Osman Hamdi Bey’in “Mihrap” Tablosu Hakkında Aykırı Bir Yorum – Tufan Erbarıştıran

Osman Hamdi Bey Mihrap adlı tablosuyla sadece kadın özgürlüğüne sahip çıkmakla kalmaz, İslamiyet ve Doğu dinlerindeki hurafelere, baskılara ve çağ dışılığa dikkat çekiyor.

Türk resim tarihinde akademisyenler ve eleştirmenler tarafından en çok tartışılan resim, Osman Hamdi Bey’in Mihrap ya da daha az bilinen adıyla Yaratılış tablosudur. Söz konusu resim hakkında sanat tarihçileri ve eleştirmenler bu resmin dönemin Osmanlı geleneğine, İslamiyet’e tamamen ters olduğu yolunda değerlendirmelerde bulunuyorlar. Kuşkusuz bu resmi sanat anlamında beğenen, ona din dışı bir gözle bakan çok sayıda ressam, akademisyen ve sanat tarihçisi de vardır.

Osman Hamdi Bey’le ilgili birkaç küçük anımsatma yapalım. Kendisi 1842’de İstanbul’da doğdu. Sadrazam Ethem Paşa’nın oğluydu. 1839’da Tanzimat Fermanı ile Osmanlı’da eğitim alanında çeşitli reformlar yapıldı. Osman Hamdi Bey, 1860’ta hukuk okumak amacıyla Paris’e gitti. Derslerinde başarılı bir öğrenciydi. Ancak çocukluğundan beni resim sanatına karşı bir ilgisi vardı. Fransız ressam Jean-Léon Gérôme’dan resim eğitimi aldı. Bu, onun resim sanatı üzerine aldığı ilk eğitimdi.

Osman Hamdi Bey, hukuk eğitimini tamamlayarak 1871’de ülkeye geri döndü. Dış İşleri Bakanlığında göreve başladı. Bir ara Saray’da ve Müze-i Hümayun’da çalıştı. 1891’de İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni kurdu. O kadar faal ve enerjik bir adamdır ki, bilindiği kadarıyla, Kadıköy’ün ilk Belediye Başkanı olur. Ancak bu kadarla da yetinmez. 1883’te Sanayi-i Nefise Mektebi’ni (bugünkü ismiyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) kurar.

Osman Hamdi Bey aldığı eğitimin etkisiyle, aydın ve yenilikçi biridir. Ancak bunu resimlerinden yansıtması dönem itibarıyla sakıncalı olduğundan genellikle metafor tekniğini kullanmıştır. Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu bu bakımdan önemlidir.

Osman Hamdi Bey’in en az bilinen ama en çok tartışılan tablosu “Mihrap” ya da bazılarınca “Yaratılış”tır. Sözünü ettiğimiz tablo metaforik eğilimler göstermesi bakımından hayli zengin bir yelpazeye sahiptir.

                                      Osman Hamdi Bey’in 1901’de yaptığı Mihrap tablosu

Sanat kendine özgü bir güzellik ve yaratıcılık içeren bir yetkinliği gerektirir. Sanatçı, herkesin gözü önündeki şeyleri ya da nesneleri renklerle ve fırça darbeleriyle çok farklı bir kompozisyona dönüştürebilir. Sanatçının düş gücü, el becerisi, aldığı eğitim, gözlem gücü, yeteneği ve yaratıcılığı sayesinde tablolar bir dönemi yansıtmakla kalmaz, tarihe âdeta bir not düşer. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Van Eyck, Botticelli, Raffaello, Pablo Picasso, Vincent Van Gogh, Paul Cezanne, Salvador Dali, Monet ve Caravaggio gibi isimler bunu başardı. Bizde ise Osman Hamdi Bey, Fikret Mualla, Ergin İnan ve Mehmet Güleryüz.

Şimdi yeniden Osman Hamdi’nin “Mihrap” adlı tablosuna dönelim.

