Omar ve Tlaib, ABD’de İsrail tartışmasının yönünü nasıl değiştiriyor? – Azad Essa

Washington merkezli bir yazar olan Nylah Burton, MEE’ye yaptığı açıklamada “(Siyonist örgütler-çev) kendilerini tehdit altında hissediyorlar. İlhan Omar, kamuoyundaki tartışmayı, kamuoyunun kabul etmekte oldukça tereddütlü olduğu bir yere doğru itiyor” dedi. Burton’a göre, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) gibi gruplar, Filistinlileri insansızlaştırmak ve İsraillilerin yaşadıkları yerlerin Arapların yaşam tarzlarıyla bağdaşmadığı konusunda konsensüs oluşturmak için yıllarca çalıştı.

İsrail yönetimi, açık sözlü Kongre üyesinin ülkesine girişini yasaklayarak, aslında onun Filistin ve insan hakları savunucusu olarak ne kadar etkin bir şahsiyet olduğunu vurgulamış oldu.

Açık sözlü Kongre üyelerinden İlhan Omar ve Rashida Tlaib’in İsrail’e ve işgal altındaki Filistin topraklarına girmeleri yasaklandığından bu yana neredeyse iki hafta geçti.

Ancak alevlenmesine katkı sağladıkları tartışmanın ateşi henüz dinmedi.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu 15 Ağustos’taki konuşmasını yaptığında, medyanın büyük bölümü, Tlaib’in işgal altındaki Batı Şeria’da atalarının evini ziyaret etmekten mahrum kalması üzerinde durdu.

90 yaşındaki büyükannesini görememek, son 70 yıldır Filistinlilerin hayatlarına damga vuran sınır dışı etme ve kovulma olgusunun bir metaforuna dönüştü.

İsrailli yetkililer daha sonra Tlaib’in reddettiği, sessiz kalması karşılığında büyükannesini ziyaret edebileceği yolunda bir teklif getirdi. Ancak yine de hasar çoktan meydana gelmişti.

ABD’li iki ongre üyesinin girişinin Amerika’nın en yakın müttefiki tarafından yasaklanabileceği fikri, Netanyahu’nun kararına itiraz dalgasına yol açtı.

ABD’deki Filistinli aktivistler de konuştu ve bunun tüm Filistinliler için geçerli olduğunu belirtti.

Detroit merkezli Yahudi ‘Barış’ın Sesi’ eylem grubunun organizatörü Reuben Telushkin, İsrail hükümetinin Tulaib ve Omar’ı yasaklama eylemleri hakkında “Bunlar istisnai kişilere uygulanan istisnai olmayan icraatlardır” dedi.

Ancak sis çöktüğünde, aktivistler ve gözlemciler bakışlarını Tlaib’in meslektaşı Omar’a çevirdiler.

Netanyahu ve müttefiki Donald Trump’ın önde gelen İsrail lobisi AIPAC tarafından azarlanmalarına yol açan, kendilerini eleştiriye açık bir tutum sergiledikleri yerde, Tlaib, anında İsrail’e hakaret davası açtı, Omar ise bu fırsatı İsrail’in ihlallerine dikkat çekmek için kullandı.

ZORLU DÜŞMAN

Omar, 16 Ağustos’ta Twitter’da, (İsrail’e yapılacak olan-çev.) gezinin amacı hakkında yanlış anlaşılmaları gideren, seyahat programını ve daha sonra keşfetmeyi umduğu çeşitli sorunları aktardığı bir açıklama zinciri paylaştı.

İsrail, yıllık ABD’den 3,8 milyar dolar askeri yardım alıyor. Omar da bu konuya işaret etmeden fırsatın elinden kayıp gitmesine izin veremezdi.

California Eyalet Üniversitesi profesörü Asad Abu Khalil, İlhan’ın mesaj zincirini şu sözlerle paylaştı: “Bu, İsrail’in şu ana kadar ABD siyasetinde karşılaştığı en korkunç düşman. Abartısız. Kimseden gözü korkmuyor. Ne güç be!”

Aynı şekilde, ABD’nin en önde gelen aydınlarından ve Harvard Üniversitesi’nden Prof. Cornel West, “İlhan’ın Filistinlilerin çektiği acıyı, gerçeği bütün kalbiyle söylemeye dair cesaret ve iradesine” duyduğu derin ve büyük hayranlığını dile getirdi.

