Nabız – Ata Soyer

1960’lara gelindiğinde, ülkemizde sağlık alanının uzmanları, “sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığı” saptamasını yapıyor ve gerekçe olarak da, “hekimlerin hem devlette hem de özelde çalışmasının, devletin ve de halkın hekimden yararlanmasını yetersiz kılmasını” gösteriyorlardı

1960’lara gelindiğinde, ülkemizde sağlık alanının uzmanları, “sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığı” saptamasını yapıyor ve gerekçe olarak da, “hekimlerin hem devlette hem de özelde çalışmasının, devletin ve de halkın hekimden yararlanmasını yetersiz kılmasını” gösteriyorlardı. Bu noktada çözüm de belli oluyordu: hekimlerin serbest çalışmasına izin vermemek!

İşte bu tespitin yapıldığı yıllarda, bundan 47 yıl önce 224 sayılı sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi adı altında bir yasa çıkarıldı. Bu yasanın çıktığı dönemin iktidarı olan 27 Mayıs yönetimi, birçok alanda olduğu gibi, sağlık alanında da “radikal” saptamalar yapıyordu: sağlık alanında teşkilat yeniden yapılandırılmalı; milli ilaç sanayi, tıp araç ve gereçleri sanayi kurulmalı; yeterli sağlık personeli yetiştirilmeli; sağlık hizmetleri devletleştirilmeli.
Yönetim bu politik saptamaları yapıyor, ama bu işin nasıl uygulanacağının yanıtını da arıyor. Bu iş için en uygun isim bulunuyor: dönemin Hıfzısıhha Müdürü Nusret Fişek. 15 Temmuz 1960 tarihinde Sayın Fişek, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı olarak atanıyor.
27 Mayıs Yönetimi, yeni müsteşar Fişek’e, yukarıda özetlenen politik kararların uygulanmasında “tam yetki” veriyor. Kendisinden uygulanabilir bir yasa talep ediyorlar. Bunun üzerine Fişek Hoca, 3 tane plan hazırlıyor: Birinci plan “her ilçeye bir hekim + 2 yardımcı sağlık personeli, gezici sağlık ekibi, bu ekibin her ayın 20 günü köylerde bulunması ve ortalama 40 köye gitmeleri, özetle 1943’de çıkarılmış olan seyyar tabiplik müessesesinin canlandırılması” şeklinde. İkincisi ise, “daha önce Dr. Behçet Uz tarafından getirilmiş olan mevcut sağlık merkezlerinin geliştirilmesi, biri dahiliye diğeri cerrahi uzmanı 2 hekim ve yeterli sayıda sağlık personeli bulunması, her sağlık merkezinin 3 gezici sağlık ekibinin olması, her ilçenin köylerinin 4-5 gruba ayrılması, her grup için köylere eşit uzaklıkta bir “sağlık evi” inşası, sağlık evlerinde sürekli ebe bulunması, bu planın 5 yılda tamamlanması” olarak ifade edildi. Üçüncü ve son seçenek de, “sosyalleştirme diye bilinen yasaydı. Bu üç seçeneği 27 Mayıs yönetimine sunan Fişek, “seçimi kendin yap” yanıtı ile karşılaşır. Ve üçüncü seçeneği seçer.
Ama, 27 Mayıs yönetiminin “zaman” sorunu nedeniyle, bu seçeneğin yasa haline getirilmesini birkaç haftada yapmak durumunda kalır. Özü itibariyle “her vatandaşa ücretsiz sağlık hizmeti sunulması, o zamana dek doğru dürüst bir hizmet götürülmeyen ve toplumun çoğunluğunun yaşadığı kırsal yörelerde sağlık altyapısının oluşturulması, hekim ve sağlık çalışanlarının tam-gün ve yüksek ücretle çalışması, koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin birlikte verilmesi” gibi özelliklere sahip ilerici bir yasaydı.

1962 yılında Muş’ta pilot uygulama ile başlatılan yasa kapsamına daha sonra Bitlis, Hakkari, Van, Etimesgut alındı. Yavaş yavaş ve özellikle “mahrumiyet” bölgelerinde yaygınlaştırıldı. Ülkemizdeki sağ iktidarların sahip çıkmadığı, hatta sürekli köstek olduğu Sosyalleştirme Yasası, yasasında var olmasına karşın 1961 sonrası sadece 2 genel kurul yaptı. Bu sayı, devletin kendi yasasına nasıl baktığının bir göstergesidir de. Bu “üvey evlat” yasaya, önemli ölçüde TTB ve sağlık alanının ilerici örgütleri sahip çıktı. Bu bağlamda 2001 yılında, TTB üçüncü genel kurulu topladı. Sembolik de olsa, piyasalaştırılmaya başlanan sağlık hizmetleri ortamında bir ilkeli duruş amaçlanmıştı. Dördüncü genel kurul da, bu yıl 7-8 Haziran 2008’de yine TTB tarafından toplanıyor.

İki günlük toplantıda, sağlık piyasasına karşı, toplumcu-kamucu-eşitlikçi-ücretsiz sağlık hizmetlerini savunanlar, ülke düzeyinde ve uluslararası düzeyde bir dayanışma da sergilemeyi hedefliyorlar. Toplantıya katılacak olan Hans-Ulrich Deppe, Frankfurt Üniversitesi’nden ve Uluslararası Sağlık Politikaları Birliği adlı ilerici örgütün eski başkanı. Bir başka katılımcı, Selanik’ten; Alexis Benos. Selanik Aristotales Üniversitesinden ve adı geçen örgütün şimdiki başkanı. Latin Amerika’dan da bir konuşmacı var; Mexico City’nin solcu yönetiminin sağlık sorumlusu Asa Christina Laurell. Bu arada, toplantıya daha önce geleceğini söyleyip, sonra katılamayacağını ifade eden Uluslar arası Kamu Çalışanları Sendikası (PSI) sağlık sorumlusu Jorge Mancillas ise, uzaktan bir sunumla katkıda bulunacak. İkinci günde de, daha çok ülkemizdeki sağlık sorunları, sağlık çalışanları örgütlerinin de katılımı ile masaya yatırılacak.
TTB, sağlık alanındaki sermaye saldırısına karşı, ülkemizdeki sağlık emekçileri ve uluslararası ilerici sağlık örgütleri temsilcileri ile cevap arıyor. Bu cevabı da, bu ülkenin sosyal tarihinin en olumlu köşe taşlarından birinin anılması vesilesi ile yapıyor. (2 Haziran 2008)

Kaynak: EVRENSEL (https://www.evrensel.net/haber/223319/nabiz)

İlginizi çekebilir