Nafaka hakkımızdan vazgeçmeyiz…

“Ataerkiyle özdeşim kuran” cinsiyetçi yargı, boşanma davalarında da kendisini çok güçlü bir şekilde hissettiriyor.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, geçen günlerde önemli bir nafaka raporu açıkladı.

Covid-19 salgını gündemi nedeniyle biraz arka planda kalsa da rapor, hayati önem taşıyor; nafakaya dair önemli verileri bir kez daha gözümüze yüzümüze haykırıyor.

Çok açıkça söylemek isterim ki aslında rapor, kadınların varolan nafaka hakkına saldırının boyutlarını sayıların çok çok daha ötesinde anlatıyor.

Baronun Adli Yardım Merkezi’ne gelen 1.895 dosyanın incelenmesiyle oluşturulan raporun haberini hazırlarken bazı veriler dikkatimi çekti. Bu verilerden ilki şu. Boşanmayla sonuçlanan 1.023 dosyanın 571’inde yani yaklaşık %56’sında kadınların yoksulluk nafakasını hiç talep etmemiş olması.

Yani, kadınların büyük bir kısmı boşanırken nafaka da talep etmiyor. Peki kadınlar neden “nafaka hakkından feragat edecek” kadar hızlıca boşanmak istiyor?

Aynı soruyu, raporu hazırlayan avukat Begüm Tekin’e ilettiğimde aldığım yanıt aslında kadınların yargı aracılığıyla bir kez daha mağdur konumuna düşürüldüğü ile ilintili.

Her dosyada mutlaka erkek şiddeti var

Avukat Tekin, kadınların büyük bir kısmının yoksulluk içinde olduğunu, her boşanma dosyasında mutlaka kadının erkekten şiddet gördüğünü söylüyor ve şunu vurguluyor: Kadınlar, “ölmeden canımı kurtarayım da ne nafakası diyerek” bir an önce önüne konulan anlaşmayı imzalamak zorunda bırakılıyor.

Yani kadınlar, nafakasız bir boşanmaya mecbur bırakılıyor.

Ya “nafaka” ya “velayet”

Her bir nafaka dosyasını tek tek inceleyen avukat Begüm Tekin’in dikkat çektiği başka bir nokta da kadınların “velayet” ve “nafaka” arasında sıkıştırılmak istenmesi. Yani kadınlar şiddet gördüğü kocadan kurtulmak isterken çocuğu üzerinden de şantajla karşılaşıyor.

Erkekler, “Benden nafaka istersen çocuğu vermem, velayet almak için çok uğraştırırım” gibi cümlelerle kadınları bir şekilde katakulliye getirip nafakasız bırakmak istiyor.

Kadınlar dava sürecinde de nafaka hakkından vazgeçiyor

Raporun bir diğer dikkat çeken verisi de kadınların boşanma davası açtıklarında nafaka istemelerine rağmen sonrasında vazgeçmeleriyle ilgili. Evet bu oran 1.023 dosyanın 155’indeydi.

Avukat Tekin bu durumu da kadınların yine gördüğü “baskı” ve “mahkemelerde sürünmek istememesi” cümlesi ile açıklıyor.

E o zaman, eril ve cinsiyetçi yargı diye tariflenen yargı mekanizmasının sadece erkek şiddeti ile öldürülen kadınların davalarında değil kadına dair her davada etkin olduğunu söylemek abartı olmaz.

“Abartı olmaz” deme nedenimi somut örneklerle anlatacağım.

“Ataerkiyle özdeşim kuran”  cinsiyetçi yargı, boşanma davalarında da kendisini çok güçlü bir şekilde hissettiriyor.  Mesela yasada var olan nafaka hakkı mahkemelerde çoktan yok sayılmaya başlandı.

Yani mahkemeler tıpkı kürtaj hakkında olduğu gibi yasal bir düzenleme-değişiklik yapılmışcasına kadınların nafaka hakkını yok saymaya başladı. Yani mahkemeler varolan yasayı çiğniyor. Olmayan bir yasayı fiilen uyguluyor.

