O ‘kutsal’ aileler şiddet failleriyle doluymuş, kimin umurunda… – Melis Alphan

‘Zorunlu arabuluculuk’ tartışmaları giderek ısınıyor. Oysa zorunlu arabuluculuk, şiddeti eve hapsederek kadınların ve çocukların felaketine neden olacak bir uygulama.

Bu ülkede aileye atfedilen kutsallık, pek çok kadının ve çocuğun felaketi aslında.

Aile, şiddetin paravanı haline dönüşmüş vaziyette.

Çocuğunu istismar eden babalar, amcalar, dayılar, dedeler…

Bunu duyup da örtbas eden aile bireyleri…

Görüp de sesini çıkarmayan veya çıkaramayan anneler…

Şiddet dolu evlerde şiddete tanık olarak veya maruz kalarak, zorbalıkla büyüyen çocuklar…

Öldürülen, kocasından şiddetin her türlüsünü, hatta işkence gören kadınlar…

Ve belki de en çok, boşanmak istediği kocasının şiddetine maruz kalanlar…

Bir değil, 10 değil, 100 değil, binlerce, belki de milyonlarca mağdur çocuk ve kadın.

Biz devletten bu konuda her şeyden önce ne bekliyoruz?

Her gün şiddetle boğuşan çocukları ve kadınları korumasını, onların güvenliğini sağlamasını.

Devlet varlığını ve gücünü ailenin varlığıyla korur, biliyoruz. Ama ailenin varlığını korumak ‘erkeği korumak’ olarak yorumlanınca o toplumda ne çocuk ne de kadın şiddet sarmalından kurtulur. Böyle bir toplum ekonomik veya sosyal anlamda mümkün değil kalkınamaz. Toplumsal barış da ancak uzak bir hayal olur.

TÜRKİYE’NİN YÜZDE 72’Sİ: ‘ŞİDDET BOŞANMA SEBEBİDİR’

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi’nin bu yılki ‘Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’na göre, yüzde 60 oranla Türkiye’de kadınların toplumdaki en büyük sorunu, şiddet. Ve şiddetin boşanma için yeterli bir neden olduğu düşüncesine destek artarak sürüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 72’si aile bütünlüğü ve düzeni için şiddetin göz ardı edilemeyeceğini, boşanmak gerektiğini düşünüyor.

Yani toplumun büyük kısmı çoktan kararını vermiş; kadınlar artık susmaktan vazgeçmiş, cesaretini toplamaya başlamış.

Tam da böyle bir zamanda, kadınların eşitlik haklarına, güvenliklerine ve özgürlüklerine ket vuracak hamleler ancak daha fazla felakete yol açar.

Meclis’te kurulan ‘Boşanma Komisyonu’ ve orada sunulan akla ziyan önerilerden tutun da, nafaka tartışmalarına açılan alana kadar, belli ki kadınların boşanmak istemesi tepelerde bir panik havası estiriyor. Aileler şiddetten kırılırken, tek dert “Ne yapar ne ederiz de bu boşanmaları engelleriz?”

Varsa yoksa aile…

O aileler şiddet failleriyle doluymuş, kimin umurunda…

Geçtiğimiz günlerde, infial yaratan Boşanma Komisyonu önerilerinden biri daha ısıtılıp önümüze kondu.

Kadının adalete erişmesine engel olacak, kadını iyice yalnızlaştıracak ‘zorunlu arabuluculuk’ konusu gündemde.

Aile hukukunda zorunlu arabuluculuk gelirse olacak şey en basitinden şu:

Kocasından şiddet gören ve boşanmak isteyen kadını kocasıyla barıştırmaya ve onu çocuğuyla beraber şiddetin kaynağına geri yollamaya çalışacaklar. Boşanmak isteyen pek çok kadının kocasından tehdit aldığını ve can güvenliği olmadığını düşünürsek, mahkeme salonu dışında kadını kim, nasıl koruyacak? İşte orada dev bir soru işareti var.

KANUNLARA VE SÖZLEŞMELERE AYKIRI!

Diğer yandan, aile hukukunda arabuluculuk, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve kanunlara aykırı!

İstanbul Sözleşmesi’nin 48/1. Maddesi, şiddet içeren uyuşmazlıklarda zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm yasağı yolları yasağını getirerek şöyle der:

“Taraf devletler, Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinde arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır.”

Arabuluculuk Kanunu’nun 1/2. Maddesinde ise “Şu kadarki, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir” denilerek, aile içi şiddet içeren olaylarda arabuluculuğun mümkün olmadığı açık ve net hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla eğer aile hukukunda arabuluculuk getirilirse, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, devletin görevi olan yargısal sistemin yerine geçmiş olacak.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, yayımladığı bildiride, boşanma davalarının neredeyse hepsinde psikolojik, sözlü, ekonomik, cinsel, sosyal ve fiziksel şiddet olduğunu belirterek şöyle dedi: “Her yıl artan oranda yüzlerce kadın öldürülüyor ve şiddete uğruyorken, kadını arabuluculuk masasına oturtmak kadının can güvenliğini tehlikeye sokar. Aile hukukundan doğan davaları arabuluculuk kapsamına sokmak, hele hele bunu zorunlu yapmak, kadının güvenliğini riske sokacak, kadının haklarını kullanmasına ve elde etmesine engel olacaktır. Aile hukukunda arabuluculuk, aile içi şiddetin görünmez olması demektir.”

Kaynak: ARTI GERÇEK

İlginizi çekebilir