Linç kültürü – Hasan Kaya

Sıradan bir tarih bilgisi ile dahi mahalle, köy ve bazen hane basmaları yaşandığını ve bu baskınlarda basanların belli cezai uygulamalar içine girdiğini biliyoruz. Müslüman mahallesinde salyangoz satanların başına gelenin bir tür linç olması kaçınılmazdır. Cami duvarına işeyen “itin” başına gelen’ de bundan çok farklı değil…

Linç sözcük olarak bu topraklara ait değil. İngilizce lynching sözcüğünden dilimize linç olarak girmiş. TDK sözlüğünde verilen anlamı kısaca: Birden çok kişinin kendilerine göre suç olan bir davranışından dolayı herhangi bir kişiyi yargılamasız, yasa dışı, taşla, sopayla vb. araçlarla döverek öldürmesi.

Sözcüğün bu topraklara ait olmaması linç eyleminin bu topraklara yabancı olduğu anlamına gelmiyor. Başka biçimler altında çok eski ve yaygın bir uygulama olduğunu söyleyerek devam edeyim…

Bunu nasıl açıklamak gerekir?

Bizde linç olmadığı için böyle bir sözcüğe de gerek duyulmamıştır diyenler ve bununla övünmek isteyenler olabilir. Ancak bunun yeterli bir yanıt olacağı bir yana övünmeyi gerektirecek veri olmadığını hemen anımsatalım. Çünkü toplumların belli dönemlerdeki bazı uygulamaları kendi dönemi içinde sıradan ve olağan bir uygulama olarak görülmüş olmasından ayrı, farklı bir sözcük üretimini ve kavramlaştırmayı bazen gerekli kılmaz.

Sıradan bir tarih bilgisi ile dahi mahalle, köy ve bazen hane basmaları yaşandığını ve bu baskınlarda basanların belli cezai uygulamalar içine girdiğini biliyoruz.

Müslüman mahallesinde salyangoz satanların başına gelenin bir tür linç olması kaçınılmazdır. Cami duvarına işeyen “itin” başına gelen’ de bundan çok farklı değil…

Bu değimleşen tümcelerin işaret ettiği linçtir. Çünkü burada bir yargı süreci yoktur. Burada adil yargılamadan söz edilmez. Bu kendine ve inançlarına hakaret edildiğine inan bir grup insanın, kendini yasa koyucu ve uygulayıcı ilan etmesi ile yaşanmış olayları işaret eder.

Bunun adı da linçtir.

Ancak bu geçmişte çok doğal ve yaygın bir uygulama olduğu için adaletin yerini bulması, şeriatın kestiği parmak olarak görülmüş olmasıyla ayrı bir adlandırmaya gerek görülmemiştir… Mahalle, köy basan, yakan yıkan, taşlı sopalı saldırıların ve saldırganlığın ifade ettiği olgu bizim şimdilerde linç diye adlandırdığımız olgunun ta kendisidir…

Bu genişletilmiş anlamı ile linç özünde tarihsel bir olgudur. Ve tarihte yaşanmış birçok olayı bu bağlamda linç olarak adlandırmakta bir sakınca yoktur. Ancak bu yine de şimdi yaşanan linç olaylarından farklı görülmelidir.

Doğal hukukun uygulandığı dönemler ile modern çağdaş hukuk devletlerinin uygulamalarındaki temel farklılık linç olgusunu farklı değerlendirmeyi zorunlu kılar.

Geçmişte linç belki de kaçınılmaz bir hukuk aracı olarak görülmüş olabilir. Bu da çok doğaldır. Çünkü birbirinden farklı kesimlerin kendi doğal hukukuna tabi olmaları diğerleri üzerinde kendi hukukunu geçerli kıldığı ve uyguladığı her seferinde linç kaçınılmazdı…

Ancak günümüzde modern hukuk devleti yargılamayı ve zor kullanımını kendi tekelinde tutar. Yargı ve zorun uygulaması devletin tekelindedir. Yasalar karşısında eşit yurttaşların birbiri üzerinde zor kullanma hakkı yoktur ve yasa dışı olarak kabul görür…

Bu Almanların selbstjustiz dedikleri modern hukuk devletinin kabul edemeyeceği kişilerin, toplulukların kendi hukukunu dayatmasıdır.

Detaya girmeden ve tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmadan devam edelim. Osmanlıda kardeş kardeş yaşıyorduk yalanlarını bu günlerde çok sık duyuyoruz. Bu kesinlikle doğru değil. Yukarıda belirtik. İstense bir çırpıda birçok dini etnik çatışma bulmak ve bunların da linçlerle sonuçlandığını göstermek mümkün…

Herkesin bildiği olayları anlatalım biz: Yeniçerilerin kazan kaldırması da bir tür linçti… Siyaset meydanı, siyasetin konuşulduğu ve kararların alındığı bir meydan değildi. Kellelerin istendiği, tam tamına bir linç meydanıydı…

Cumhuriyet dönemi de sürdü bu gelenek. Herkes kendi adaletinin peşinde oldu. Romanları yazıldı linç kültürünün. Sinekli Bakkal bunlardan sadece biridir. Mahalle baskısı nasıl bir son bulur bilemeyen mi var. Bu baskıya direnen, baş kaldıranların sonu genelde linçtir. Ramazanlarda oruç tutmayanların yaşadığı nedir peki…

Menemen, Kubilay olayı da bir linçtir. Hangi açıdan bakarsanız bakın değişmiyor. İster cumhuriyetçi genç bir subayın katletmesi olarak ele alın isterseniz İslamcılara karşı bir hareketin başlatılmasının bahanesi olarak… Sonuç aynı. Linç…

Kahramanmaraş, Çorum, Sivas yeniden Sivas, Madımak olayları uzak örnekler değil. Hepsi de linç severlerin işi. Linç kültürümüzün eseri…

12 Eylül belki hepsinden daha açık ve daha katmerli bir linç girişimidir. Üstelik devletin eli ile, üstelik ülkenin güvenlik güçleri tarafından başlatılmış ve sürdürülmüş bir linçtir…

12 Eylül rejimi, Anayasası, yasaları kanunları ile hâlâ sürüyor. Yani o linç rejimi devam ediyor. Kimsenin itirazı yok… Değişmesi, değiştirilmesi için bir çaba yok…

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir