Menopoz ve alzheimer arasındaki ilişki – Deborah Copaken (Medium/BeşHarfliler)

Dr. Lisa Mosconi’nin anneannesinin iki kız, bir erkek kardeşi vardı. Büyükanne ile kız kardeşlerinin hepsi Alzheimer nedeniyle öldü. Ancak erkek kardeşe bir şey olmadı. Bunun sebebi neydi?

Her şey enginarla başladı. Daha doğrusu her şey, elimde bir enginar olmasına rağmen sebzenin ismini hatırlayamamamla başladı. Eşim Will diğer odadan, “Akşam yemeği için ne aldın?” diye sesbirlendiğinde, “Somon ve…” deyip kaldım. Enginar sözcüğü aklıma gelmiyordu. Aklım bir kuşkonmaza gitti. Ama kuşkonmaz da enginar gibi sivri uçları olan bir sebze olmasına rağmen aradığım kelimenin o olmadığını biliyordum.

Will, “Ee?” dedi.

Paniklemeye başladım. Sözcükler benim ekmek kapım. Geçimimi sözcüklerle sağlıyorum. Daha elimdeki sebzenin adını bile hatırlayamıyorsam kimdim ben? Elimde adını hatırlayamadığım gizemli sebzeyle Will’in çalıştığı odaya girdim. “Bu hangi sebzeydi? İsmini hatırlayamıyorum,” dedim.

Will bana endişeli bir bakış attı. “Enginarı mı kast ediyorsun?” Gülümsedi. Şaka mı yapıyordum?

Rahatladım. “Hah, enginar! Sağ ol!” Ama içime kurt düştü. Ne olmuştu öyle? Ellilerime geldiğimden beri sözcükleri hatırlayamamamın, anahtarlarımı veya gözlüklerimi nereye koyduğumu unutmamın, “Bir dakika. Ben bu odaya ne için gelmiştim?” dedirten anların normal olduğunu düşünüyordum. Ama bu olay diğerlerinden farklıydı. Beni daha çok rahatsız etti, endişelendirdi.

Hemen Google’a girip arama çubuğuna “hafıza kaybı menopoz” yazdım ve 13,8 milyon sonuç ekranda belirdi. Hafıza kaybı, menopozun neden olduğu kaçınılmaz sonlardan biri miydi? Eğer öyleyse, neden? Araştırmaya başladım. Araştırmamı yaparken nörobilimci Lisa Mosconi’nin geçenlerde New York Times’ta yayınlanan, menopoz ve Alzheimer arasındaki ilişkiyi inceleyen makalesine denk geldim. Mosconi makalesinde şu basit soruyu soruyordu: Neden kadınlarda Alzheimer görülme oranı erkeklerde görülme oranının iki katı? Kadınların erkeklere göre daha uzun yaşadığını gösteren istatistikler, Alzheimer konusundaki bu devasa farkı açıklamada yetersiz kalıyordu. Sorunun cevabı menopoz olabilir miydi?

Ilık bir bahar günü, enginar vakasından hemen sonra Brooklyn’deki evimden çıkıp Dr. Mosconi’nin New York’taki Cornell Üniversitesi Weill Yüksekokulu’nda bulunan ofisine bisikletle gittim. (Bildiğimiz kadarıyla egzersiz; sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve stresten kaçınma ile birlikte Alzheimer riskini azaltan en önemli faktörlerden biri.) Aşağıda Dr. Mosconi ile yaptığımız sohbetin biraz kısaltılmış versiyonunu yazıya döktüm. Bu yazıyı uzun tutmamın tek sebebi Dr. Mosconi’nin bana anlattıklarının neredeyse tamamının etkileyici şeyler olması değil, bana daha önce hiç duymadığım şeylerden bahsetmesi de değil. Eğer bu yazıyı menopoza girmiş bir kadın olarak okuyorsanız (ya da bizi seven biriyseniz), aklınızda cevabını aradığınız bir sürü soru ve/ya adını koyamadığınız enginarlar olabileceğini düşünmem de bu yazıyı uzun tutmamın bir diğer sebebi.

Deborah Copaken: En baştan başlayalım. Bu konuyla ilgilenmeye ilk ne zaman başladınız? Genel anlamda Alzheimer ile, ama özel olarak kadınlarda Alzheimer konusuyla?

Lisa Mosconi: Ben üniversitedeyken anneannemde bilişsel ve davranışsal değişimler görmeye başladık. Birkaç sene içinde de bütün benliğini kaybetti. Doktorlar anneanneme demans (bunama) teşhisi koydu. Anneannemin hastalığı çok yavaş ilerleyen ve acı verici bir süreç oldu. Her şey tersine dönmüştü. Anneannem bütün gece ayakta oluyor, bütün gün uyuyordu. Annem anneannemin bakıcısı haline geldi. Bu durum anneme hem duygusal hem de fiziksel açıdan ağır geliyordu. Annem bir yandan da işini kaybetmemek için uğraşıyordu. O yıllar aynı zamanda annemin menopoza girdiği dönemdi. O yüzden hem anneanneme olanlar hem de anneme olanlara tanık olmak benim için şok edici olmuştu. Anneannemler dört kardeşti. İki kız kardeşi, bir erkek kardeşi vardı. Sonraki yıllarda kız kardeşlerinin ikisine de demans teşhisi kondu. Erkek kardeşlerine bir şey olmadı.

Aman tanrım.

Evet, bu çok şaşırtıcıydı. Ben de “Ya bu hastalık genetikse?” diye düşündüm. O zamanlar Alzheimer’a dair hiçbir şey bilmiyordum. 19 yaşındaydım. Bu konuda kapsamlı araştırmalar yapmaya başladım. Annemle babam nükleer fizikçi. Ben küçükken onların öğrencileri bana bakıcılık yapardı. Ben büyüdükten sonra da onlarla iletişimimiz kopmadı. Beyin ve Alzheimer ilişkisini araştırmak istediğimden onlara bahsettiğimde, “Gel bizim yanımızda gönüllülük yap. Biz seni eğitiriz,” dediler.

Yani daha 19 yaşındayken nükleer tıp alanında araştırmalar yapmaya başladın, öyle mi?

Bir sene sonra, evet. 20 yaşındayken.

Peki, yani üniversiteye giderken bir yandan da nükleer tıp alanında çalışmalar yapıyordun. Herkes yapar ya. Annen kaç yaşında şimdi?

74.

Durumu nasıl?

Harika. Haftada üç gün yoga yapıyor, amuda kalkabiliyor, gayet sağlıklı besleniyor, entelektüel yönden de inanılmaz bir şekilde aktif.

Bilişsel gerileme yaşamak istemeyen biri için, sadece Sudoku ya da bulmaca gibi zekâ oyunları çözmek yerine 60-70’li yaşlara kadar mesleğini devam ettirmenin gayet iyi bir entelektüel egzersiz olduğunu gösteren çalışmalar okumuştum. Bu konuda ne diyorsun?

Alzheimer riski ile eğitim ve mesleki başarı, yani iyi olduğun bir işte çalışmak arasında bir ilişki var. Yani işinde iyi olan, entelektüel açıdan ya da başka açılardan kişinin en iyi yönlerini ortaya çıkaran bir iş yapan insanların, hayatlarının ilerleyen yıllarında demansa yakalanma riski daha az oluyor. Geç emekli olmanın da yaşlılıkta demans riskini azalttığını gösteren araştırmalar da var. Bence buradaki esas nokta bilişsel rezerv.

Bilişsel rezerv mi?

Evet, bilişsel rezerv. İnsan beyni nöronlardan ve nöronlar arası bağlantılardan oluşur. Bu bağlantıların güçlendirilmesi gerekir çünkü güçlendirilmeyen bağlantılar kaybolur. Körelme dediğimiz bir süreç var. Nöronlar arasındaki bağlantılar yani dendritler kullanılmadığı zaman atrofiye uğruyor ve köreliyorlar. Yani söz konusu beyin olduğunda “kullanılmayan bağlantı körelir” durumu var.

Anladım. O zaman diğer soruma geçiyorum. Kişisel bir soru: Yazı yazmanın beyne iyi geldiğini biliyorum ama 53 yaşına geldim, hayatım boyunca yazarlık yaptım. Şimdi de perimenopozdayım—

Beyin taraması yaptırmak ister misin?

Evet, çok isterim. Çok eğlenceli olur!

Harika olur.

Çünkü bazen bazı şeyleri hatırlayamadığımı fark ettim ve mesleğim gereği bir şeyler üretmek için kelimelere ihtiyacım var. Mesela geçen gün şeyi hatırlayamadım…bak yine aklıma gelmiyor! Şey ya, ay yine aynı şey oluyor. Kuşkonmaz değil ama ona benzeyen bir şey. Uçları sivri—

Enginar mı?

Hah, enginar! Evet. “E” harfiyle başladığını biliyordum işte. Kuşkonmazın tepesindeki şeylere benziyor o yüzden o aklıma geldi ama enginar kelimesi aklıma gelmedi. Beni deli etti. Hatta elimde bir tane vardı ama adı aklıma gelmiyordu. Şimdi de siz söylemeseniz telefonumdan sebzelere bakmak zorunda kalacaktım. Bayağı Google’a “sivri uçlu yeşil sebzeler” yazıp aratacaktım. Bu artık çok sık başıma geliyor. Ben de eyvah diyorum—

Kelime bulma.

Kelime bulma. Aynen. Herhangi bir Alzheimer geçmişim yok ama, “beyin yeteneklerimin” diyeyim, bazılarını zamanla kaybettiğimi fark ediyorum. Bir yazar olarak bu beni korkutuyor.

Korkutucu tabii.

Bu alanda çalışmama rağmen yazdığınız makaleyi okuyana kadar kadınlarda Alzheimer görülme riskinin erkeklerin iki katı olduğunu bilmiyordum.

Evet.

Ancak kadın sağlığı alanında yeterli araştırma yapılmadığını da biliyorum. Size kendi hayatımdan bir örnek vereyim. Rahmim alınmadan yani histerektomiden önce doktorlar bana kısmi mi, total mi yoksa supraservikal histerektomi mi istersin diye sordular. Ben de bilmiyorum dedim—

Bunu sana mı sordular?

Bana sordular! Bir de serviksin (rahim ağzı) cinsel haz almada rol oynadığı düşünülüyor dediler. Ben de dalga mı geçiyorsunuz dedim. Bu olay 2012’de oldu. Neyse, rahmim alındı ama servikse dokunmadılar. Olayın üstünden beş yıl geçti, serviksimde bir hastalık meydana geldi ve alınması gerekiyordu. Operasyonu yapacak cerraha gittiğimde kadın bana, “Histerektomi yapıldığında serviksini neden aldırmadın?” diye sordu. Ben de “Bana serviks cinsel hazda rol oynuyor dediler,” dedim. O da “Yok, hayır, o teori geçen sene çürütüldü,” dedi. “Kadın sağlığı hakkında bu kadar temel şeyleri neden bilmiyoruz?” dedim. O da “Dünyama hoş geldin,” dedi.

Katılıyorum. Kadın beyni hakkında daha da az şey biliyoruz. Daha serviksi bilmezken—

Klitorisin üç boyutlu modeli daha iki sene önce yapıldı! İki sene önce! Üreme organlarımla ilgili yıllar önce öğrenmiş olmam gerekenleri daha yeni öğrendim. Şimdilerde kafama takılan konu beyin, daha da özelde kadın beyni. Yaptığınız çalışmalar ne gösteriyor? Çalışmalarınızda menopoz, perimenopoz ve kadın beyni hakkında neler keşfettiniz?

Mesela yumurtalıkların ya da rahmin alınmasının kadınlarda demans riskini artırdığını tam 10 senedir biliyoruz.

Bir dakika, ne?

Evet öyle.

İlk defa duyuyorum.

Öyle mi?

Evet. 

[Burada kayıt cihazını kapatmak zorunda kaldım. Nefesimi topladıktan sonra da yüksek sesle küfrettim.]

Devam edelim.

Bu doğru. Kadınlarda erken menopoz ve Alzheimer riskinin artması arasında güçlü bir bağlantı var. Ooferektomi yani yumurtalıkların cerrahi işlemle alınması sonucunda da Alzheimer riski %70’e yükseliyor.

%70 mi????!!!!??????

Evet. İşlem bilateral yapıldığında yani her iki yumurtalık da alındığında bu oran böyle. Ama yumurtalıklara dokunulmasa bile, rahim alındığında riskin arttığını gösteren araştırmalar var.

Nasıl yani?

Sebebi şu. Rahim alındığında yumurtalıklara giden kan akışı da sekteye uğramış oluyor. Yani sistem bozuluyor. Bazı durumlarda yumurtalıklar bundan etkilenir ya da etkilenmeyebilir. O yüzden histerektomi durumunda da Alzheimer riskinin artması söz konusu. Zaten onun için araştırmacılar östrojen ve Alzheimer arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyorlar. Women’s Health Initiative diye facia ile sonuçlanan bir klinik deney vardı. Östrojen eksikliğinin menopoz boyunca kemik kırığı riskinin artması, kalp hastalığı riskinin artması, diyabet riskinin artması ve demans riskinin artması gibi sorunlara yol açtığı düşünülüyordu. Bu yüzden deneyin sürdüğü yıllar boyunca, kadınlar menopoza girer girmez onlara östrojen verilmeye başlandı. Deneyi yapan kurum tanınmış bir kurumdu. O yüzden, vücutta azalmaya başlayan östrojeni vücuda tekrar versek nasıl olur diye düşünmek insana mantıklı geliyor. Değil mi?

Evet.

Birçok uzman de böyle düşündü. Arka arkaya en az 12 ay boyunca adet görülmemesi durumuna menopoz diyoruz. Menopoz teşhisi konulan kadınlara östrojen takviyesi uygulanması ve bu uygulamanın ömür boyu sürdürülmesi standart hale gelmişti. Ulusal Sağlık Enstitüleri bu formülasyonların etkinliğini test etmek için klinik deney yapana kadar da bu uygulamalar yıllar boyunca devam etti. Women’s Health Initiative çalışmaları 1993 yılında başladı ve katılım muazzamdı. Deneylere 50.000’den fazla kadın katılmıştı. Çok uzun yıllar boyunca bu deneyler yapılmaya devam ettikten sonra aniden durduruldu. Erken deneylerden elde edilen bulgular birçok riskin arttığını gösteriyordu: kan pıhtısı riski, felç riski, kalp ve damar hastalıkları riski… Yani durum tam bir faciaydı.

Tüh. Kadınlarda Alzheimer konusuna ve ailenize geri dönelim. Şimdi, anneanneniz de iki büyük teyzeniz de Alzheimer’a yakalandı. Ama büyük dayınız yani anneannenizin erkek kardeşi yakalanmadı. Neden?

Evet. Ben de bunun nedenini merak ediyordum. Herkes kadın ya da erkek olmak fark etmiyor, Alzheimer herkeste aynı diyordu. Ben de hayır, öyle değil diyordum. Hastalara bir bakın! Bana gelen kadın hastaların bazıları günlük hayatlarında açıkça sorunlar yaşamalarına rağmen yapılan “testlerde” herhangi bir şey çıkmıyor. Doktorlar bu kadınlara demans ya da Hafif Bilişsel Bozukluk (MCI) teşhisi koyamaz çünkü hayatlarının diğer alanlarında sorun yaşamalarına rağmen bilişsel performansları hala iyi. Test sonuçlarına göre bir sorun gözükmüyor. Alzheimer teşhisi koymada kullanılan testlerin erken dönem Alzheimer’ı olan kadınları teşhis etmek için yeterince hassas olmadığı daha birkaç sene önce ortaya çıktı. Çünkü bilişsel testlerde kadınlar erkeklerden daha yüksek performans gösteriyorlar, bu hep böyleydi. Menopozla birlikte ve menopozdan sonra bilişsel performans biraz düşüş gösteriyor. Ancak erken Alzheimer teşhisi konan kadınlar aynı teşhisi alan erkek hastalara göre testlerde daha iyi performans gösterebiliyor.

Yani doktorlar beyindeki plakları görebiliyor, bu kadınlarda Alzheimer olduğunu biliyor ama hastalar bilişsel testlerde iyi performans gösteriyor.

Performansları gayet iyi! On sene öncesine kadar beyindeki plakları görüntüleyemiyorduk çünkü teknoloji yeterli değildi. Artık plakları tespit edebilecek teknolojiye sahibiz ve anlaşılan o ki kadınları şimdiye kadar hep yanlış teşhis etmişiz. Bazı tedavi yöntemlerinin kadınlarda, erkeklerde olduğu kadar işe yaramamasının nedenlerinden biri de bu olabilir. Şöyle bir durum da var. Alzheimer’ı kadınlarda çok geç teşhis edebildiğimiz için tipik Alzheimer ilaçları erkeklerde kadınlara göre daha iyi sonuç veriyor. Aynı semptomları gösteren kadın ve erkeklerin aynı beyin yapısına sahip olmamaları da ihtimallerden biri. Erkek beyni daha buradayken, kadın beyni burada oluyor…

[Dr. Mosconi erkek beynini göstermek için sağ elini kaldırarak yukarıda tutuyor, kadın beynini göstermek içinse sol elini daha aşağıda tutuyor. (Yani hastalara teşhis konduğunda kadınlarda Alzheimer’ın daha ileri safhada olduğunu ancak erkeklerde daha erken dönemde olduğunu kast ediyor.)]

…bu yüzden verilen ilaçlar kadın beynini eski performansına döndüremiyor. Yani aslında Alzheimer cinsiyetler arasında çok fark ediyordu ama bu fark daha yeni ortaya çıktı. Sonunda herkes bu konuda konuşmaya başlayalı daha bildiğiniz iki yıl oldu.

O zaman bu iyi bir haber, değil mi?

Öyle, evet. Ama cinsiyetler arasındaki bu farklılık üzerine araştırma yapabilmek için ödenek bulmak 20 yılımı aldı.

Bu araştırmayı yapabilmek için ödenek bulmanız 20 yıl sürdü, öyle mi?

Alzheimer’ın cinsiyetler arasında farklılık gösterdiğine tıp camiasını ikna edebilmek için yıllarımı harcadım.

Şu an okuduğum kitap, adı aklıma gelmiyor çünkü bende de muhtemelen Alzheimer var ama, şu an kadınlar ve veri önyargısı üzerine bir kitap okuyorum. [Not: Invisible Women: Data Bias in a World Designed for Men, Caroline Criado Perez.] Yazar kitabın bir bölümünde Viagra üzerine yapılan çalışmalardan bahsediyor—

Evet, kadın Viagrası! 23 erkek üzerinde test edilmişti!! Ve sadece iki kadın üzerinde.

Evet, Viagra üzerinde çalışmalar yaparken ilacın kadınlarda adet sancılarını herhangi bir yan etki göstermeden 4 saate kadar kestiğini keşfetmişler. Bunu keşfeden doktor, Ulusal Sağlık Enstitüleri’ne gitmiş, hem de iki defa ve “Bu konuda daha fazla araştırma yapmamız lazım. Bu ilaç kadınların kurtarıcısı olabilir,” demiş. Oradakiler de, “Dismenore önemli bir sorun değil,” demişler. Günümüzde penisler hakkında öğrenebileceğimiz her şeyi biliyoruz, nasıl sertleştiklerini biliyoruz, Viagra’nın penis sertliğini nasıl artırdığını biliyoruz. Ama Viagra’nın dünya nüfusunun %50’sine nasıl muazzam bir yardımı dokunacağı konusunda herhangi bir bilgimiz yok.

Evet, bunun gibi göz ardı edilen çok fazla şey var.

Mesela bu masa. Bu masa bile bana göre tasarlanmamış, size göre de tasarlanmamış. Buraya gelmeden önce New York Halk Kütüphanesi’ne gitmiştim. Oradaki masalardan birinde otururken, “Bu masa 1.80 boylarında bir adama göre. Bunun üstünde yazı yazamıyorum. Çok yüksek,” diye düşünüyordum. Erkek arkadaşım da benimleydi. Onun boyu 1.80 m civarında. “Sen bu masada rahat edebiliyorsun, ben edemiyorum. Hadi bunu tartışalım,” dedim ona.

Aynen öyle, otururken altımıza yastık koymamız gerekiyor! Bir kadın için bunun çözümü altına bir sürü yastık koyarak oturmak ve bir şekilde rahat edebilmenin bir yolunu bulmak. Kadınlar için bu hep aynı zaten, bize hep “bir yolunu bul” diyorlar. Aynı şey tıpta da geçerli. Sonunda araştırma yapabilecek imkanları bulduk ve sonuçlar kadın beyninin erkek beyninden daha farklı şekilde yaşlandığını gösteriyor.

Bu, çok önemli ama kimsenin pek bilmediği bir noktaymış gibi duruyor. Kadın beyni erkek beynine göre daha farklı mı yaşlanıyor şimdi? Bu nasıl oluyor?

Mesela…ama şunun da altını çizmek istiyorum. Bu, kadın beyni erkek beyninden daha kötü yaşlanıyor anlamına gelmiyor. Farklı yaşlanıyor anlamına geliyor. Bu önemli çünkü—

Çünkü ‘daha iyi’ ya da ‘daha kötü’ dediğimizde işin içine yargılarımız giriyor, anladım—

Evet, o zaman yargıda bulunmuş oluyoruz. Sadece farklı şekilde yaşlanıyoruz, o kadar. Yapılan araştırmalarda da – ki bunların çoğu benim araştırmalarım – Alzheimer’ın yaşlılık hastalığı olmadığı ortaya çıktı. Hastalığın klinik semptomları yaşlılıkta kendini göstermeye başladığı için Alzheimer yaşlılık hastalığı olarak görülüyordu. Aslında Alzheimer yaşlılık döneminden en az 10 yıl önce, beyinde kötü yönde değişimlere sebep olarak başlıyor. Yani çoğunlukla orta yaşlılık döneminde. Orta yaşlılık dönemini de 40-60 yaşları arası olarak kabul ediyoruz.

Biz de kendimize sorduk. Alzheimer’ın erkeklerden daha çok kadınlarda görüldüğünü ve orta yaşlılık döneminde başladığını biliyoruz, burası tamam. Peki, orta yaşlılık döneminde erkeklerde olmayıp da kadınların hayatında meydana gelen, Alzheimer yatkınlığına sebep olabilecek ve ileride muhtemelen Alzheimer’ı tetikleyebilecek olan olay ne? Düşündüm, düşündüm, düşündüm. Sonunda, “Menopoz olabilir mi?” diye kendime sordum. Menopoz kadınların başına gelen ama erkeklerin yaşamadığı tek önemli olay. Menopoz beyni etkileyebilir miydi? Ben de radyolojinin alt dallarından biri olan nükleer tıp alanında önceden çalışmıştım. Daha sonra da nöroloji alanında çalışmaya başladım ve hala bu alandayım. Kimse hormonlardan bahsetmiyor. Kimse menopozun beyni etkileyebilecek bir olay olduğundan bahsetmiyor çünkü kimse bu konuda bir araştırma yapmamış. O zaman hmm, elimizde zaten eşsiz bir kitle var diye düşündük. Çünkü benim gibi beyin taraması yapan insanlar genelde 60 yaş ve üstü hastalarla çalışırlar. Ama ben Alzheimer’a neden olan risk faktörlerini araştırdığım için eskiden beri 40-60 yaş arası insanlarla çalışıyorum. Çünkü 40 yaşından önce eğer histerektomi yaptırmadıysanız hormonlarınızda herhangi bir değişim olmaması lazım. Biz de 40-60 yaş arası, histerektomi geçirmemiş ya da yumurtalıklarını aldırmamış kadınları inceledik ve premenopoz/düzenli adet döngüsü, perimenopoz— yani adet döngüsünün düzensizleştiği ve ani ateş basması, gece terlemesi…

Aynen. Ben de tam o evredeyim. Çok eğlenceli valla!

…uykusuzluk, depresyon, kelime bulmada zorluk ve bilişsel kayma (bir tür düşünce bozukluğu) gibi şeylerin başladığı dönem. Aynı yaştaki erkek hastaları da inceledik. Herkese beyin taraması yaptıktan sonra bulgulara baktık. Edindiğimiz bilgilere göre, eğer 40-60 yaşları arasındaki bir erkekseniz beyniniz genel olarak iyi durumda. Beyin aktiviteniz yüksek, beyninizde Alzheimer plakları yok, varsa bile birkaç tane ve beyniniz küçülmüyor. Yani genel olarak baktığımızda iyi durumdasınız. Ama eğer bir kadınsanız premenopoz, perimenopoz ya da postmenopoz döneminde olmanız çok şeyi değiştiriyor. Eğer premenopoz dönemindeyseniz beyniniz sizinle aynı yaştaki bir erkeğin beyniyle hemen hemen aynı durumda oluyor. Perimenopoz dönemindeyseniz beyin enerji seviyelerinde bir azalma gözleniyor. Buna beyin glukoz metabolizması diyoruz, yani enerji üretmek için glukozun beyin tarafından yakılması. Kadınlarda, bazı vakalarda bu enerji seviyelerinde %20’ye kadar azalma gözleniyor. Bu oran menopozdan sonra daha da artıyor. Yaptığımız beyin taramalarındaki bölgeler parlak kırmızıdan sarıya, sarıdan da yeşile dönüyor.

Bu ne anlama geliyor? Kırmızı ve sarı renkler ne ifade ediyor?

Beyin aktivitesinin başta gayet iyi durumda olduğunu ama sonra düştüğünü gösteriyor. Bu oran bazı kadınlarda %50’ye varabiliyor.

Yeşil olması kötü bir şey mi?

Evet, daha koyu renkler kötüye işaret ediyor. Beyin taramasında görmek istediğimiz… Size göstereyim.

Evet, çok isterim.

[Bilgisayarında bir dosyayı açıyor.]

Dr. Mosconi premenopoz ve menopoz dönemindeki beyinler arasındaki farkları gösteriyor. Fotoğraf: Deborah Copaken

Yaptığımız taramalarda gördük ki beyin enerji seviyelerinde düşüş görülen kadınlarda Alzheimer plakları oluşmaya başlıyor. Şu anda yüzlerce hastamız var ve hastalarda zamanla meydana gelen değişimleri takip ediyoruz. Premenopoz döneminden perimenopoz dönemine, oradan da postmenopoz dönemine girerken kadınların yaşadığı değişimleri görebiliyoruz. Bu değişimler her kadında gözlenmiyor. Bazı kadınların beyni hala iyi durumda olurken bazı kadınların beyni çok daha kötüye gidiyor. Çünkü, bir kadın size, “Ani ateş basması, gece terlemesi yaşıyorum, geceleri uyuyamıyorum, düzgün düşünemiyorum, bilinç bulanıklığı yaşıyorum, kafam karışıyor, aynı anda birden fazla iş yapamıyorum” diyorsa — bir sürü kadın bana eskiden aynı anda birçok işi yapabildiğini ama artık eskisi kadar iyi yapamadığını söylüyor – bu semptomlar yumurtalıklarda başlamıyor. Beyinde başlıyor! Ve bu semptomlar tamamen göz ardı ediliyor. Bunlar hormon değişikliklerinin neden olduğu nörolojik semptomlar.

Ama biz hormonların sadece rahimde olan değişiklerle ilişkili olduğunu düşünüyoruz, değil mi?

Evet. Bu durumun sadece artık çocuk yapamayacaksın demek olduğunu düşünüyoruz. Ama konu bu değil. Mühim olan: beynim orta yaşa geldiğimde değişiyor ve bu durumu nasıl daha iyi hale getiririm?

Evet. Peki nasıl daha iyi hale getiririz?

Yani duruma göre değişir. Benim açıklamaya çalıştığım şey, burada iki ayrı bileşen olduğu. Her kadında hormonal değişimler görülür. Bazı kadınlarda bu değişimler çok sorun yaratmaz. Bazı kadınlarda hafiften ağıra kadar farklı şiddetlerde değişimler görülebilir ve bu değişimlerin doktor tarafından kontrol edilmesi gerekir. Bazı kadınlarda bu değişimler o kadar ağırdır ki Alzheimer’ı tetikleyebilir.

Vay be.

Evet. Eğer Alzheimer’a yatkınlıkları varsa.

Genetik yatkınlıktan bahsediyoruz değil mi? Yoksa herhangi bir yatkınlık mı?

Herhangi bir yatkınlık. Çünkü burada, Alzheimer’a bilinen herhangi bir genetik yatkınlığı olmayan hastalarımız var. Buna rağmen beyinlerinde Alzheimer plakları oluşmaya başlıyor. Ayrıca Alzheimer’ın nüfusun %1’inde genetik olduğunu biliyoruz. Nüfusun %30’u ise genetik risk faktörü taşıyıcısı, bu faktör Alzheimer’a neden olmuyor ancak hastalık riskini yükseltiyor. Aile geçmişinde hastalığın görülmesi ya da bazı spesifik genleri taşımak gibi. Nüfusun geri kalanında bunların hiçbiri yok ama yine de Alzheimer’a yakalanıyorlar. Burada asıl soru, neden? İleride bir gün insanlarda Alzheimer’a neyin sebep olduğunu bulacağız. Şu an bu sebebi bilmiyoruz ama riski arttıran şeyleri biliyoruz. Eğer sizde Alzheimer riski olduğunu biliyorsam bu konuda harekete geçmenizi isterim. Tabii bu duruma göre de değişir. Menopoz semptomları gösteriyorsunuz ama Alzheimer riskinde artış yok mu? O zaman sadece menopozla ilgili problemlerinize eğiliyoruz. Ama Alzheimer’a yakalanma riskiniz de varsa en kısa sürede harekete geçiyoruz. Çünkü beyin bazı değişimleri tetiklemeye o zaman başlıyor. Östrojen gerçekten çok güçlü bir nöro-koruyucu hormon. Bağışıklık sistemiyle ilişkili olduğu düşünülüyor ve nöroplastik bir hormon. Yani östrojen tükenince beyin daha hızlı yaşlanmaya başlıyor.

Erkeklerde testosteron için de bunlar geçerli mi?

Hayır.

Peki erkeklerde beyni plastik tutan, östrojene eşdeğer ne var?

Erkek beyni daha çok testosteronla çalışır ama vücutlarında az miktarda östrojen de bulunur. Vücutları gerektiğinde testosteronu östrojene çevirebiliyor.

Bunu bilmiyordum işte.

Evet, diğer bir yandan, erkekler de menopozun bir benzeri olan andropoza girerler. Andropoz yavaş ilerleyen uzun bir süreçtir. 75 yaşında ilk defa baba olan erkekler var.

Mesela Saul Bellow. 84 yaşında baba olmuştu.

Mick Jagger da var.

Evet, aynen. Hala rahmim olsa Mick Jagger’dan çocuğum olsun isterdim.

[Gülüyor.] Daha birçok örneği var. Şanslılar. Kadınların çocuk sahibi olamayacağı yaşta onlar baba olabiliyorlar.

Haksızlık bu!

Yani erkeklerin beyni andropozdan fazla etkilenmiyor. Neredeyse yaşlanmayla aynı belirtiler görülüyor. Bence erkeklerde kronolojik yaşlanma ve hormonal yaşlanma baş başa gidiyor, yavaş ve dengeli bir şekilde. Ama kadınlarda kronolojik yaşlanma erkeklerle aynıyken endokrin yaşlanma “pat!” diye oluveriyor.

Endokrin yaşlanma dediğimiz?

Endokrin yaşlanma yani hormonal yaşlanma —

Endokrin yaşlanma uçurumdan yuvarlanmak gibi bir şey yani.

Evet. Östrojen, progesteron, FSH gibi cinsiyet hormonlarının vücutta üretimi durunca vücudun geri kalanı daha hızlı yaşlanmaya başlıyor. Damarlar daha hızlı sertleşiyor, kemikler daha çabuk kırılgan hale geliyor. Kısacası yaşlanabilecek her şey eskiye göre daha hızlı yaşlanıyor. Her kadın 45’inden sonra diyete girdiğinde kolay kolay kilo veremeyeceğini bilir çünkü metabolizmanız da değişiyor.

Evet! Eskiden nasıl besleniyorsam hala öyle besleniyorum ama 45’imden sonra kilo almaya başladım. Kilolar karın bölgemde toplandı ama ben farklı bir şey yapmadım. Eskiden inceydim ama şimdi —

Hala incesiniz ama vücudunuz değişiyor.

Vücudumun şekli de değişiyor, yağın toplandığı yerler, her şey değişiyor. Bakıyorum tartıdaki sayı artıyor. “Bu ne şimdi? Neden böyle oluyor?” diyorum. Vücudum, sana iyi davranıyorum! Seni güzel yemeklerle besliyorum, spor yapıyorum…

Nedeni vücutta östrojenin tükenmesi. Menopoza giren her kadın saçının kuruyacağını, cildinin kuruyacağını bilir. Yaşlanmak böyle bir şey. Ama beyinde de aynı şeylerin olabileceği kimsenin aklına gelmemişti. Peki bu neden kimsenin aklına gelmedi? Çünkü nörolojide bize, beynin vücudun geri kalanından tamamen ayrı bir yapı olduğu öğretiliyor. Beyin vücudun geri kalanından sorumludur ama herkes vücudun beyni pek fazla etkilemediğini düşünür. Akla gelebilecek her bilim dalında bunun doğru olmadığı ortaya çıktı. Bence mikrobiyomu keşfeden insanlar beyne olan bakış açısının değişmesinde büyük rol oynadı.

Yani bağırsağımızdaki bakteriler mi?

Evet, bağırsaklardaki bakteriler. Mikrobiyomun beyin sağlığında çok büyük bir etkisi olduğu kanıtlandı. Yani bağırsağınızda kötü bakteriler iyi bakterilerden fazlaysa beyniniz bundan etkileniyor. Herkes böyle bir şeyin imkânsız olduğunu söylüyordu ama değil. Bu bakterilerin ürettiği bazı maddeler vagus sinirine ulaşıp beynin geçirgenliğini etkileyebilir. Beyninizin içine girip GABA (gama aminobütirik asit) üretiminde değişikliklere sebep olabilirler. GABA sakinleştirici etkileri olan bir nörotransmiterdir. GABA üretilmediğinde kendinizi stresli ve endişeli hissedersiniz. İşte kötü bakterilerin zararları bunlar. Beyninizi ele geçirip strese girmenize neden olurlar. Siz de vücudunuza daha fazla kötü bakterinin girmesine sebep olacak şeyler yapmaya devam edersiniz. Araştırmacılar bağırsak sağlığının beyin sağlığını etkilediğini açıkça gösterdiler. Bunu biliyoruz. Mesela kalbi biliyoruz. Kalbiniz sağlıklı değilse bu beyniniz sağlıklı değildir demek. Çünkü vücuda oksijen girmez, besin girmez, demir girmez, anemi olursunuz ve berbat hissedersiniz. Yumurtalıklar için de aynısı geçerli. Yumurtalıklar ve beyin arasında HPG (hipotalamus-hipofiz-adrenal) aksı adı verilen bir geribildirim mekanizması bulunur. Bu aks vücudun içindeki bir otoyol gibidir, beyni hipofiz bezine, yumurtalıklara ve tiroit bezine bağlar. Bu sayede hormonlar bu yapılar arasında gidip gelebilir. Yumurtalıklar beyinle bu şekilde iletişim kurar. Bu da beyinde büyük değişimlere yol açar.