Anlattığım “yasada olmayan fiilen uygulama hali” raporda, “Dosyaların yaklaşık yüzde seksen sekizinde o ya da bu sebeple yoksulluk nafakası kararı verilmedi.” cümlesiyle ifade ediliyor.

Bu da yine mahkemelerin iktidarın söylemlerine uyup, yasayı  gözardı etmelerinin tipik bir örneği.

Özcesi, özellikle iktidarın ve bazı medya gruplarının “nafaka sınırlanacak”, “nafakalar düzenlenecek” gibi söylemlerinin yargıda somut bulmuş hali.

Kadınlara sınırlı nafaka dayatılıyor

Avukat Tekin, 10 yılı aşkın süredir boşanma davalarına girdiğini ve ilk kez son bir yıldır kadınlara “toplu nafaka” gibi ödemeler yapılmak istendiğini daha açıkcası “sınırlı nafaka” dayatıldığını söylüyor. Aslında “toplu nafaka” yasada olmayan bir şey değil; var ama nafakanın süreli hale gelmesi tartışmalarına kadar hiç uygulanmadı.

Tekin durumu şöyle özetliyor:

“Şöyle denilebillr, her zaman yasada bu imkan vardı ama nafaka taarışmalarına kadar toplu nafaka kararlarını görmezken son dönemlerde bu kararlarla karşı karşıya kalıyoruz.”

Yani, boşanan kadına aylık 300 TL verilecekse bunu belli bir süre ile sınırlandırıp topluca örneğin 10 ay için “10 çarpı 300 TL” hesaplanıp ödenmek isteniyor.

Buyurun bu da yasada olmayan ama ille de  “sınırlı nafaka olsun” önerisinin hayat bulmuş hali.

Kimileri “Kadınlar nafaka hakkı için bu kadar mücadele ediyorsa eh çalışmadan yan gelip yatıyorlardır” diye düşünüyorsa da onlara da yine rapordan anlatmakta yarar var.

Raporda kadınlara verilen aylık nafakaların 350 TL ve 413 TL arasında olduğu ifade ediliyor. Oysa nafaka miktarının artması gerekiyordu. Enflasyon arttı ama nafaka oranı artmadı. Bu da hayatın olağan akışı ile çelişiyor.

Yani kadınlar magazin haberlerinde yer alan yüksek nafakaları almıyor. Zaten yasaya göre nafaka miktarı erkeğin gelirine göre belirleniyor. Ünlü kadınların nafakaları yüksekse eski kocalarının gelirinden, ünsüz kadınların nafakası düşükse eski kocalarının gelirlerini çok daha düşük göstermesinden kaynaklanıyor diye özetlemek yanlış olmaz.

Nafaka konusunda İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi raporunu umarım yetkililer de detaylıca okuma hassasiyetini göstermiştir.

Başka bir önemli rapor da KONDA’nın nafaka raporuydu. O raporda da toplumun büyük bir oranının nafakaya da boşanmaya da karşı olmadığı sayılarla ifade ediliyor.

Birbirini destekleyen her iki rapor kamuoyundan devlete üç temel talep iletiyor:

Kadınların boşanma hakkı vardır! Kadınların nafaka hakkında dokunmayın! Kadınlar nafaka hakkından vazgeçemeyecek..

Nafaka Hakkı Kadın Platformu.

“Yoksulluk nafakası haktır” diyen kadınların nafaka hikayelerini paylaşabileceği bir platform. Platform, #NafakaHikayesi ile sosyal medya üzerinden kamuoyuna ulaşıyor.

Siz de platforma ulaşıp nafaka hakkına dair mücadelenizi paylaşabilirsiniz.

Şiddetsiz yeni bir hafta dileği ile..

Kaynak: Bianet-Evrim Kepenek

İlginizi çekebilir