İslamiyet’in en kutsal yerlerinden biri de camilerdir. Burada müminler dua ederek ibadet ederler. Camilerde kadınlar ve erkeklerin bölümleri ikiye ayrılır. İslam dininde kadınların çok fazla bir önemi yoktur. Yüzyıllar içerisinde kadınların sosyal ve siyasal hakları her zaman erkeklerden aşağıda olmuştur. Osmanlı döneminde ise kadınlar çok daha kapalı bir yaşam sürmekteydi. İşte bu nedenle Osman Hamdi’nin Mihrap tablosu son derece önemlidir. Bütün dikkatimizi bu tabloya verelim ve bakalım karşımıza neler çıkacak.

Öncelikle adı bilinmeyen bir caminin içindeyiz. Tam karşımızda vakur duruşlu, dimdik oturan, gözleri ileriye doğru bakan orta yaşlarda bir kadın vardır. İki eliyle rahlenin yanlarına sıkıca yapışmıştır. Kadının fiziki yapısından onun varsıl biri olduğunu anlıyoruz. Sadece üzerindeki işlemeli, pahalı giysilerden değil, oturuşu ve duruşu sayesinde bunu gözlemliyoruz. Belli ki ince uzun bir kadındır. Ancak kadının karnına doğru merceğimizi doğrulttuğumuzda, onun hamile olduğunu anlarız. Hamilelik döneminin henüz başlarındadır, olsa olsa birkaç aylıktır. Öte yandan, kadının başı açıktır ve saçları görülür. Koyu dindarların istedikleri kadın profili açısından hiç de uygun değildir. Bir cami içinde, mihraba arkasını dönerek oturması, yüzünün, ellerinin ve boynunun açıkça sergilenmesi İslamiyet açısından son derece kabul edilemez bir görüntüyü ortaya çıkarır. Peki, Osmanlı geleneğini ve tarihini iyi bilen, eğitimli, kültürlü, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yaşayan Osman Hamdi tüm bu gerçekleri bilmez mi? Bu bölümü kısaca toparlayalım istiyoruz. Kadın simgesi altında bir metafor vardır. Şöyle ki, caminin mihrap bölümüne arkasına dönmüş, geleneklere ters gelen bir giyim içinde olması ve oturduğu koltuğun bir taht (aslında rahle) gibi gösterilmesi, kadının ne denli önemli olduğunu imliyor.

Resmin bütünselliğinde flu bir görüntü hâkimdir. Kadın ise bu karanlığın içinden çıkan (duran, kendini gösteren) bir görüntüye sahiptir. Sanki üç boyutlu bir göz aldatmacasıyla karşı karşıyayız izlenimi vermektedir. Üstelik cami ve mescitlerdeki mihrap bölümü, sadece imamın durduğu yeri belli etmekle kalmaz.  En büyük özelliği şudur: Mihrap bölümü inananların kıbleye/Kâbe’ye doğru yöneldikleri bölümdür. Bu tezatlık, kadın özgürlüğü, çağdaşlık ve laiklik inancıyla birleşmiştir. Kadının/Kadınlığın, “Beni kabul etmeyeni ben de kabul etmem!” diyen bir görüntüsü olduğu söylenebilir. Ayrıca kadının arkasında flu olarak gösterilen mihrap bölümünün açısı, okurların yorumuna kalsın istiyoruz.

Kadının hemen yanında hayli uzun, dev gibi bir mum olduğunu görüyoruz. Bu ne amaçla konulmuş olabilir? Caminin içi karanlık olmasına karşın mum sönüktür. Ramazan ya da başka bir önemli gün olsaydı bu mum yanacak mıydı? Bunu bilemiyoruz. Mumum sönüklüğü, ortamın flu olması, sadece kadının renkli bir biçimde öne çıkması, ne anlama geliyor? “Camiyi yani inancı sadece kadın mı aydınlatabilir?” sorusu aklımıza geliyor. Kadının doğurganlığı, cesareti, fiziksel güzelliği, duruşu ve bakışı bize bunları söyletiyor.

Rahle, İslamiyet’te önemli bir anlama sahiptir. İki yanı çapraz açık, üzerinde Kuran’ın ya da hadis kitaplarının okunduğu bir tahta gereçtir. Şimdi büyütülmüş ve üzerinde hele hele bir kadının oturacağı rahle yapmak, bunu da üzerinde başı açık bir kadınla resmetmek neyin ifadesidir? Rahle niçin büyüktür ve niçin baçı açık bir kadın onun üzerinde oturmaktadır? Bu, son derece aykırı bir görüntüdür aslında. Şimdi ikinci önemli konuya gelelim. Şöyle düşünebilir miyiz? Rahleye kutsal kitaplar yerine bir kadını koymak, ne anlama gelmektedir? Kadının doğurganlığını yani yaratıcılığını yansıtıyor diyebilir miyiz? Yani insanın, tek gerçeği yansıtması, onun dışında kalan şeylerin anlamsız ve içi boş birer hurafe olarak kabul edilmesi anlamında mıdır? Mihrap-doğurganlık, kadın-rahle eşleşmeleri dikkatle yorumlanmalıdır.

Şimdi bir başka konuya geçelim.

Kadının ayaklarının altında kutsal kitaplar vardır. Dikkat edilirse hepsi açılmış, okunmuş, öylece bir kenara atılmış gibidir. Yani okunduktan sonra anlamları kavrandığında işlevlerini bitirmiş gibi bir izlenim verir. Yerde İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran, Zerdüşt dininin kutsal kitabı Zend-Avesta, Budizm’in kitabı Sakiya-Muni vardır. Kitaplar açılmış ve yere saçılmış gibi görülmektedir. Ancak daha da önemlisi, kutsal kitaplar, kadının ayakları altındadır. Kadının bütün bunların hepsinden daha değerli, daha kutsal, daha önemli bir güce ve iradeye sahip olduğu izlenimi doğar. 1901’de böyle bir resim yapmak aykırılık kadar cesaret işi de değil midir? Hele Osmanlı’nın o döneminde geleneklerin ve dinin ağır baskısı altında yaşayan bir coğrafyada, kadınların insan yerine konulmadığını da düşünürsek, Osman Hamdi Bey’in bu tablosu neredeyse bize kutsal kâse gibi gelmektedir. Resimdeki kutsal kitaplar daha çok İslamiyet ve Doğu dinleriyle ilgilidir. Yani kadının ezilmişliğinin bu dinlerde yaşandığı izlenimini uyandırır. İncil ve Tevrat’ın resimde olmaması bunu bize söyletir.

Resimde gördüğümüz çinili mihrap hakkında şöyle bilgiler vardır: İstanbul Çinili Köşk’te bulunmuş, 1907’de Konya Karaman İbrahim Bey İmaretinden müzeye getirildiği söylenir. Ancak bütün bunlar söylentilerden ibarettir. Peki, bu resim şimdi nerede? Öncelikle şunu söyleyelim, bu resim hiçbir zaman sergilenmedi. Ayrıca şu anda nerede ve kimde olduğu da bilinmemektedir. Yeniden resme dönelim.

                                        Jean-Léon Gérôme’un Tanagra isimli heykeli (1890)

Yine söylencelerden yola çıkarak, resimdeki kadının Osman Hamdi Bey’in karısı olan Naile Hanım’ın gençlik yıllarını yansıttığı iddia edilir. Bir başka söylence ise Osman Hamdi Bey’in evinde çalışan bir Ermeni kızı olduğudur. Resimdeki kadının duruşu ile Jéan-Léon Gérôme’un Tanagra adlı heykelinin özdeşleştiği iddiası da vardır.

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Kaynak: OGGİTO

İlginizi çekebilir