Peki şu anda kadınlar üzerinde sadece araştırma mı yapıyorsunuz yoksa tedavi de yapıyor musunuz?

Hem araştırma hem tedavi yapıyoruz. Sadece araştırma yürütülen bölümümüz de var, hastaları tedavi ettiğimiz Alzheimer önleme kliniğimiz de var. Bize gelen herkes her ikisini de seçebilir. Tedavi görmek istemedikleri için sadece araştırmaya katılan hastalarımız var. Bir de kliniğimizde sigorta geçerli. Bu bence harika bir şey çünkü diğer Alzheimer önleme kliniklerine gittiğinizde –

Kendi cebinizden ödüyorsunuz.

Kendi cebinizden ödüyorsunuz ve çok büyük meblağlardan bahsediyoruz. Ama biz sigorta kabul ediyoruz.

Peki katılımcıları nereden buluyorsunuz?

Onlar bizi buluyor.

Zihinlerinde bulanıklık hissettikleri için mi?

Evet. Alzheimer’a yakalanma riski olabileceğinden şüphelenenler oluyor. Aile geçmişlerinde Alzheimer görülenler oluyor. Bir de şimdilerde başımızı ağrıtan bir test var. Çünkü Alzheimer geni olarak pazarlanıyor, bir tür mutasyon ya da hastalığın sebebi olan bir gen gibi ama durum öyle değil. Genin adı APOE (Apolipoprotein E). Alzheimer riskini artırıyor o yüzden kişide bu genin olup olmadığını kontrol etmek mantıklı bir hareket olur. Yaptığımız araştırma için halka ulaşmak istiyorum çünkü katılımcılarda daha çeşitli bir popülasyon istiyorum.

Evet, siyahi topluluklara da ulaşmanız lazım, Hint topluluklarına da –

Evet, içinde yaşadığımız toplumu simgeleyen bir araştırma yapmak istiyorum. Azınlık gruplar çok önemli ama maalesef araştırmalarda yeterince temsil edilmiyorlar. Ama kadın beyni, bilişsel gerileme ve Alzheimer riski konusunda bu kadar az bilgi sahibi olmamızın nedenlerinden biri de ne zaman biri bundan bahsetse – şimdi bile konuşma yapmaya gittiğim yerlerde, dünyada Alzheimer hastalarının 2/3’si kadın dediğimde – her seferinde bunun nedeninin kadınların daha uzun yaşaması olduğu cevabını alıyorum. Her defasında. Evet kulağa mantıklı geliyor. Yıllarca insanlar, evet bu doğrudur diye düşündüler. Bu yüzden kimse bu konunun üzerine gitmedi. Ama şöyle bir düşününce, kadınlar erkeklerden aslında ne kadar uzun yaşıyor?

Çok uzun değil mi?

Dört buçuk yıl. İngiltere’de iki yıl. Bu, kadınlarda Alzheimer görülme oranının erkeklerin iki katı olmasını açıklayabilir mi?

Açıklayamaz.

Hayır, açıklayamaz. O yüzden araştırmacılar bu konuya eğilmeye başladı. Elinizde bu sağkalım oranı ve her parametrenin dikkate alındığı modeller varken güncel yaş, ölüm yaşı, ömür uzunluğu arasındaki farklılıklar, ölüm oranları arasındaki farklılıklar, ölüm nedenleri arasındaki farklılıkları dikkate alabilirsiniz. Yani elinizden gelenin en iyisini yaparak bütün bu parametreleri istatistik olarak işin içine kattığınızda, kadınlarda Alzheimer görülme oranı yine de erkeklerin iki katı oluyor. Ömür uzunluğu farkının 2 yıl olduğu İngiltere’de bile bu oran tamamen aynı. Bu yüzden işin içinde ömür uzunluğundan başka etkenlerin olduğunu biliyoruz. Biz bu oranın sebebinin sadece ömür uzunluğu olmadığını gösteriyoruz. Yaptığımız araştırma kadınlarda Alzheimer’ın daha erken başlayabildiğini gösteriyor.

Hangi yaşta yani?

Menopozda.

Yani Alzheimer riski taşıyan kadınlar menopoza girer girmez hastalığa yakalanıyor mu?

Evet, eğer Alzheimer’a yakalanacaklarsa. Edindiğimiz bilgilere göre hastalık, ergenlikten sonra beynin en karışık durumda olduğu zaman başlıyor. Ergenlik, neşe ve hormonal sağlığın patlama yaşadığı bir dönemken, menopoz bunun tam tersi oluyor. Kriz yaşanıyor. Beyniniz kriz yaşıyor ve muhtemelen o anda Alzheimer tetikleniyor. Bu da kadınlarda kırklı yaşların sonlarında/ellilerin başlarında hastalığın başladığını gösteriyor. Bazı durumlarda, kişi cerrahi menopoza girdiyse hastalık daha da erken başlayabiliyor. Yani siz beyninizdeki bu değişimlerle yaşamaya devam ediyorsunuz ve semptomların görülmeye başlaması diyelim 10 yıl sürüyor. 50 yaşında menopoza girerseniz Alzheimer semptomları siz 60 yaşındayken görülmeye başlayabilir. Ama erkeklerde, beyindeki bu değişimler sadece kronolojik yaşlanmadan dolayı görülüyorsa Alzheimer, kişi 70 ya da 80 yaşındayken başlayabilir. Yani bu da sorunun bir parçası olabilir. Kadınlar daha uzun yıllar bu hastalığı yaşıyor. Daha geç yaşta öldükleri için değil, hastalık onlarda daha erken başladığı için.

Çok ilginç.

Aynı zamanda da çok sinir bozucu!

Size bir şey anlatmak istiyorum. Alakasız olabilir ama bence önemli. Ben küçükken şiddetli baş ağrılarım olurdu. Bir sürü baş ağrısı kliniğine gittim ama ağrıların nedenini bulamadılar. Nedenini hiçbir zaman anlayamadık. Ergenliğe girdiğim zaman da baş ağrılarım kesildi. Şimdi de perimenopoz dönemindeyim ve ağrılar tekrar başladı.

Geri geliyorlar. Hormonal baş ağrısı olabilir.

Aynen öyle.

Ben hamile kalana kadar ve kızım Lily dünyaya gelene kadar bu sorunu [baş ağrısı] hiç yaşamamıştım. Şimdi, adet döngümün başlangıcından iki gün önce çok şiddetli migren ağrılarım oluyor. Tam sizin dediğiniz yerde, kafamın arkasında başlıyor ve öne kadar geliyor. O zaman şu gözüm görmüyor.

Sormamda bir sakınca yoksa, kaç yaşındasınız?

41.

Menopoz ya da perimenopoz döneminde misiniz?

Değilim.

O döneme girdiğinizde kendi üzerinizde de araştırma yapacak mısınız?

Evet. Aslında şimdiden kendi üzerimde araştırma yapmaya başlayacağım. Beyin taraması yaptırmak için yaza randevu aldım.

Çünkü sizde de Alzheimer olup olmadığını bilmek isteyecek kadar ailenizin geçmişiyle ilgilisiniz.

Bilmek istiyorum.

Peki anneniz, o da beyin taraması yaptırmış mıydı?

Hayır, o İtalya’da yaşıyor. Orada yapılmıyor.

Orada beyin taraması yapılmıyor mu?

Önleyici taramalar yapılmıyor, hayır. Burada benzeri olmayan bir iş yapıyoruz.

Dr. Mosconi ve hastalarına yaptığı beyin taramaları. Fotoğraf: Deborah Copaken

Anneniz, 74 yaşında, Alzheimer’a yakalanacak diye endişeleniyor mu yoksa böyle şeyleri düşünmek istemiyor mu?

Hayır, o harika bir insan. Benim için çok endişelenir ama kendisi için pek endişelenmez. Bazı endişeleri oluyor tabii. Mesela aradığı kelimeyi bulamadığında ya da bazı şeyleri unuttuğunda. Ama o mutlu bir insan bence.

Östrojen replasmanı konusunda 50 yaşında bir kadına neler yapmasını söylerdiniz? 

Bu çok güzel bir soru. Bence duruma göre değişir. Ben de tam bu konuda bir kitap yazıyordum ve yeni bitti. [The XX Brain, Avery/Penguin Random House, Mart 2020.] Kitapta bu konuyu etraflıca ele aldım ama size bir özet geçeyim:

En başta, aile geçmişinde Alzheimer riski var mı öğrenmek isterdim. İşe Alzheimer’la başlarım çünkü biz Alzheimer’ı önleme konusunda çalışmalar yapıyoruz. Eğer ailede böyle bir risk yoksa farklı bir yoldan ilerlemeyi tercih ederim. Eğer ailede böyle bir risk varsa daha agresif ilerleyebileceğim daha farklı bir yolu tercih ederim. Yani menopoz konusunda, özellikle söz konusu beyinse doktorun yaklaşımı her hastaya özel olmalı. Meme kanseri riskini bilmem lazım, herhangi bir kanser türü geçirdi mi? İleride kanser olma riski ne? Kanser olma riskinin yanında kanserin nüksetmesi riskini de ölçebilen bir yöntem de var.

Sonra, kalp ve damar hastalıkları riskini bilmem lazım, yüksek risk grubunda mı bilmem lazım. O zaman ona göre bir yol çizmemiz gerekiyor. Eğer düşük risk grubundaysa ona göre bir yol çiziyoruz. Aslında benim kitabımda kişinin kendi kendine yapabileceği diyagramlar da var. Ani sıcak basması yaşıyor musunuz? Evet/hayır. Meme kanseri geçmişiniz var mı? Evet/hayır. Diyagramın her kolu ayrı bir çözüme çıkıyor çünkü her bir sonuç çok farklı. Bazı çözümler farmasötik oluyor, bazı durumlarda ilaçlar çok yardımcı oluyor. Bazı durumlarda da ilaca gerek olmuyor. Herkese beyni etkileyebilecek ya da meme kanseri riskini yükseltebilecek ilaçlara başvurmadan önce mutlaka davranışlarınızı değiştirmeyi deneyin diyorum.

Kişi sigara kullanıyorsa hemen bırakmalı. Çoğu kadın sigaranın zararlarını yeterince dikkate almıyor. Kadın ve erkek beyninin yapısı birbirinden biraz farklı olduğu için sigara içerken salgılanan dopamin kadın ve erkek beyninin farklı bölümlerini uyarıyor. Erkeklerde nikotin açlığı yaratırken kadınlarda bağımlılıkla ilişkili beyin bölümlerini uyarıyor. O nedenle sigara kadınlarda daha psikolojik bir bağımlılık haline geliyor. Alışkanlık oluyor. Zaten bu yüzden sigarayı bırakma oranı erkeklerde kadınlardan daha yüksek. Erkeklere nikotin bandı verirsiniz, nikotin ihtiyacı karşılanır, beyin mutlu olur. Ama kadınlarda nikotin bandı kullanmak sigara içme ritüelinin etkisini vermez. O yüzden kadınların sigara bağımlılığından kurtulması erkeklere göre daha zor.

Beslenmenin önemi ne?

Beslenme bence çok önemli. Doğru yiyecekler ve besinlerin beyni desteklediğini kanıtlayan birçok çalışma var. Aynı şekilde yanlış yiyecek ve besinlerin bilişsel gerileme ve Alzheimer riskini arttırdığı ve menopozun beyinde görülen semptomlarını kötüleştirdiğini gösteren çalışmalar da var. İlk yazdığım kitap Brain Food’da, hem kadınlar hem de erkeklerde uzun dönem beyin sağlığı için tüketilmesi gereken yiyecek ve besinleri anlattım. Yeni kitabım, The XX Brain’de, özel olarak kadın beyni için koruyucu özellik gösteren yiyecek ve besinlerden bahsettim.

Peki, menopozda olan bir kadın için iyi yiyecekler ve kötü yiyecekler neler?

Önce besin maddelerinden başlayayım. Özellikle omega-3 yağ asitleri ve antioksidanlar, bir de fitoöstrojenler. Bunlar çok yararlı. Omega-3 yağ asitleri genelde balıkta bulunuyor, özellikle soğuk sularda yaşayan yağlı balıklarda. Somon, alabalık, ringa, ançüez ve sardalyede.

Kılıçbalığı ve ton balığında?

Kılıçbalığında çok yok. Bir de onda yüksek miktarda cıva bulunuyor ve zehirli olabilir. Ton balığı da mahi-mahi yemediğiniz sürece yağlı bir balık sayılmaz. O da ton balığının lüks bir türü. Omega-3 asitleri içeren her balık türü beyin için çok önemli ve özellikle menopoz döneminde hormonal depresyon riskini düşürdüğü kanıtlanmış.

Etli ve zarlı kabuksuz meyveler de (berries).

Evet, onlar da harika. Akla ilk yaban mersini gelir ama böğürtlende daha çok antioksidan bulunuyor.

Öyle mi?

Evet. Mesela goji berry (kurt üzümü) muhteşem bir C vitamini kaynağı. En yoğun C vitamini kaynağı goji berry.

Bu günlerde goji berry’yi nereden bulabiliriz?

Doğal ve organik ürün satan yerlerde bulunuyor. Amazon’da bulunuyor. Hatta ben genelde Amazon’dan alıyorum. Bitter çikolata kaplı goji berry’lerden de bulabilirsiniz orada. Onlar da çok iyi çünkü bayağı koyu bitter olan çikolata gerçekten kaliteli çikolata demek. Bitter çikolata da antioksidan kaynağı. İçinde teobromin bulunuyor. Teobromin vücutta kafeine benzer etkileri olan ama kafeinin aksine sizi gergin yapmayan bir madde. Beyne kan akışını arttırıyor ve yaşlanma geciktirici etkisi var. Hücresel yaşlanmayı yavaşlatıyor.

Bitter çikolata hücresel yaşlanmayı yavaşlatıyor mu? Hemen bir tane almam lazım.       

Kalbe de iyi geliyor. Flavanoller açısından çok zengin.

Peki, bitter çikolata ve kabuksuz meyveler. Başka?

Meyvelerin hepsi iyi ve antioksidan bakımından zenginler. Mesela portakal, limon, greyfurt, turunçgiller, hepsi çok yararlı. Elma da çok iyi.

Muz nasıl?

Hayır, muz iyi bir antioksidan kaynağı değil. Kirazgiller. Çok parlak, yoğun renkli meyveler.

Kivi?

Evet, kivi de çok iyi. C vitamini bakımından çok zengin. Zeytinyağı, keten tohumu, keten tohumu yağı da. Ve badem. Kuru yemiş ve tohumların da çoğu yararlı.

Daha dün İstanbul’daydım. Onların beslenmesi de aynen böyle. Türkiye’nin beslenme şeklini anlattınız.

Akdeniz tipi beslenmenin kadın beyni ve genel olarak kadın sağlığı için son derece koruyucu etkileri olduğu defalarca kanıtlandı aslında. Kadınlarda kalp ve damar hastalıkları, diyabet, obezite, meme kanseri ve demans riskini azalttığını gösteren pek çok çalışma var.

Peki kuru kayısı nasıl? O da iyi, değil mi?

Evet, bahsettiğim üçüncü besin maddesi fitoöstrojenlerdi. Fitoöstrojenler bitkilerde bulunuyor. Östrojen en eski hormonlardan olduğu için farklı türler arasında da bulunuyor. Bitkilerde de bulunuyor. Bu özelliği çok ilginç.

Farklı türler arasında mı bulunuyor?

Evet. Mesela HRT [hormon replasman tedavisi] formülasyonları. İlk formülasyonlar gebe atlardan alınan idrar örneklerinden üretilmişti. Adı da Premarin’di. Yani gebe (pre) at (mar) idrarı (in). (Pregnant mare urine).

Hadi ya. [Gülüyor.] Açılımının böyle olduğunu hiç bilmiyordum.

Evet. Yaratıcılıktan ne kadar yoksun, değil mi? Bazı yiyecekler yüksek miktarda fitoöstrojen içeriyor, sebzeler ve diğer bitkisel yiyecekler gibi. Bitkilerin tamamı. Kabuksuz meyvelerden, tahıllara, meyvelere kadar bütün bitkiler. Kuru kayısı da en yoğun fitoöstrojen kaynaklarından biri. Çilek de gayet iyi. Kavun, karpuz. Kirazgiller. Nohut, keten tohumu ve soya. Soya inanılmaz miktarlarda fitoöstrojen içeren tek bitki.

Vay be. O zaman bizim evdeki beslenme alışkanlıklarını değiştireceğim. Daha çok Türkiye’den kayısı ve kuruyemiş lazım.

En iyi kuru yemişlerden biri hangisi biliyor musunuz? Brezilya cevizi. İçeriğinde bol miktarda selenyum var. Selenyum da yiyeceklerde bulunması zor olan çok güçlü bir antioksidan mineral. Brezilya cevizinde bolca bulunuyor.

Brezilya cevizi iri olan, değil mi?

Evet ama tadı pek güzel değil.

Biliyorum ama mutfak robotundan geçirip kendime ‘smoothie’ hazırlayabilirim. Perimenopoz döneminde beynimi sağlıklı tutmak için başka neler yapabilirim? Beslenme açısından?

Sağlıklı şeyler tüketin. İşlenmiş yiyeceklerden uzak durun. İşlenmiş yiyecekler özellikle kadınlar ve kadın beyni için çok kötü. Kadınlarda birçok hastalık riskini arttırdığı ve erken menopoza neden olduğu düşünülüyor.

Kraker yemek erken menopoza mı sebep oluyor yani?

Her tür işlenmiş, katkılı yiyecekler.

Kekler de mi?

%100. Şekerlemeler de öyle. Ticari yiyeceklerin çoğu bir bakımdan işlenmiş ürünler. Tabii bazıları çok daha fazla işlem görmüş. O kekler plastik gibi duruyor. Görüntüsü plastiğe ne kadar benzerse.

Tadı da o kadar plastiğe benziyor. [Gülüyor.]

Aynen öyle. Daha fazla işlemden geçmiş oluyor. Mesela fast-food dediğimiz yiyecekler çok işlenmiş gıdalardan çünkü yapımında trans-doymuş yağlar ve daha birçok madde kullanılıyor. İçlerinde kısmen hidrojenle doyurulmuş yağlar ve tamamen hidrojenle doyurulmuş yağlar bulunur. Doğal olmayan her yiyecek bir nevi işlenmiş yiyecektir. O yüzden bunlara dikkat etmek lazım. Asitli içecekler! Onları içmek de yok. Vücudumuza işlenmiş şeker sokmak yerine su içmemiz lazım. İşlenmiş şekerler vücudun hormon dengesini de etkiliyor.

Tamam, işlenmiş şekerin de kötü olduğunu biliyoruz.

Hayatınızdan çıkarmanız lazım.

Peki diyelim bir yemektesiniz ve önünüze müthiş bir tatlı geldi. O zaman tatlıyı yer miydiniz?

Yerim tabii.

Tamam, güzel. [Gülüyor.]

Tabii ki. Ama her gün yemem. Önemli olan o. Kendinize kıyak geçtiğiniz zamanlarda yiyebilirsiniz. Ödül olmalı, özel bir şey olmalı. Kadınlar için çok zararlı olduğunu öğrendiğim ve beni şaşırtan diğer bir şey de ticari olarak yetiştirilmiş, organik olmayan yiyecekler. Sebze, meyve ya da hayvansal ürünler. Çünkü bunlar vücutta kötü östrojen gibi davranıp hormon dengenizi o kadar alt üst ediyorlar ki vücudunuza zeno östrojenler (vücuda yabancı östrojenler) salıyorlar. Vücuttaki östrojeni o kadar mahvediyorlar ki American Endocrine Society (Amerikan Endokrin Topluluğu) bu tür yiyecekleri sağlık tehdidi olarak sınıflandırıyor.

Vay canına.

Evet. Artık doktorlar bile, organik beslenin yoksa organik olmayan yiyeceklerde bulunan zirai ilaçlardan plastiğe pek çok madde ileride sorunlara yol açabilir diyor. Bu maddeler, kadınlarda meme kanseri ve erken ergenlik riskini arttırırken erkeklerde meme büyümesine sebep oluyor. Bu maddelerin çoğu çocuklar için özellikle de kız çocukları için ve plasentayla bebeğe geçebilmesi nedeniyle hamile kadınlar için çok zararlı. Genel olarak kadınlar için de zararlı çünkü hormonal dengeyi bozuyor. O yüzden benim tavsiyem mümkün olduğunca organik beslenmek. Kabuğu soyulan meyvelerin organik olanlarını tüketmek zorunda değilsiniz çünkü zaten bütün kimyasallar kabukta kalıyor. Mesela muz.

Avokado da?

Avokado da. Ama diğer meyveler fazla zehirli. Mesela çilek. Organik olmayan çilek en zehirli meyve. Birçok meyve ve sebzenin organik olanlarını tüketmek en iyisi.

Mememde atipik hücreler olduğu tespit edildi. Gittiğim doktorlardan biri bunu atipi, diğeri de DCIS [duktal karsinom in situ, süt kanallarında bulunan ancak çevre dokulara yayılmamış kanserleşmiş hücreler] olarak tanımladı. O zamandan beri annemle, her yaz, organik meyveler konusunda saçma sapan tartışmalara giriyoruz. Ben, “Lütfen, markete gittiğin zaman organik meyvelerden al. Organik olmayan meyvelerden yememem lazım,” diyorum. Kadınlar organik olmayan meyveler tükettiklerinde vücutlarına ne oluyor? Zararlı olduğunu biliyorum ama o an tartışma sırasında nedenini hatırlayamıyorum.

Vücutta neler olduğundan tam anlamıyla emin olabilmek için bence daha çok veriye ihtiyacımız var. Ancak çoğu endokrinoloji uzmanı bu meyvelerin hormon dengesini bozduğunu söylüyor. Meyvedeki hormonlar vücuttaki kendi hormonlarınızla rekabete giriyor. Normalde vücutta hormon üretilir, dolaşım sistemine katılır ve kan yoluyla reseptörlere (alıcı) ulaşır. Hormonlar bu şekilde çalışır. Hormon reseptöre bağlanır, daha sonra reseptör bir sürü harika iş başarır. Beyni daha plastik hale getirir, kemikleri güçlendirir, kalbi daha sağlıklı yapar. Zeno östrojenler – organik olmayan çilekte bulunanlar gibi – reseptörleri ele geçirirler. Kendi östrojeniniz reseptörlere bağlanamaz. Zeno östrojenler onların yerine bağlanmış olur. Bu durum da size, genetik yatkınlığınıza ve hayatınızda yaşanan bütün diğer olaylara bağlı olarak çok sayıda probleme neden olabilir. Önemli olan ilk nokta şu: zeno östrojenler reseptörleri ele geçirir ancak östrojenle aynı reaksiyonu tetiklemezler. Reseptörlere, “Heeeey, neler oluyor orada?” tarzı bir mesaj gönderirler. Öte yandan, eğer meme kanseri riskiniz varsa bu durumun etkileri çok kötü olur. O zaman kötü östrojenler reseptörleri aşırı uyararak riski arttırır.

Peki bu ‘zeno bilmem neler’ başka nerede bulunuyor?

Zeno östrojenler. Her yerde bulunuyorlar, makyaj malzemelerinde bile. Temizlik malzemelerinde bulunuyorlar.

Organik olmayan meyveler söz konusuysa, zeno östrojenler tam olarak nereden geliyor? Meyveye sıkılan maddelerden mi?

Evet, meyvelere sıkılan maddelerden. Böcek ilaçlarından. Meyvelerin daha hızlı ve güçlü büyümesini sağlamak için kullandığımız her maddeden.

Bu maddeler vücudun hormon dengesini bozuyor, öyle mi?

Evet, eğer bunları tüketirseniz. Hayvansal besinler için de aynı şey geçerli. Hayvanlar daha hızlı büyüsün, daha dayanıklı olsun ve belli bir tadı olsun diye bir sürü kimyasal madde veriyorlar. Tavuklara antibiyotik olarak arsenik veriliyordu. Bu kimyasallar tavuklardan yumurtalara, ineklerden süte geçiyor. Mesela ben hayvansal besinler tüketeceğim zaman organik olanları tercih ediyorum. Balık haricinde de çok hayvansal tüketmiyorum zaten.

Ben kekler, şekerlemeler, fast-food ve kola tüketerek Amerika’da büyümüş 53 yaşında bir kadınım. Benim jenerasyonumdaki insanların çoğu da öyle. Ben 1960’ların ortalarında doğdum. Bu yazıyı okuyan insanların çoğu benim jenerasyonumdan insanlar olacak ve ben büyürken ne yediysem onlar da aynı şeyleri yemiştir. O zaman şunu sorayım: Bizim için umut yok mu?

Bence kişiden kişiye göre değişir. Gözlemlerime göre, özellikle kadınlarda, eğer kişinin sağlık riski varsa menopoza girdiğinde o riskin hastalığa dönüşme olasılığı yüksek. O nedenle tam da bu zamanlarda kadınların sağlıklarına daha çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bu benim görüşüm ama buna ihtiyatlı davranmak da diyebiliriz. Çünkü bu dönem hassas bir dönem. Yediklerinize ve vücudunuza giren her şeye dikkat etmeye başlamanız gereken zaman. Değil mi? Bunları yapmak çok önemli. Bu yüzden ailenizde Alzheimer geçmişi varsa bunu doktorunuzla konuşmanız çok önemli. Önleyici bir yol izlemek de iyi olur. Kadınlarda, genetik yatkınlık ya da belli bir yatkınlık olmadığı durumlarda bile erkeklerden daha fazla Alzheimer görüldüğünü biliyoruz. Hormonal sağlık da üzerine düşmemiz gereken konulardan biri. Bir çoğumuz sürekli stresli olduğumuz için kendimize yeterince iyi bakamıyoruz.

Evet. Stresi azaltmak lazım. Büyük bir sorun.

Aynen öyle. Stresten bahsetmedik. Kadın beynini erkek beyninden daha fazla etkileyen bir diğer şey de stres. Eğer stres sizi kötü etkilemeye başlarsa, kendinizi bitkin ve stresli hissediyorsanız, bu beyniniz de sizinle aynı şeyleri hissediyor demek. Kadınlarda yüksek kortizol oranları (stres hormonu) hafıza değişiklikleri, hafızada kötüleşme ve beyin küçülmesi gibi şeylere sebep oluyor. Erkeklerde bu tip etkileri olmuyor.

Vay canına.

Özellikle bu yaşlarda, menopoz ve postmenopoz döneminde. O nedenle stresi azaltmak bir strateji olarak görülmeli.

