Musa Anter: Apaçık JİTEM cinayeti

Apê Musa cinayeti, bütün verileriyle açıklığa kavuşmuş apaçık bir JİTEM cinayettir. Kürt mücadelesinin milyonlarla buluşmasıyla devlet kirli yöntemlere sarılır. Apê Musa, işte bu kirli devlet konseptinin hedefi olur

Gülcan Dereli

Bugünlerde yaşadıklarımız, sık sık 1990’lı yıllarla karşılaştırılıyor. Beyaz Toroslar, JİTEM, faili meçhuller, köy yakmalar, helikopterden atmalar… Bazen dejavu yaşıyoruz hissine kapılıyoruz değil mi? Çok yazıldı çizildi elbette 90’lar. Ancak yine de hatırlamak önemli. Çünkü bugünlerde öyle bir bellek silme politikası yürütülüyor ki değil 90’ları dün ne yaşadığımızı unutur olduk. Çünkü egemenler bilir ki geçmişle bağı kopan bir toplum ne şimdiyi ne de yarını kurabilir. O yüzden geçmişi hakikatiyle hatırlamak bugünü ve geleceği değiştirecek bir niteliğe sahip. Biz de bu vesileyle 90’lı yılların dava konusu olan JİTEM davalarını mercek altına aldık. 7 gün sürecek dosyamızda JİTEM davalarının nasıl bir seyir izlediğini, faili meçhul denilen olayların aslında faili belli olduğunu hep birlikte tekrar hatırlayacağız. Yine bugün yaşadığımız şeylerin 90’lardan bugüne miras kaldığını, bu lanetle yüzleşilmediği için kendini tekrar edip durduğunu göreceğiz; mesela helikopterden atma gibi… Kulp, Cizre, Kızıltepe, Dargeçit, Ankara, Lice, Anter ile JİTEM ana dava ve Musa Çitil JİTEM davalarında yaşananları derledik, tanıkları dinledik, dava avukatlarına mikrofon uzattık.

Dosyamızın bu bölümünde hem Kürt bilgesi Musa Anter davası, hem JİTEM ana davası hem de Ayten Öztürk dosyasına yer vereceğiz. Mardin’de, Siirt’te, Diyarbakır’da, Şırnak’ta ve diğer Kürt kentlerinde işlenen 1990’ların “faili meçhul cinayetleri”ne ilişkin açılan davalar genellikle güvenlik gerekçesiyle batıya taşınır. Kürt bilge Musa Anter yani Apê Musa’nın dosyası da bunlardan biridir. Apê Musa’nın dosyası Ankara’ya geldikten sonra, Diyarbakır’da açılan ve 12 kişinin katledildiği JİTEM ana davası ile birleştirilir. Daha sonra da Dersim’de Beyaz Toros ile kaçırılıp vahşice katledilen Ayten Öztürk’ün Elazığ’da açılan davası da bu dosyaya dahil edilir. 3 dosya bir arada görülüyor.

Kürt halkının ruhu olarak görülen Musa Anter, (Apê Musa) ömrünü Kürt halkının özgürlük davasına adamış bir bilge. Özgür basınının mihenk taşlarından Özgür Gündem’de mizahi zekasıyla, tarihi bilgisiyle, felsefi bakışıyla herkesi etkileyen yazılar yazar. Kürt mücadelesinin artık milyonlarla buluştuğu bu dönemde bu yükseliş nedeniyle devlet daha kirli yöntemlere sarılır. Apê Musa, işte bu kirli devlet konseptinin hedefi olur.

20 Eylül’de katledilir

Apê Musa, JİTEM tarafından Diyarbakır’da katledildi.

Apê Musa katledilmeden önce o dönem her gün JİTEM’in infaz haberleri geliyordu. Cinayet işlenmeyen gün yok neredeyse. Apê Musa Diyarbakır’a gelmeden önce, İstanbul’da öldürülmek istenir. Dragos’ta kaldığı eve gidilir ama o gelenlere kapıyı açmaz. Yine kaldığı evin önüne gelen silahlı kişiler havaya ateş açıp açıkça tehdit eder. Bu Diyarbakır’a gitmeden bir süre önce yaşanır. Apê Musa, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’a gider. Akşam Seyrantepe Mahallesi’nde yürürken silahlı saldırıya uğrar. Apê Musa yaşamını yitirir, yanında bulunan Orhan Miroğlu ise yaralanır. Miroğlu ile ilgili iddialara yazının devamında yer vereceğiz.

Gündem ortaya çıkarır

Apê Musa cinayeti, aslında bütün verileriyle açıklığa kavuşmuş apaçık bir JİTEM cinayettir. Apê Musa cinayetine ilişkin en önemli haber 2004 yılında Ülkede Özgür Gündem’de yayınlanan haberdir. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan’ın itirafları 10 gün boyunca yayınlanır. Gazete ayrıca Abdülkadir Aygan’ın sivil memur olarak görev yerinin JİTEM olarak belirtildiği maaş bordrolarının kopyalarını ve Aygan’ın dönemin Jandarma Asayiş Komutanı Orgeneral Necati Özgen ile Diyarbakır Orduevinde bir yemek masasında çekilmiş bir fotoğrafını yayınlar. Gazeteye verdiği röportajlarında Abdülkadir Aygan, Musa Anter cinayetini gerçekleştiren JİTEM timinin içerisinde yer aldığını anlatıyor ve cinayetin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlandığını söylüyordu. Kendisinin ve “Hogir” kod adlı Cemil Işık’ın cinayet sırasında bölgede olduklarını, tetiği ise Şırnaklı Hamid’in çektiğini itiraf ediyordu. Musa Anter cinayeti sırasında JİTEM’in telsiz kumanda merkezinde itirafçı Ali Ozansoy’un görev aldığını ve cinayet gecesi JİTEM Tim Komutanı ve Grup Komutan Vekili Savaş Gevrekçi’nin nöbetçi olduğunu söylüyor. Aygan’ın itirafları daha sonra “İtirafçı Bir JİTEM’ci Anlattı” başlığıyla Aram Yayınları tarafından kitap olarak basılır. Aygan’ın itiraflarında JİTEM tarafından öldürülüp yakıldıktan sonra Silopi’nin Körtük Köyü sınırına atıldığını iddia ettiği Murat Aslan’ın belirtilen yerde ulaşılan kemikleri üzerinde yapılan DNA analizinde kimliği doğrulanmış, ancak İnsan Hakları Derneği’nin dönemin sorumluları hakkında yaptığı 30 suç duyurusunun hiçbirinden sonuç alınamamıştır.

Ersever’in itirafı

Soner Yalçın 16 Şubat 1994 tarihli ifadesinde, Musa Anter’in öldürülmesi ile ilgili A. Cem Ersever’in kendisine Musa Anter cinayetini “Yeşil” kod adlı şahsın işlediğini, Jandarma ve Emniyet’in bu şahıstan haber elemanı olarak yararlandığını söylediğini, bu şahsın daha sonra basında isminin Mahmut Yıldırım olarak yer aldığını, özellikle Diyarbakır, Elazığ, Dersim, Bingöl yöresinde işlenen siyasal cinayetlerin Yeşil kod adlı bu şahısla emrinde çalışan 4-5 kişilik bir itirafçı grubu tarafından işlendiğini, itirafçıların belli sürelerle cezaevinden çıkartılarak kendilerine cinayet işlettirildiğini, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne ait lojmanlarda kaldıklarını anlattığını anlatır.

Raporda devlet sırrı

JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, JİTEM menşeili maaş bodrolarını paylaşmıştı.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın talimatıyla hazırladığı Susurluk Raporu’nda Yeşil kod adlı şahıs hakkında: “Antalya’da Metin Güneş (Sakallı Hacı), Ankara’da Metin Atmaca, Ahmet Demir adıyla icrayı faaliyet eden Yeşil hem polisin hem MİT’in varlığını, faaliyetlerini bildiği bir kişidir” ifadeleri kullanır. MİT bu şahısla irtibatını inkâr etmiyor, üstelik Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından Ocak 1995’te gözaltına alınan Yeşil’in sorgu sırasında kırılan kaburga kemiğinin de MİT tarafından tedavi ettirildiğini açıklıyordu. MİT’in açıklamalarında; “1994 yılı itibariyle Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muhsin Gül (Kod adı: Kekeç-Pepe-Metin,) 22 Temmuz 1994 – 16 Ağustos 1994 tarihleri arasında Diyarbakır Cinayet Büro Amirliği’nde verdiği ifadelerde; … Vedat Aydın ve Musa Anter’in öldürülme olaylarını da bizzat A. Demir’in “Yeşil” planlayıp uyguladığını beyan etmiştir” denilmekteydi. Raporda ayrıca Musa Anter cinayeti ile ilgili görüşülen yetkililerin beyanlarına da yer verilir. Bu değerlendirmede adı geçen kişilerle ilgili bilgiler raporun 9 numaralı ekinde yer alıyordu ancak raporun ekleri ve 12 sayfalık bölümü “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle kamuoyuyla paylaşılmaz.

Miroğlu iddiası

Gelelim Orhan Miroğlu ile ilgili iddialara. Eski AKP Milletvekili olan Miroğlu ile ilgili, MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, tanık olarak dinlendiği Anter davasında ilginç bilgiler paylaşır. Davada tanık olarak ifadesi alınan eski MİT Yetkilisi Eymür, “Yeşil ile beraber, Orhan Miroğlu’nun MİT’te Tayfun olarak bilindiği”ni söyler. Eymür, Miroğlu’nun Tayfun koduyla MİT’te kayıtlı olduğunu belirtir.

Zamanaşımı riski taşıyor

Apê Musa’nın davasını Anter ailesinin Avukatı Selim Okçuoğlu ile konuştuk. Dosyanın zamanaşımına riski taşıdığını söyleyen Av. Okçuoğlu, “Bizim dosyamızda da çok sayıda tanık, Gündem’de yayınlanan çeşitli belgeler ve bilgilerin dosyaya girilmesi sağlandı. Ama Abdulkadir Aygan kendisi İsveç’e iltica etmiş. Şu ana kadar Adalet ve Dış İşleri Bakanlığı’nda dosyamıza katkı sunabilecek bir ilerleme sağlayamadık. Dosyamız karar aşamasına gelmiş olmasına rağmen Abdulkadir Aygan’ın ifadesi alınmadığı için bir süre daha gidecek. Zamanaşımı dediğimiz süre 30 yılda doluyor. 2022 yılında eğer yargılama bitmezse zamanaşımından bizim dosyamızın da düşme riski var” diye belirtiyor.

Gözlerini oyup derisini yüzdüler

Ayten Öztürk, beyaz torosla kaçırılıp gözleri oyularak katledildi.

Ayten Öztürk, 27 Temmuz 1992’de Dersim’de Beyaz Toros ile kaçırılır. Ağır işkenceye uğrar, gözleri oyulur, kulakları ve burnu kesilir, derisi yüzülür. Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından kaçırıldığı tanıklarca anlatılır. Öztürk cinayetine ilişkin tanık olarak dinlenen eski istihbaratçı Hüseyin Oğuz anlatıyor: “Ayten Öztürk JİTEM’de sorgulandı onu biliyorum. Elazığ JİTEM’de yapıldı. Elazığ JİTEM’de infaz edildi. Ben bu sırada istihbaratçıydım. Çok istihbarat gelirdi bize ve en ufak teferruata kadar bilirdik. JİTEM’e giren çıkamaz. Gözaltı yok, infaz var. Mesut Mehmetoğlu ve Abdulkadir Aygan ile telefonda konuştum. ‘Ayten Öztürk’ü aldık. Yaptım ve pişmanım. Elazığ JİTEM’e götürdüm’ dedi. Tamamen işkenceden geçirdiler. Bir kişi öldürmedi yani. Yüzbaşı Zeki’nin gerçek kimliği çıkarılsa bu olay çözülür. Avukat Nurettin Can ve Dr. Hasan Kaya öldürüldü. Orada işkence ile öldürülenlere tanık olmasaydılar, öldürülmezlerdi.”

Davanın seyri

2009 yılında Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı Abdülkadir Aygan’ın itiraflarını ihbar kabul ederek cinayetten 17 yıl sonra yani dosyanın zamanaşımına uğramasına az bir kala soruşturmayı yeniden başlatır. İtirafçılar Cemil Işık, Ali Ozansoy, Abdulkadir Aygan, Hamit Yıldırım, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında yakalama kararı çıkarılır. Cinayet uzun süre “faili meçhul” kaldıktan sonra 29 Haziran 2012’de tetikçi zanlısı Hamit Yıldırım Şırnak’ta yakalanır ve tutuklanır. 5 yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır. Cinayette adı geçenlerden Ersever, Deniz, Boz ve Işık öldürülür. Aygan İsveç’te yaşıyor, Yeşil’in akıbeti ise bilinmiyor.

AİHM Türkiye suçlu bulur

2005 yılında AİHM Anter ailesinin yaptığı başvuruyu kabul eder. 2006 yılında AİHM, Anter cinayetinin devlet görevlilerince işlendiğini, en azından devlet görevlilerinin bilgisi dâhilinde işlendiğini ortaya koyan ciddi delillerin varlığı ve cinayetin devlet tarafından etkili bir biçimde araştırılmadığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını koruyan 2. maddesinin Türkiye tarafından esastan ve usulden ihlal edildiğine karar verir.

2014 yılında Anter Davası’nın, JİTEM Ana Davası’yla birleştirilmesi talebi, davanın sürdüğü Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilir. 2015 yılında dava “güvenlik gerekçesiyle” Ankara’ya nakledilir. Daha sonra 3 Temmuz 2019 tarihli duruşmada, 1992’de Dersim’de zorla kaybedilen Ayten Öztürk’ün Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyası da Anter ve JİTEM ana davası ile birleştirilir.

Katledilenlerin isimleri

Üç dosya da katledilenler şöyle: Ayten Öztürk, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Harbi Arman, Lokman Zuğurli, Zana Zuğurli, Servet Aslan, Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdülkadir Çelikbilek, Musa Anter.

Cinayetleri işleyenler…

Davada yargılanan sanıklar şöyle: Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hayrettin Toka, Hüseyin Tilki (Hüseyin Eren), Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz, Yüksel Uğur, Hamit Yıldırım ve Savaş Gevrekçi.
Bir sonraki duruşma, 21 Ekim 2020 günü saat 14.00’te görülecek.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir