MENDERES HAVZA İNİSİYATİFİ ÇAL’DA MENDERESİ KONUŞTU

 

“Suyumuza, Toprağımıza, Doğamıza Sahip Çıkıyoruz” şiarı ile yola çıkan Menderes Havza İnisiyatifi Denizli Bileşeni Çal’da Çallılar ile “Büyük Menderes Nehri Kirlilik ve Sulama Sorunları”nı konuşmak için yan yana geldi.

Çal’da Menderes Havza İnisiyatifi Denizli Bileşeni’nin çağrısı ile yeni belediye binası nikah salonunda yapılan toplantıya Aşağıseyit, Gelinören, Çoğaşlı, Sazak, Şapçılar mahalle muhtarları, 31 Mart yerel seçimleri Çal Belediye Başkan adayları, Çal Esnaf Odası Başkanı, Çal Ziraat Odası Eski Başkanı, Denizli Ziraat Mühendisleri Oda Başkanı Günhan SARUHAN, Denizli Barosu tarafından görevlendirilen avukat Onat ÖTNÜ, ÇİFTÇİ-SEN kurucu genel başkanı Abdullah AYSU’nun yanı sıra çok sayıda Çal’lı vatandaş katıldı.

Toplantının açılış konuşması Menderes Havza İnisiyatifi Denizli Bileşeni üyesi Ahmet ERGUN tarafından yapıldı. Ergun konuşmasında “Bizler Menderes Nehri’nin kaynayarak çıktığı ve birleşerek aktığı tüm havza üzerinde yaşayan tüm doğa ve yaşam hakkı ihlallerine, çevre talanlarına, ağaçların ve toprak kıyımlarının oluşumuna karşı mücadele etmekte olan ve bu konuda çalışma kararı almış olan bir havzanın çocuklarıyız. Bu inisiyatif; Uşak, Afyonkarahisar, Aydın ve Denizli illerinin gönüllü çevre koruyucuları, Menderes’in tüm komşularıyla sorunlarını konuşma, tartışma ve derdini dinleme amacıyla ortak kararlar elde etmek amacıyla kurulmuştur. Hiçbir ilin sorunu bir diğerinden bağımsız değildir… Hedefimiz kirlenmenin ve yıkımların karşısında elimizden geldiğince öğrenmek, anlamak ve bilinçlenmek olmalıdır. Bu bir çare arama çalışmasıdır. Resmi kurumları da görevlerini yerine getirmek üzere göreve çağırıyoruz.” dedi.

      

ERGUN’un konuşmasından sonra Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yavuz ÖZER’in “BÜYÜK MENDERES” belgeseli izlendi.

Belgeselin ardından Çal bölgesinde bulunan Menderes havzasının kirliliği üzerine kısa bir sunum yapıldı. Yapılan sunumda Çal bölgesinde Menderes havzasının kirlilik unsurlarını;

*İşletme atıksuları:  Çal İlçesi, Akkent Mahallesi sınırlarında bulunan meyve suyu  fabrika atıklarının Menderes’e bırakılması sebebiyle oluşması. Suyun simsiyah olması ve o şekilde akmasının yanı sıra farklı noktalardaki balıkların hızla ölüyor olması da tehlikenin hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor.

*Yerleşim alanları atıksu ve katı atıkları: Çal bölgesinde Menderes nehri yakınında bulunan mahallelere yeni yapılan kanalizasyon atıklarının doğrudan nehre bırakılması,

*Tarımsal atıklar ve kimyasallar: Bölgede çiftçilik yapan köylülerin tarım ilaçlarını bilinçsiz şekilde tüketmeleri ve atıklarını, kimyasalları nehre atmaları,

*HES’ler: HES’lerin inşa edildiği bölgelerde erozyon  ve sel oluşumunda artış, santralin faaliyeti sırasında barajlarda yüksek oranda buharlaşma meydana gelmektedir. Bu buharlaşma da çevre yörelerdeki toprakların tuz oranını arttırmakta ve toprağın verimliliğini azaltmaktadır.

*Tarımsal sulama sorunları,

*Barajlar ve iklim değişikliği

ile ilgili kısa bir sunum yapıldıktan sonra Abdullah AYSU konuşma yaptı.

 

 

SU YAŞARSA HAYAT VERİR!

Su ile ilgili konuşma yapan AYSU konuşmasında;

“Yeryüzünden gökyüzüne baktığımız zaman gökyüzü mavi, gökyüzünden Dünya’mıza baktığımız zaman Dünya’mız da mavidir. Bunun nedeni her tarafın su olmasıdır. Mavi gözüken gezegenimizde su ne durumda ondan bahsedeyim. 3 bardak suyu bir sürahiye koyalım. Bu sürahideki 3 bardak su tüm gezegendeki su olsun. Bunun içinden 3 kaşık suyu çıkaralım ayıralım geriye kalan suyun tamamı okyanuslar ve denizlerdir. Geriye kalan 3 kaşık su tatlı sudur. Bu 3 kaşığın 2 kaşığı buzullarda, 1 kaşığı ise yer altında, o kaşığa bulaşan 2 damla su da nehirler ve göllerdir. Böyle bir kıt ve değerli bir konuyu konuşuyoruz. Bu kadar değerli bir konu paraya tabi ediliyor, ticarete konu ediliyor. Bir örnek vermek gerekirse şuanda dünyada paraya tabi edilen, ticarete konu edilen suyun miktarı yüzde 5. Bu yüzde 5’lik suyun parasal değeri ise dünyada bulunan tüm petrolün yüzde 54’üne tekabül ediyor. Karşımızda böyle devasa, iri engeller var.

Biz 3 damla suyun iki buçuk damlasını tarımda, yarım damlasını da sanayide kullanırız. İçme suyu olarak ise bu iki damlanın yüzde 8’ini kullanırız. Suyun fotoğrafı budur…

…Sulama Birlikleri tamamen devlet vesayetinde olan birliklerdi. Çiftçi ile uzaktan yakından alakası yoktur. Çünkü sulama birliklerinde çiftçinin söz ve karar hakkı yoktur. Tamamen belediyeler, muhtarlar ve son karar merci valilerin altındadır. Her şeye bu yapı karar verir. Ancak ve ancak iki kademeli seçim ile 5 delege verilir ve bu beş delege ile süreç yürütülmeye çalışılır. Fakat Sulama Kooperatifleri tamamen çiftçiler tarafından yönetimi seçilen, tüzüğüne göre her yıl başkanı değiştiği için sürekli başkanlık olmayan daha demokratik yapılardır. Bu sistem içinde durum değişmiştir. Sulama birlikleri çiftçiler için son derece tehlikeli bir hal almıştır. Devlet Su İşleri’nin (DSİ) son kanununda yapılan bir değişiklik ile DSİ’nin kendisi tahsilata başladı. Seçim olmasaydı durum daha kötüydü. Çünkü DSİ yasası değişikliğinin 5. ve 6. maddesinde çok net bir biçimde tarlaların başına sayaç takılacağı, bu sayaçlara kart takılacağı, bu kartın ise şirketlere devredileceği ve suyun fiyatını şirketlerin belirleyeceği ve istediği zaman sayaç bedelini tahsil edeceğine karar vereceği yazılıydı.  TBMM komisyonlarında yaşanan ciddi tartışmalar ve seçim öncesi daha büyük gürültü kopmaması için bu maddeler kanundan çıkartılarak tahsilat DSİ’ye bırakıldı. Böyle şeylerin ısıtılıp ısıtılıp önümüze geldiğini bildiğimiz için ilerde başımıza gelecek şey budur.

Peki, Dünya’daki örnekler böyle midir? Asla. Örneğin ABD sulama kooperatiflerini 1904 yılında kurmuştur.  Bu kooperatifleri kurarken suyu tarlaya kadar getirme, onarım ve para almama garantisi vererek sulu tarım yapılmasını destekliyor. Sulu tarım yapılmasına bu kadar önem vermesinin nedeni sulu tarımın istihdama 15 kat katkı ve verimlilikte 7 kat fazla olmasındandır. Tüm bunların sonucu devletin tarlaya kadar getirdiği su ile yaptığı tüm masrafları bir yılda amorti eden bir sistem ortaya çıkmaktadır. Bunun için devletler kendi verimliliğini artırmak ve çiftçileri güçlü tutmak ve çiftçilerin kazanabilmesini sağlamak için böyle bir yöntem uygularken bizim devletimiz bunları alıp çiftçiye devretmektedir. Bu durum elektrik ve doğalgaz faturalarından alışık olduğumuz gibi bir sürü gereksiz bedel ile faturalar kabartılacaktır. Faturaları ödeyemeyen çiftçilere gelen hacizler ile çiftçinin toprağına el konulacaktır. Sularsak icra gelecek, sulamazsak yılda bir verim aldığımız topraktan nadasa düşerek iki yılda bir verim alır hale geleceğiz. Bunun için birincil olarak çiftçiler, ekoloji örgütleri, destek kuruluşları ve bu alanda çalışma yapan tüm gruplar bir araya gelerek suyun temizlenmesini ve temiz suyun akmasını sağlaması lazım. Kimsenin suyu kirletmeye ve öldürmeye hakkı yoktur. Su yaşarsa hayat verir. Ama gördüğümüz gibi mevcut su kendisi yaşamıyor. Kendisi yaşamayan sudan yaşam üretemezsiniz. Açık ve net bir biçimde biz çiftçiler olarak devlete ve hükümete şunu söylemeliyiz; BİZ KİMSEYİ ZEHİRLEMEK İSTEMİYORUZ. BİZ KATİL DEĞİLİZ! diyebilmemiz lazım.” dedi. Abdullah AYSU’nun sunumundan sonra soru cevap kısmına geçildi.