West, MEE’ye “Rashida ve İlhan, cesur özgürlük savaşçılarıdır” dedi.

1990’ların ortasında Somali’den ABD’ye göç eden eski bir mülteci olan Omar, son dönem Amerikan tarihinin en dikkat çekici politik isimlerinden ve genç Amerikalılar tarafından ilgiyle takip edilen bir isim haline geldi.

Ve onun İsrail’le ilgili açık sözlü tutumu istisna değil. İç politikaya ilişkin gerek konut sorunu gerekse sağlık sektörüyle ilgili genel sosyal adalet konularında, dış politika söz konusu olduğunda ise Suudi Arabistan ya da Yemen hakkında sürekli olarak açık yüreklilikle konuşmuştu.

Pazartesi günü, Hindistan’ın Keşmir’deki acımasız saldırısı hakkında kamuoyuna açıklama yapan birkaç ABD milletvekilinden biri oldu.

Bu korkusuzluk ve hassas konuları ele alma isteği, özellikle Amerikan Siyonist örgütleri tarafından yapılan acımasız saldırıları üstüne çekti.

Washington merkezli bir yazar olan Nylah Burton, MEE’ye yaptığı açıklamada “(Siyonist örgütler-çev) kendilerini tehdit altında hissediyorlar. İlhan, kamuoyundaki tartışmayı, kamuoyunun kabul etmekte oldukça tereddütlü olduğu bir yere doğru itiyor” dedi.

Burton’a göre, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) gibi gruplar, Filistinlileri insansızlaştırmak ve İsraillilerin yaşadıkları yerlerin Arapların yaşam tarzlarıyla bağdaşmadığı konusunda konsensüs oluşturmak için yıllarca çalıştı. Ve şimdiye kadar beyaz olmayan Omar ve Tlaib adlı iki kadın, sadece bu anlatılara meydan okumakla kalmıyor, aynı zamanda bu anlatıları yapısökümüne uğratıp daha isabetli olanlarını üretiyor.

Bu, ülke çapındaki eylemcilere yeni bir ivme kazandıran ve İsrail yanlısı örgütleri savunmacı bir konuma zorlayan türden bir etki.

“Ele aldığı her şeye evrensel eşitlik ve adalet değerleri kazandırıyor. O tutarlı. İsrail’e karşı ayrımcılık yapan biri değil, ama kendisi, İsrail tarafından kimliği yüzünden ayrımcılığa maruz kaldı,” diyor Yahudi Barış’ın Sesi Hareketi’nden Telushkin.

ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARI

Omar’ın Minneapolis’ten hemşehrisi olan Amber Harris, İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria’da bir çocuk sahibi Filistinli bir adamla evli, Yahudi bir Amerikalı.

Harris, İsrail yetkilileri tarafından doğrudan gerçekleştirilen rutin küçük düşürme eylemlerine tanık oldu.

19 Ağustos’ta Harris, Minneapolis’te Omar ve Tlaib’in İsrail’in kendilerine uyguladığı giriş yasağının ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla anlatmak için düzenlediği basın toplantısına, Black Lives Matter (Siyahi Yaşamlar Önemlidir) hareketinin Ferguson’da düzenlediği protesto eylemine katılmasının geçici olarak yasaklanması da dahil, İsrail göç idaresinin reva gördüğü muamelelerin öyküsünü anlatmak üzere davet edildi.

Harris, “beyaz bir Yahudi-Amerikalı olarak sahip olduğu ayrıcalıkları nedeniyle yalnızca aşağılanma ve finansal engellere karşı koyabildiğini” söyledi ve “Yalnızca sahip oldukları kimlikler nedeniyle geri dönmelerine asla izin verilmeyebilecek olan yüzlerce başka kadının öykülerini bildiğini” aktardı.

Omar ve Tlaib’in düzenlediği basın toplantısında MEE’ye yaşadıklarını anlatan Harris, ulusal bir televizyonda İsrail işgaliyle ilgili açık açık konuşan ABD Kongre temsilcileriyle yan yana durduğuna inanamadığını söyledi. Şimdi bir oğlu olan Filistinli bir erkekle evli biri olarak Harris, Tlaib ve Omar’ın, kocasının Filistin’e dönüş yolunun açılmasına yardım ettiğini hissettiğini kaydetti.

Harris, “Tüm bunlara karşı koyma cesareti, toplumun makbul gördüğünü söylemeyi dikkate almama kabiliyeti ve her zaman doğru olanı savunma yeteneğiyle İlhan, başkalarını cesaretlendiriyor” dedi. “Başkaları için ulaşılacak ve sürekli yükselen bir çıta koyuyor. Kendisi için, beyaz olmayan kadınlar için, Filistinliler için belirlediği limiti kendisi aşıyor ve bir dost ve müttefik oluveriyor.”

Son olayların tartışmayı bunun da ötesine taşıma olasılığı olsa da Filistin kökenli Amerikan insan hakları avukatı ve hukuk bilgini olan Noura Erakat, bu durumun anlamıyla ilgili kapsamlı iddialarda bulunma noktasında bir uyarıda bulundu.

‘Bazıları için Adalet: Hukuk ve Filistin Sorunu’ adlı kitabın yazarı olan Erakat, MEE’ye, İsrail’e duyulan öfkeyi son 20 yılda aşamalı bir şekilde değişen bir olgunun parçası olarak gördüğünü söyledi.

İsrail’i Filistin’in işgaline ve suistimallerine son vermeye zorlayan BDS hareketine atıfla Erakat, “Ilhan veya Rashida’nın bugün BDS’yi açıkça destekleyebilmesi gerçeği, bu son 20 yılın çalışmalarını yansıtıyor” dedi.

“İğneyi daha fazla içeri itiyorlar, ancak dikkat etmeyenler dışında, aslında bu yeni bir tartışma değil.”

ABD’de Yahudi solunun yeniden canlanması konusuna da değinen Erakat, aynı örgütlerin anlamlı bir değişimin gerçekleştiğini kabul etmeden önce, Amerikalıların İsrail’i siyasi temelde boykot etme hakkını desteklemesini bekleyeceğini söyledi.

BİR DÖNÜM NOKTASINA DOĞRU

Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca İsrail’in ABD’deki müttefikleri, ABD’deki BDS hareketini ve düzenlediği kampanyaları kriminalize etmek için anayasaya aykırı bir yasanın düzenlenmesi için baskı yapıyor.

Şu ana kadar 28 ülke, İsrail’i boykot etme girişimini kısıtlayan ya da yasaklayan bir yasa çıkardı.

Omar ve Tlaib’e İsrail’e giriş yasağının kısmen ABD Başkanı’nın etkisiyle yapıldığına dair yaygın bir inanca göndermede bulunan Erakat, “Boykot etme hakkını korumak, Trump’ın desteklediği bir şeyle ayrışmaya çalışmak yerine idealleri korumakla ilgili” diyor.

Harvard Üniversitesi’nden West, Omar ve Rashida’nın Filistin sorununa müdahalelerinin ABD’li siyasetçiler açısından benzeri görülmemiş bir şey olabileceğini ve muhtemelen “Filistin hakkında korkusuzca konuşma cesaretine sahip olmayan diğer” Siyah Amerikalı siyasetçilere suçlama gerekçesi olabileceğini belirtti.

Ancak o, tartışmanın hangi yöne gittiği veya tartışmanın diğer mücadeleleri etkileyip etkilemediği konusunda kararsız.

“Bu mücadelelerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu biliyoruz. Neyin değiştiğini söylemek zor. Ama kesinlikle bir dönüm noktasında ya da yol ayrımındayız” diye ekliyor West.

Müslüman kadınları sosyal değişimi etkileme konusunda eğiten ve destekleyen Minneapolis merkezli bir örgüt olan Reviving Sisterhood gibi örgütler için, Omar’ın Filistin üzerinden kendisine yöneltilen sert eleştiriler karşısındaki kararlılığı, liderlik örneğinden başka bir şey değil.

Reviving Sisterhood İcra Direktörü Nausheena Hussain, “İki yıl önce Kudüs’ü ziyaret ettim ve Filistinlilere, ‘Sizin için ne yapabiliriz’ diye sorduğumuzda onlar ‘dünyaya burada gördüklerini anlat’ dediler” şeklinde konuştu.

Onun için Omar’ın mesajı belliydi: “İsrail veya Filistin’e giremedi ama susturulmadı da. Biz de sessiz kalmayacağız.”

* Yazının aslı Middle Easy Eye sitesinden alınmıştır.

Kaynak: DUVAR      (Çeviren: İslam Özkan)

İlginizi çekebilir