Ötanazi: Ölmek gerek – Osman Elbek

Tam da Cemal Süreya’nın dediği gibi; “Üstü kalsın” deyip gitmek gerekli…

Ünlü fütürist Dr. Ian Pearson, 1970’den sonra doğacak çoğu kişinin ölümü tatmayacağını, çünkü 2050 yılında ölümsüzlüğün mümkün olacağını açıklamış…

Tam 1970 yılında doğmuşum. Acaba ölümsüzlük trenine atlayabilecek miyim?

Ya da atlamak gerekir mi…

Öyle ya yakın zaman önce Türkiye’nin yüz akı ismi Adalet Ağaoğlu, doksan yıllık onur dolu yaşamı için “Bu kadar uzun yaşamayı hiç istemedim. Kendimden sıkıldım” demişti.

İnsan, kendisinden ne zaman sıkılır?

Ağaoğlu’nun ifadesiyle söyleyecek olursak; hangi yaşta yakınlarını çaresiz bırakmamak için “güler yüzlü yaşamaya mecburluk” rolünü oynamaya başlar?

Ağaoğlu’nun cümleleri üzerine düşünürken aklıma bir süre önce 104 yaşındaki Avustralyalı ekolojist David Goodall’ın, İsviçre’nin Basel kentinde ötanazi yaparak öldüğü geldi.

O, “giderayak” yaptığı açıklamada “Artık yaşamak istemiyorum, hayatı sona erdirme şansım olduğu için mutluyum” demişti.

Bir insan neden ölmekten mutlu olur? Ya da ne zaman mutlu olur?

Basına yansıyan haberlere göre Goodall’ın ölümü seçme nedeni yaşam standartlarının kötüleşmesi. Son yıllarda göremediğini ve duyma yeteneğinde kayıp yaşadığını ifade etmesi ve ötanazi öncesi yapılan basın toplantısına “Utanç verici yaşlanma” yazılı kazak ile gelmesi durumunu açıklıkla ortaya koyuyor.

Bedensiz ölümsüzlük

Pekiyi ama farz edelim ki Goodall’ın yaşam standartları düşmeseydi… Goodall’ın “düşkün” bedeni, insanlığa ölümsüzlük müjdesini veren Pearson’un iddiasında olduğu gibi yapay zeka, genetik mühendisliği ve robotik bedenlerle tamir edilseydi… Ya da Goodall’ın bilincinin bir bilgisayara yüklenerek bedenden azade olarak yaşaması mümkün olsaydı yine de ötanaziyi seçer miydi?

Aslında bu tartışma yeni değil. Google’ın baş fütüristi Ray Kurzweil de, tıpkı Pearson gibi çok da uzak olmayan bir gelecekte insan bilincinin bir “bulut sistemi”ne bağlanabileceğini ve nano teknolojili tıbbi cihazların ölümcül sağlık sorunlarımızın üstesinden geleceğini iddia ediyor.

Fütüristlerin iddiaları gerçek olursa insan yine de ötanaziyi seçer mi?

Goodall o günleri görseydi, yine de ötanazi öncesi paylaştığı son sözlerinde olduğu gibi “İnsan istediği zaman ölmeyi seçebilmeli, bu kesinlikle serbest olmalı” diyebilir miydi?

Pekiyi ama siz, bedeninizden vazgeçme pahasına sonsuza kadar bilgisayarda bir “dosya” olarak yaşamayı tercih eder miydiniz?

Soruların yanıtlarını bilmek zor.

Ama muhtemelen ölümünden yaklaşık iki yıl önce “yaşlandığı” gerekçesiyle görev yaptığı üniversitesinden uzaklaşmak zorunda bırakılmış olması, Goodall’ın ölüm yolculuğu kararını vermesini etkilemiş olmalı. Aksi halde “Bu kadar yaşadığım için çok üzgünüm. Mutlu değilim. Ölmek istiyorum” der miydi?

Zaten Ağaoğlu da eşi Halim’i kaybettikten sonra “yarım bir insan oldum” deyip ekliyor: “Hayatım boyunca yazmaya hiç ara vermemiştim ama Halim öldükten sonra tükendim, artık yazmayı bıraktım…”

Anlaşılan üçüncü bin yılın uygarlığı, yaşlanan nüfusa inat, onları mutlu edemeyecek, tüketecek biçimde dizayn edilmiş durumda. Oysa yaşlanmak ve ölüm, bu dünyanın iki hakikati olarak insan denilen canlının zorbalığını önleyen iki sigorta.

Öte yandan hiç kuşku yok ki tüm insanlar, bir insan hakkı olarak özgürce ölümü seçebilmeli. Çünkü ölme hakkının önlenmesi, ölümden daha üzücü.

Ancak hiçbir hekim ötanazi uygulamamalı. Binlerce yıllık bir gelenekten gelerek var edilen hekimlik mesleğinin ontolojik sınırı geçilmemeli. Tarihin karanlıklarındaki öjenik uygulamaların hortlamasına neden olabilecek hiçbir adım atılmamalı.

Her değerin verimlilik ve performans uğruna değersizleştirildiği bu uygarlıkta, neoliberalizmin kanlı elleri, “beyaz önlük” aracılığıyla silip temizlenmemeli.

Yaşamdan ölüme dair uzanan yolda insana ait her durumun çözümü tıp kurumu ve hekimlerden beklenmemeli. Ölüm de dahil olmak üzere hayatın tamamı medikalize edilmemeli.

Ölmek gerek

Sorarsanız bana; ölümü yaşama katmak gereklidir derim. Çünkü ölümdür yaşama anlam veren.

Bizi bütünleyen “şimdiki imkanımızdır” ölüm.

O nedenle an geldiğinde kendi isteğimizle gitmek gereklidir.

O gün tüm teknolojiyi ardımızda bırakarak, ayaklarımıza yapışan asalaklardan kurtularak, kusarak, geçmişin yükünü sırtlayıp geleceğe küfrederek, ölümsüzlük iksirini keşfedip onu masanın başında bırakarak gitmek gereklidir.

Yüreğin atışlarının bir sonu olmalı.

Yürümenin, oturmanın, işemenin bir sonu olmalı.

Nefes almamanın mutluluğu tadılmalı.

Geriye kalan bedeni, tıp öğrencilerinin meraklı ve korkulu bakışlarına ya da aç bir itin parıldayan gözlerinin önüne bırakıp gitmek gerekli.

Uygarlık denilen yalanı bırakabilmenin, üretici ve tüketici haklarından azade olabilmenin, makro ve mikro iktidarlardan vazgeçebilmenin, un ufak olabilmenin hazzını duymak gerekli.

Tam da Cemal Süreya’nın dediği gibi; “Üstü kalsın” deyip gitmek gerekli…

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir