Ünlü Dengbêj Şakiro’nun okuduğu ‘Ez neminım’ türküsüdür. Kurtulanlar Barzan mıntıkası üzerinden Bağdat’a geçerler. Dönemin Irak Başbakanı Kürt asıllı Nuri Said Paşa’dır. Bunlara bir nevi siyasi pasaport verip bazı olanaklar sağlar. Şex Ali Rıza’ya bir medresede müderrislik görevi verilir. Bir de aylık bağlanıyor, küçük kardeşi Şex Selahattin askeri bir okula yazılır. Aldığı yardım paralarını arkadaşlarıyla pay ederek yaşarlar.

  • Ailenin geride kalan üyeleri ne yapar?

Diyarbakır’da ise Şex Said ve arkadaşları 47 kişi 29 Haziran 1925’te idam edilirler. Şex Said idam sehpası önünde şunları söyledi: “Tabii hayat sona erdi. Kendimi milletimin yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İleride torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir.”
Ailenin kadın ve küçük çocukları Isparta, Burdur, Milas’a sürgüne yollanır. Gayrimenkul ve araziler hazineye devredilirken, değerli birtakım eşyalar da mezatta satılır.

Suriye’ye geçen bazı aile bireyleri Xoybun örgütünün toplantılarına katılır. Bedirxaniler ve İhsan Nuri Paşa’nın öncülüğünde kurulan Xoybun örgütü 1927 Ağrı direnişini örgütlerken, Şex Said ailesinden bazıları Kürdistan Şimali Partisi’ni kurarlar. 1928’de çıkan bir afla Türkiye Kürdistan’ına dönerler. Aile bir arada yaşamaya başlar. Medrese ve kültürel faaliyetlerine başlasalar da hep kontrol altında tutulurlar. Daha sonra Şex Selahattin, Kürdistan Şimal Partisi’nin mührü ve belgeleriyle yakalanır. Suçu abisi Şex Ali Rıza’ya atması için baskılar yapılsa da kabul etmez. İdamla yargılanır, daha sonra cezası müebbete çevrilir, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde 10 yıla yakın kaldıktan sonra kısmi afla çıkar.

1933’te aile tekrar 17 yıllık uzun bir sürgüne tabi tutulur. Trakya’nın Kırklareli iline bağlı Vize, Sergen, Malkara gibi yerlere dağıtılır. Büyüklerimizin yaşadığı sefalet ve esaret hayatının hikâyeleri çocukluğumuzun travmalarıdır.

  • Babanız, babası Şex Said ile ilgili neler anlatırdı?

Babam Şex Ahmet, Şex Said’in en küçük oğludur. 1925’te 4 yaşındaydı, ne babasını hatırlayabildi ne de mezarını gördü. Ömrünün büyük bir kısmı sürgünlerde geçti. En son 1960 ihtilalinde Sivas sürgünü, arkasından Mersin’e sürgün edildi. Dönüşünde bir daha köyünden hiç ayrılmadı. Doğayla, toprakla iç içe yaşadı; bedenen çalışarak geçimini sağladı. Kinini, öfkesini hep içinde tuttu. Düşmanına karşı hep mesafeli bir duruş sergiledi. Hiç taviz vermedi. 90 yıl yaşadı, vefatından birkaç yıl önce Özgür Gündem gazetesine verdiği demeçte, “Düşmanlarınıza inanmayın. Onlara göstereceğiniz ihtiramı kendi halkınıza gösterin. Kendinize inanın, inançlı olun. Ne olursa olsun inanın. Ellerinizi birbirinize uzatın ve birbirinizi yalnız bırakmayın. Bizim davamız millî bir davadır, dilimizin, kültürümüzün ve inançlarımızın davasıdır. Bağımsızlığı savunmaktan, onun için mücadele etmekten korkmayın” dedi. 15 Ocak 2015’te vefat etti. Saygı ve rahmetle anıyorum. Vasiyet niteliğindeki bu sözler, umarım yaşam felsefem olur.

Mezar yeri Dağkapı kışlasında

  • Şex Said’in mezar yerine dair bir bilginiz var mı?

Şex Said ve arkadaşlarının mezar yerleri gerek tarafımızca gerekse yaşayanların tanıklığı ile yeri tespitlidir. Dağkapı askeri kışlasının içinde şu anki Bower Hastanesi’nin bitişiğinde meftundur. Zaten mezar yerinin tespiti için hukuki ve siyasal başvurular yapılmış ama herhangi bir netice alınamamıştır.

Savcı anlatıyor

Şex Said Efendi, Diyarbakır’da o zaman mahkeme savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren’in talebi üzerine odasında sohbet ederler. Bu savcı yurt dışında eğitim görmüş mahkemenin tek hukukçusudur. Aynı zamanda meraklı bir münevverdir. Daha sonra 1960’larda anılarını neşrederken Şex Efendi’yle geçen bazı diyalogları anlatır. ‘Siz hareketin neresindeydiniz’ diye sorar. “Ne arkasında ne de önündeydim tam ortasındaydım” der ve hurucul elelsulta kavramını açıp anlatmaya çalışır. “Bizimki halk olarak, benim de başında bulunduğum hareket, bir diktaya, bir zalime karşı tavırdı, duruştu.” Savcı Ahmet Süreyya’nın anılarında anlattığı diğer bir anekdot 1925 Şex Said ve arkadaşları, hareketinin ne olup ne olmadığının açık ve net bir özetidir. Bir gün şüphe üzerine mahkemeye Türkçe bilmeyen bir delikanlı getirilir. Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: “Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına…” “Hemen o gece çocuğu götürüp astılar” diyor. Başsavcı, daha sonra bu olayın etkisinden kurtulamadığını anlatıyor: “Dağkapı’da Yalova adlı küçük bir otel vardı. Orada kalıyordum. Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, niye beni bıraktın beni idam ettirdin? diye tehdit etti. Sabaha kadar bu hal iki-üç kere tekrarladı. Deliye dönmüştüm… Sabahleyin, mahkemeye gittim ve hakim arkadaşlara dedim ki, ‘Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm Diyarbakırlıları, hatta tüm doğuluları asmamız lazım. Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.’ Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım. Mazhar Müfit ve öteki hakimler, ‘Sen karışma, bu bizim işimizdir’ dediler. Ben de savcılığımı ileri sürdüm, aramızda münakaşa, ağız kavgasına kadar ilerledi. Ben ve onlar, şifre ile durumu Ankara’ya bildirdik. Bir hafta sonra şu telgrafı aldım: “Ahmet Süreyya Bey, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Baş Savcısı: Gayemiz, Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyyen ezilmesidir. Hakim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim.” Başvekil İsmet İnönü… Bunun dışında yazılan kaynak, kitap, belgelerin tümü belirli bir amaca hizmet ve manipülasyon amaçlıdır. İsmet İnönü kendisiyle yapılan bir mülakatta “Şeyh Said ile İngilizler arasında bir ilişkinin olup olmadığını çok araştırmamıza rağmen bir kanıt bir belge bulamadık” der.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir