Mor Çerçeve – Hülya Osmanağaoğlu

Yine yeniden aile değil kadınız

Cemil Çiçek “Flörtfahişeliktir, feminizm sapıklıktır” dediğinde sene 1990’dı. İlk “Aile Şûrası” da Aralık 1990’da Cemil Çiçek’in oturum başkanlığıyla yapılmıştı. *7. Aile Şûrası da 2 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapıldı. Tayyip Erdoğan açılış konuşmasında güçlü ailenin güçlü devletin temeli olduğunu söylerken kürtaja doğum kontrolüne ve artan boşanmalara karşı öfkesini de dile dökmüş. TV programlarına ve dizilerine “Çarpık ilişkiler” konusunda ayar verirken biz feministleri de kuşkusuz unutmamış ve cennetin annelerin ayağının altında olduğu fikrini feministler gibi zillet olarak görmemek gerektiğini söylemiş.

Boşanmaları engellemenin yolunun aile büyüklerinin etkisiyle kırılabileceğini, en az üç çocuk doğurmak gerektiğini ve itaatkâr nesillerin güçlü ailelerde yetişeceğini anlatmış durmuş. Bu güçlü ailelerde kadınların erkekler tarafından nasıl dayak yediğini, şiddet gördüğünü çocukların nasıl istismar edildiğini ve tüm bunların nasıl üstünün örtülmeye çalışıldığından hiç bahsetmemiş kuşkusuz. İçinde kadın kelimesi geçmeyen konuşması boyunca kadınlara dayatılan annelik rolünün görevlerini uzun uzadıya anlatmış.Kadınların neden boşandığına özellikle erkek şiddetinin birinci sıradaki boşanma nedeni olduğuna da hiç değinmemiş. Sadece boşanmayı engellemek gerektiğinin altını çizmiş.

Belli ki önümüzdeki dönem AKP/Saray rejimi elini hukuken kadınları güçsüzleştirmek üzere ailenin içine daldırmaya devam edecek. Nafaka komisyonları boşanma komisyonu raporları önümüze gelmeye devam edecek gibi görünüyor. Kürtaj ve doğum kontrolü karşıtı açıklamalar kamu hastanelerinde tek tük yapılabilen uygulamaları da imkânsız hale getirecek. Ancak Cemil Çiçek’in sözlerinden Tayyip Erdoğan’ın son konuşmasına kadar geçen yaklaşık otuz yıl içinde feminist mücadelenin kazanımları da büyümeye devam ediyor.Kadınlar artık aile içindeki erkek şiddetine direniyor, boşanıyor, ölüm riskine rağmen boyun eğmiyor, istediği kadar çocuk sahibi olmakta ısrar ediyor ve sadece aile içinde annelik kimliğiyle var olmaya hayır diyor. Baskılar arttıkça kimi zaman Tayyip Erdoğan’ın yine Aile Şurası’nda uzunca şikâyet ettiği sosyal medyada kimi zaman ise 8 Mart’ta Taksim’de feminist gece yürüyüşünde olduğu gibi, aile değil kadınız feminist isyandayız sloganı yükseliyor…

Beyaz eşarplardan beyaz tülbentlere…

Arjantin’de gözaltında kaybedilen çocuklarının bulunması için 1977 yılında başlarına beyaz eşarp takarak yürümeye başlayan on dört annenin eylemi(Mayıs Anneleri) faşizme ve devlet şiddetine karşı direnişte anneliğin politikleşmesinin simgesi olageldi. 1995’te faili meçhuller ve gözaltında kayıplar için eyleme başlayan Cumartesi İnsanları/Anneleri de Arjantin’dekine benzer bir direnişin yıllardır süren simgesi olmaya devam ediyorlar.İlk kez 1996’da bir araya gelen ve Kürt sorununda savaşa dayalı çözüme karşı ses veren barış anneleri ise beyaz tülbentleriyle simgeleştiler. Son haftalarda cezaevlerinde başlayan açlık grevleri ve ölüm oruçlarının sesinin duyulması tecridin kalkması için ve kuşkusuz çocuklarının canını korumak için sokaklara çıkıyorlar cezaevleri kapılarında direniyorlar. Toplumsal muhalefetin her gün artan polis şiddetiyle sessizleştiği bu günlerde insafsız polis şiddetine rağmen yılmıyorlar, direnmeye devam ediyorlar.

Hiçbir baskı ve şiddet barış annelerini çocuklarının canı için mücadele etmekten alıkoyamıyor. Arjantin’de Mayıs Anneleri faşizmin hüküm sürdüğü 1976-83 yıllarında kayıpları dünyanın gündemine getirmiş ve aralıksız olarak eylemlerine devam etmişlerdi. Bugün de gitgide yükselen faşist baskılar karşısında barış anneleri Gebze’de, Bakırköy’de, Diyarbakır’da açlık grevlerinin, ölüm oruçlarının görülmesi duyulması için direniyorlar. Faşizme karşı hepimiz için direniyorlar bu yüzde de beyaz tülbentleri açlık grevi eylemlerinin direniş sembolü haline geldi. Hatta o kadar simgeleşti ki neredeyse her kadının evinde olan beyaz tülbent 2019 1 Mayıs’ında yasaklı eylem materyali haline geldi.

İsviçre’de feminist grev çağrısı

Feministler İsviçre’de 14 Haziran 2019 için grev çağrısı yaptı. 14 Haziran,İsviçre’de 1991’de 500 bin kadının (İsviçre’nin o zamanki nüfusu altı milyon sekiz yüz bin) katılımıyla gerçekleştirilen kadın grevinin yıl dönümü. 1981 yılında İsviçre Anayasası’na kadın erkek eşitliği maddesi konuyor. Ancak on yıl geçmesine rağmen kadınların hayatında değişim gerçekleşmesini sağlayacak eşitlik yasasının çıkmaması nedeniyle kadınlar greve gidiyor. Farklı bölgelerden farklı diller konuşan tüm kadınlar, işçiler, memurlar, öğrenciler, anneler, ev kadınları bu greve katılıyor. Grevle başlayan bu mücadele sonucunda 1996’da eşitlik yasası kabul ediliyor. Ancak kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlikler tümüyle son bulmadığı için bugüne gelindiğinde 2019’da yine 14 Haziran için yeni bir grev çağrısının yanı sıra Bern’deki sokak eylemi için de çağrı yapılıyor. Çağrı metni şöyle: “14 Haziran 2019’da greve gidiyoruz!Kadınlar olarak her gün dünyanın her yerinde cinsiyetimiz nedeniyle baskı ve ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Sözlü, psikolojik veya fiziksel şiddet, kapitalist sömürü ya da erkeklerle büyüyen ücret eşitsizliği yaşadıklarımızdan kimi örnekler.Kadınların modern toplumda özgür yaşadıkları yanılsaması patriyarkanın (erkek egemenliğinin) hala devam eden baskısını görünmezleştiriyor. Sözde eşit fırsatlar kadınların artık ‘sadece’ bakım emeği sağlamasını değil eş zamanlı olarak okumasını, işte başarılı olmasını, spor yapmasını, cinsel rol modellere benzemesini zorunlu kılıyor.

Haydi örgütlenelim!

Patriyarkal baskıya ve sağcı yönelimlere karşı, geçtiğimiz aylar boyunca tüm dünyada farklı kadın mücadeleleri örgütlendi. Arjantin, Meksika, ABD,İrlanda, Almanya, Hindistan ve Rojava patriyarakaya karşı etkili ve aktif direnişlerin örgütlendiği çok sayıda yerden sadece birkaçı. Biz de bu mücadeleyi sürdürmek ve patriyarkal baskıya maruz kalan herkesle birlikte hareket geçmek istiyoruz. Haydi sokağa çıkalım ve 14 Haziran 2019’daki kadın grevine katılalım.

Kaynak: YENİ YAŞAM

İlginizi çekebilir