Ben de onun için boşandım zaten. [Gülüyor.]

O da bir çözüm tabii. Ama ben daha çok yoga gibi şeyleri düşünüyordum.

Yoga, boşanmak, biraz da meditasyon…

Evet, kesinlikle. Ve spor.

Her gün spor yapmaya çalışıyorum. Köpekleri yarım saat yürüyüşe çıkarsam bile sporumu yapıyorum.

Evet. Çoğu insan onu yapmıyor. Günün sonunda çoğu insanın spor yapacak vakti ya da enerjisi kalmıyor. O yüzden biraz yaratıcı olup günlük hayatta yaptığımız şeyleri egzersiz haline getirmek çok önemli. Herkes ilk başta “yaparım” diyor, ilk iki hafta yapıyor sonra bırakıyor.

Mesela markete gittiğinde arabayı en uzağa park etmek gibi. Asansör ve merdiven varken merdiveni tercih etmek gibi. Yani aslında günlük hayatta egzersiz olarak yapabileceğimiz çok şey var. Mesela, iki aydır Los Angeles’ta bir TV programı üzerine çalışıyordum. Ben de oraya arabamı götürmemeye karar verdim ve ofise 3 km uzaklıkta bir Airbnb tuttum. O sayede her gün evden ofise, ofisten eve 3’er km yürümeye kendimi zorladım.

Evet. Şınav çekmek de çok iyi. Herkese söylüyorum. Artık hiç durmadan 10 dakika boyunca şınav çekebiliyorum. Ama 10 dakikadan fazlasını hayatta yapamam. Terliyorum, lanet ediyorum. Ama harika bir egzersiz. Bütün bedeni çalıştırıyor. Çoğu insan bel çevresindeki yağlardan kurtulmakta zorlanır, karın bölgesini de iyi çalıştırıyor.

Ruth Bader Ginsburg isimli Yüksek Mahkeme Yargıcı olan bir kadın var, onunla ilgili bir belgesel yapmışlar. Kadın 80 yaşında ve her gün şınav çekiyormuş. Beyni sapasağlam. Peki şınav çekmek iyi, stres ve sigara kötü. Başka?

Evet. Üzülerek söylüyorum ama kafein.

Hayır. Kafein olmasın. İyi değil miymiş?

Duruma göre değişir. Bazı kadınlarda gece terlemelerini tetikliyor.

Peki ya şarap? Okuduğum bir araştırmada ölçüyü kaçırmadan içilen şarabın beyne iyi geldiği söyleniyordu.

Evet ama onun yerine nar suyu için daha iyi. Aynı antioksidan oranına sahip. Ben alkol kullanmıyorum. Benim gibi bir İtalyan için garip, biliyorum ama sevmiyorum. Tanenlere alerjim olduğunu düşünüyorum. Ben de nar suyu içiyorum. Konsantre kiraz ekstresi de çok iyi. Suyla incelterek içiyorsunuz, harika. Tadı da muhteşem, çok ferahlatıcı, beyne de çok iyi geliyor.

Şimdi 41 yaşındasınız. Önünüzde araştırma yapabileceğiniz, çok şey başarabileceğiniz uzun yıllar var. Hayatınızın sonuna yaklaştığınızda bu 40 yılda neler yapmış olmayı ümit ediyorsunuz?

Alzheimer’a kesin bir tedavi bulmak istiyorum.

E kolaymış. Alzheimer’a kesin tedavi, bir şey değil.

Üniversiteden beri bunun için uğraşıyorum aslında. O zamandan beri kendime koyduğum hedefler değişmedi. Kadın sağlığı konusunda tutkuluyum. O yüzden de kadınlar adına gerçekten bir farklılık yaratmak istiyorum. Günümüzde bile dünyanın her yerinde kadınlar kötü muamelelere maruz kalıyorlar. Kadın hakları tekrar tekrar yeniden gözden geçiriliyor. Eşitlik sürekli yenilen belirleniyor. Bazı ülkelerde kadınlar araba bile kullanamıyor. Bazı ülkelerde de küçük yaşta eş olarak birilerine satılıyorlar. En azından sağlık alanındaki bu ayrımcılığın üstesinden gelebiliriz. Bütün tıp kitaplarında yayımlanan, şimdiye kadar yapılan bütün araştırmalar erkek odaklı araştırmalar. Bu çalışmaların hepsi ya erkek hücreler ya erkek fareler ya erkek hayvanlar ya da erkekler üzerinde yapılmış. Bu yüzden kadınlara yetersiz teşhis konuyor, yanlış teşhis konuyor, yanlış ilaçlar veriliyor. Felaket bir şey! Bu durumu değiştirmeye yardım edebileceğimi umuyorum.

Bu müthiş bir hedef. Biraz önce söylediğiniz bir şey dikkatimi çekti. Eğer hormonal değişimlerin kadın beyninde Alzheimer’a sebep olacak etkileri bulunursa bu sonuçlar genel anlamda Alzheimer için de çok çeşitli sonuçlar olacak.

Evet.

O zaman artık kadınları ve hormonları incelemeye başladığımız için bu hastalığın neden ortaya çıktığını bulabilir miyiz?

Evet. Hormonlar ve beynin nasıl yaşlandığının önemli etkileri oluyor. Bu etkiler kadınlarda bazı yönden Alzheimer’la ilişkili. Sadece nasıl olduğunu bilmiyoruz.

Ayrıca erkeklerde de farklı oranlarda östrojen bulunduğunu biliyoruz. Doğru mu?

Vücutlarında çok az miktarda östrojen bulunuyor.

Çok az miktarda bulunuyor. Peki hormonlardan bahsederken: translar bu araştırmanın neresinde?*

Güzel bir noktaya değindiniz.

Geçiş yaşayan kişiler bu bağlamda nasıl etkileniyor?

Aslında kitabımda bu konuya değindim.

Yeni kitabınızda mı?

Evet, yeni çıkan kitabımda, The XX Brain’de. Çünkü bu sorulması mantıklı bir soru ve bununla ilgili elimizde hiç veri yok. Ancak geçiş sürecinde alınan hormonların beyne bir etkisi olmalı. Ancak biz bu etkileri bilmiyoruz.

Bu konuyu incelemeniz için size gereken sayıda katılımcınız da yoktur. Çünkü trans erkeklerin ve kadınların hormon tedavisiyle geçiş yapabilmesi çok yeni. Bu yüzden şu an üzerinde çalışabileceğiniz sorular bunlar.

Evet, evet, tabii. Kanser hastaları da. Östrojen engelleyici ilaçlar alan bütün kanser hastaları. Onların beynine ne oluyor? Onlarda Alzheimer daha çok görülüyor mu?

Tabii, evet.

Kim bilir? Kadın beynini yeniden masaya yatırıyoruz. Kadın beyin sağlığını. Şimdiye kadar bildiğimiz her şeyi yeniden gözden geçiriyoruz. Çünkü kadın sağlığı dendiğinde sadece —

Memeler ve –

Memeler, tüpler, evet, kadın sağlığı denince akla bunlar geliyor. Benim söylemeye çalıştığım şey şu: kadın sağlığına beyin de dahil edilmeli çünkü beyin sağlığı konusunda erkeklerden çok kadınları etkileyen çok fazla hastalık var. Alzheimer da kadın erkek oranları arasındaki farkın en çok görüldüğü hastalık olabilir. Önümüzdeki 20 yıl içinde sadece ABD’de 15 milyon Alzheimer hastası olacak. Bu rakam dünyada 130 milyon olacak. Bu hastaların 2/3’ü de büyük ihtimalle kadın olacak. Aynı zamanda önümüzdeki üç yıl içinde 850 milyon kadın menopoza girecek.

Bütün şehir ani sıcak basması yaşayacak. [Gülüyor.]

Evet. Birçok insan Alzheimer’a yakalanacak ve hiç kimse henüz bunun nedenini bilmiyor. Bu yüzden bu konuda farkındalık yaratmak çok önemli.

*Editör notu: Röportajin orijinal İngilizce metninde burada geçen ifadeler açıkça trans dışlayıcı olduğu için müdahale ettik. Röportajın genelinde hem röportajcı Copaken hem de Dr. Mosconi’nin ifade ettiği sorunlar ve araştırma izleği trans kapsayıcı düşünce ve sorular ekseninde daha incelikli bir bilimsellikle yapılabilirdi. Bilimde cinsiyetçilik sadece ikilikler üzerinden bakılmaması gereken bir teori ve pratikler eleştirisini içermeli. Yine de bu alandaki araştırmalar son derece eksik olduğu ve kıymetli bilgiler ve sorular yer aldığı için yayımlamaya değer gördük.

[Deborah Copaken’in Medium’da yayınlanan 31 Mayıs 2019 tarihli “Exploring the Link Between Menopause and Alzheimer’s” başlıklı söyleşisi BeşHarfliler için Selen Güler tarafından çevrilmiştir.]

Kaynak: Sendika.org

İlginizi çekebilir