MCKINSEY, ‘YENİ REJİM’ VE EKONOMİK KRİZ (2) : (IMF’nin Üvertürü olarak McKinsey)-Mustafa Durmuş

DIŞ BORÇ KRİZİ İKTİDARI ZORLUYOR

McKinsey’e başvurulmasının asıl nedeni ülkenin içinde bulunduğu dış borç krizi hali. Bunun da iki açıdan ele alınması gerekiyor: Türkiye açısından ve yabancı kreditörler (uluslararası finans kapital) açısından.

Türkiye açısından, 2018 Haziran sonu itibarıyla Türkiye’nin 457 milyar dolarlık dış borç stoku var. Bunun 130 milyar doları kamu kesimine, yaklaşık 327 milyar dolarlık kısmı ise özel sektöre ait. 12 ay içinde ödenmesi gereken dış borç ise 179 milyar dolar (1).

Özel sektörün (hem bankacılık sektörü hem de reel sektörün) dış borçları çevrilmesi çok zor bir düzeye geldi. Çünkü özellikle de reel sektörde işler iyi gitmiyor. Üst üste büyük şirketlere ait konkordato haberleri geliyor.

Bu çok ciddi bir durum. Bu şirketlerin büyük bir kısmı, özellikle de döviz cinsinden olan borçlarını ödeyemiyorlar, ya da ödemekte zorlanıyorlar. Muhtemelen önümüzdeki aylarda bu gelişmenin bir yansıması olarak şirket batışları da artacak.

Bu durum, yüksek döviz kuru, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve bu yılın ikinci yarısından itibaren negatif büyümeye (küçülme) dönen bir ekonomi altında büyük bir çöküş anlamına geliyor. Bunun da çok ciddi siyasal sonuçları olduğunu tarihteki örneklerinden biliyoruz.

ÖZEL BORÇ KAMUNUN SIRTINA YIKILIYOR

Bir başka anlatımla, mali disipline başvurmanın nedeni derinleşen ekonomik kriz altında artan iflaslar, konkordato ilanlarıyla özel sektörün (bankalar dahil) dış borcunun giderek devlet tarafından üstlenmek zorunda kalınacağı gerçeği.

Yani sadece verilmiş olan garantiler ya da koşullu, koşulsuz yükümlülükler nedeniyle değil, şirketlerin borçlarını ödeyememeleri nedeniyle de an azından büyüklerin dış borcu devletin borcuna dönüşüyor.

Bir süredir cari açığı hazine borçlanması ile finanse eden devlet artık dış borçları da üstleniyor. Bu da son tahlilde tüm bu yükün halkın sırtına bineceği anlamına geliyor.

Üstelik artık ülke iktisadi olarak yönetilemez bir hale geldiğinde bu siyasal iktidarın ayakta kalma imkânını ortadan kaldıracaktır. İşte dış borçların neden olduğu ekonomik ve siyasal kaygılar siyasal iktidarı uluslararası sermayenin sözcülerinden biri olan McKinsey ile anlaşmaya zorunlu kılıyor.

IMF’NİN ÜVERTÜRÜ OLARAK MCKINSEY

McKinsey neler yapacak? Örgüt özel ve kamu sektörüne dönük olarak yaptığı çalışmalar sonucunda verimlilikleri artırdığını, böylece de daha düşük maliyetle daha fazla hâsıla üretilmesini sağladığını ileri sürüyor (2).

Bunun Türkçesi halka dönük kamu harcamaları daha da kısılacak, alınan vergiler daha da artırılacak, enerji başta olmak üzere temel mal ve hizmetlere sürekli zamlar yapılacak, kamuda yeni istihdam pratikleri uygulanacak, esnek çalışma yaygınlaştırılarak ve personel çıkartılacak demektir.

Böylece de kamu sektöründe verimlilikler artırılmış olacaktır. Bu işler McKinsey’in onlarca yıldır en iyi yaptığı ve bildiği işler. Bu nedenle de bunu ön plana çıkartarak pazarlıyor.

Ayrıca iktisatçı U. Gürses’in yazdığı gibi (3), ayağının tozuyla yaptığı işler arasında İşsizlik Sigortası Fonu’na, Halk Bank, Vakıfbank ve Eximbank’ın yaklaşık 11 milyar liralık tahvilini satın aldırarak işçinin parasını kullandırmak gibi cinlikler de olabilir.

Yani McKinsey, bizlerin vergisinden kendine ödenecek büyük paralar karşısında bizlere kemer sıktıracak. Böylece borçları geri ödeyebilmek için gerekli olan ekonomik artığın yaratılması konusunda iktidara yardımcı olurken, borçların geri ödenebileceği garantisini ve güvenini de uluslararası sermayeye vererek, iktidarın yeni yabancı kaynak bulmasına yardımcı olmaya çalışacaktır.

GÜVENLİK HARCAMALARINDA TASARRUF YOK

Ancak kurum pek çok alanda verimlilik artışını gündeme getirirken güvenlik alanına hiç girmiyor. Bu demektir ki devletin güvenlik harcamaları ve bürokrat ve siyasetçilerin lüks harcamaları kısılmayacak, çok sayıda polis ve asker gibi kolluk görevlisi alımına devam edilecek ama kemerler halka sıktırılarak bir ekonomik fazla yaratılacak ve böylece 5-10 yıl içinde bu borçların geri ödenmesi sağlanacak.

Bu durum aslında ideolojik olarak tepki duyulan IMF’nin kurum olarak bypass edilirken, ona ait kemer sıkma programının, vekâleten bir özel sermaye şirketi aracılığıyla uygulattırılmasından başka bir şey değil.

Bir başka anlatımla McKinsey bir tür IMF öncesi işlevi görecek, IMF’nin sahne alması öncesindeki üvertürü üstlenecektir. IMF’ye doğrudan gidilmemesinin nedeni ülkede IMF’ye yönelik olarak haklı bir tepkinin varlığı ve şu ana kadar siyasal iktidarın “IMF’ye borç bile verdik” biçimindeki söylemleri.

Bu söylemler ortada iken IMF ile yapılacak yeni bir kredi (Stand By) anlaşmasını iktidar partisinin tabanına anlatılması zor olacaktı.

Kaldı ki IMF açısından da yeni borç verilmesini sağlamak için anlaşma yapılmasının garantisi yoktu. Çünkü Avrupa ülkeleri ve ABD ile sorunlar devam ediyor ve bu ülkelerin olası bir kredi anlaşmasını veto etme hakları var.

Bu yüzden de McKinsey ile yapılan anlaşma bir tür IMF’ye doğrudan gitmeksizin IMF programının uygulanması için uygun zemini hazırlayacak bir özel sermaye kuruluşu işe başlama anlaşmasıdır. Bazı yorumcuların anlaşmayı “ülkeye kayyum ataması” (4) olarak yorumlamasının nedeni de budur.

..devam edecek: “Dış borçlar emperyalizmin sömürgeleştirme yoludur!”

……..

 

(1) Türkiye Brüt Dış Borç Stoku, https://www.hazine.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri (28 Eylül 2018).
(2) McKinsey Center for Government, Government Productivity, Discussion Paper, (April 2017).
(3) https://t24.com.tr/…/ugur-gurses-sordu-mckinseyin-ilk-isi-n… (30 Eylül 2018).
(4) https://www.gazeteduvar.com.tr/…/mckinsey-olayi-alacaklilar… (29 Eylül 2018).

 

 

 

İlginizi çekebilir