Soru cevap kısmında hukuksal konularda Av. Onat ÖTNÜ, sağlık konularında Dr. Azime Satır BİLGİÇ, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Günhan SARUHAN ve Ziraat Mühendisi Selahattin SİREL, Menderes Havzası İnisiyatifi Denizli Bileşeni üyesi Ahmet ERGUN ve ÇİFTÇİ-SEN Başkanı Abdullah AYSU soruları cevaplamak ve konuları kolaylaştırmak amacıyla kürsüye geçtiler. Bu kısımda;

 

  • Akkent’te bulunan Konfurt meyve suyu fabrikasının atıklarının arıtma sistemi olmadan suya bırakıldığı için canlı ölümlerine ve suyun kirlenmesine neden olmaktadır. Yıllardır yapılan mücadeleler sonucu bir değişiklik olmamaktadır. Denetimlerde göstermelik olarak arıtma sistemi çalıştırılmakta ve bununla denetimlerden geçilmektedir. Meyve suyundan çıkan posaların yakılması ile fabrika, su kirliliğinin yanında hava kirliği de ortaya çıkarmaktadır. Bununla ilgili mücadele edilmeli ve daha fazla gündem yapılmalıdır.
  • Köylere yapılan kanalizasyon sistemleri doğrudan nehre akıtılmaktadır. Bunun için yapılan mücadelelerde kurumlardan alınan cevap ise kanalizasyon sistemlerinin nehirlere akıtılmasının ‘doğal arıtma’ yapıldığı şeklindedir. Örneğin önceden Aşağıseyit mahallesinden akan Menderes nehrinden su içilirken şimdi köyde nehre girerek yüzen gençler enfeksiyon nedeniyle zehirlenmektedir. Aşağıseyit mahallesinde yürütülen mücadele sonucu köye göstermelik iki – üç odalı “arıtma sistemi” kurulmuştur. Ancak arıtma sisteminin tek işlevi kanalizasyonun sıvısı ile katısını ayırmak, sıvıyı arıtmadan nehre vermeye devam etmektir. Kanalizasyonu olan diğer köylerin tümünde kanalizasyon atıkları doğrudan nehre verilmektedir.

  • Menderes nehri civarında yaşayan halklar, tarlada kullandıkları ilaçların kutularını ve kimyasallarını nehre ve çevreye boşaltmamaları konusunda bilinçlendirilmelidir.
  • Adıgüzel barajı yapılma sürecinde alanda çok fazla ağaç katledilmiştir. Adıgüzel barajının suyunun kirliliğinin arıtılması için mücadele edilmelidir. Bölgeye sulama veya HES amacı ile baraj kurulmasının önüne geçilmesine karşı mücadele edilmelidir.

İYİ PARTİ BELEDİYE BAŞKAN ADAYI MEHMET ÖZTÜRK

Toplantıya katılan İYİ Parti belediye başkan adayına salondan Menderes Havzası ile ilgili yapacakları hakkında sorulan soru üzerine;  Belediye Başkanı olduğu dönemde Menderes Havzası’nın temizlenmesi için gereken mücadeleyi vereceklerini belirtti. Sulama Birlikleri ve suyun para ile satılması ile ilgili soruya ise Baklan Ovası, Baklan Sol Sahil Sulama Birliği Başkanlığı ve Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde, DSİ çiftçilerden su parası toplanmasını talep ettiğinde belediye meclisi kararı ile reddettiklerini belirtti. Sulama Birliği yönetimi olarak birliğe önerilen paranın ise kat be kat altında para aldıklarını belirtti. Suyun çiftçiye para ile satılmasına daha önce nasıl karşı çıktılar ise yeni dönemde de belediye başkanı seçilmeleri halinde aynı mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

 

 

 

 

 

İlginizi çekebilir