Kobe Bryant’ın gidişi ve anma töreni – Ara Gözbek

Kobe Bryant, NBA’in Will Smith’iydi. Çünkü ünlü oyuncu Will Smith de hayatımıza girdiğinde sadece bir çocuktu. Belki sevenleri de onunla bu yüzden güçlü bir bağ kurmuştu. Michael Jackson da aynı şekilde. O yüzden Kobe Bryant’ın kendisini tanımayan, hatta bazı basketbolla bile ilgilenmeyen kişilerin onunla nasıl bağ kurmuş olduğunu daha iyi anlayabiliyor, analiz edebiliyoruz.

Aslında bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok emin değildim. Trajik ölümünün hemen ardından “Basketbolun Picasso’su” diye bir yazı ile tarif etmiştim hem onu, hem yaşadığımız acıyı. Çok değil, bir kaç gün önce Kobe Bryant için bir anma töreni düzelendi. Cenaze töreni aile içinde sessizce yaşandığı için onu anmak adına muhakkak bir tören tertiplenecekti. Yani bir bakıma azıcık kabuk tutmuş yaramı biraz kaşıdılar ve ben de anlatılacak şeylerin olduğunu fark ettim.

24 Şubat’da düzenlenen anma töreni muhtemelen çok uzun yıllar hatırlanacak. Neden 24 Şubat? Çünkü ‘#24’, Kobe’nin forma numarasıydı. ‘#2’ ise kazada ölen küçük kızı Gianna’nın forma numarasıydı.

Bu anma töreni, Los Angeles Lakers’ın arenasında, Stapes Center’da düzenlendi. Gecede olmayan yoktu gibi. Eşi Vanessa Bryant, Michael Jordan ve Shaquille O’Neal konuşmalar gerçekleştirdi. Ama gelenlerin yüzlerine zumladıklarında gerçekten çok inanılmaz görüntüler ortaya çıkıyordu. Bu kadar büyük şöhreti aynı odada toplamak ne kadar mümkün olabilirdi? Yani ancak ‘ölüm’ün bunu başarmış olması bile hayatın ne kadar sert olduğunu anlatıyor bize. Arenanın dışı izdiham, binlerce kişi oraya gelmiş. Görüntü ne kadar görkemli olsa da yine gerçek değilmiş hissine kapılıyorsun.

2000 yapımı Russell Crowe’un başrolünde oynadığı Gladyatör filminde, filmin hemen başında gerçekleşecek bir muharebe öncesinde General Maximus orduya bir konuşma yapacaktır. Şöyle bir söz söyler ki bu uzun yıllar fenomen bir söylem olmuştur, “What we do in life, echoes in eternity”. Yani “Hayatta yaptıklarımız, sonsuzlukta yankılanır”. Kobe Bryant’ın hayatını da ölümünü de aslında bu kısacık cümleyle tanımlayabiliriz herhalde.

Tüm yapılan konuşmaları paylaşmak uzun olabilir ama satır aralarından aldıklarımı buraya bırakmazsam olmazdı.

Eşi Vanessa Bryant ilk konuşmayı yapan oldu. Çıkıp konuşması bile büyük bir olay. Arkadaşlar; Vanessa Bryant, daha önce röportaj vermiştir elbette ama 20-30 bin kişinin karşısında mikrofonu eline alıp bir konuşma gerçekleştirmiş midir? O yüzden çok takdir edilesi bir durum bu. Eşinin ölümünün ardından ilk kez görmüş olduk kendisini. Vanessa Bryant, “Tanrı, onların bu dünyada birbirlerinden ayrı kalamayacaklarını biliyordu. Onları evimizden birlikte aldı. Bebeğim, Gigi’mize iyi bak… Biz hala en iyi takımız.” dedi.

Vanessa Bryant’ın platformdan inmesine yardımcı olan ise Michael Jordan’dı. Ardından Michael Jordan çıktı kürsüye ve bir konuşma gerçekleştirdi. NBA’in yaşayan efsanesi Michael Jordan da yaptığı konuşmada, “Kobe ölünce benim de içimde bir parçam öldü” dedi. Gözyaşlarını tutamayan 57 yaşındaki Michael Jordan’ı ben üç kez ağlarken gördüm. Biri 1996’da Babalar Günü’nde şampiyon olduğu gece, ikincisi Hall of Fame konuşmasında, üçüncüsü de Kobe’nin anma töreni oldu. Birincisini çok net yaşayamadık, çok net hissedememiştik. İkincisi zaten çok içten ağlama değildi. Ben ilk kez Jordan’ı bu kadar dağılmış gördüm. Kobe’nin ölümünün kendisine “daha iyi bir insan olması gerektiğini” öğrettiğini söyleyen Jordan, belki de ilk kez bu kadar mesafe koymadan ilişki kurdu dünyayla. Çünkü herkes bilir ki Michael Jordan, duygularını pek belli etmeyen, mesafeli ve kısmen uzaylı gibi görüntü verirdi her zaman.

Sonra 8 yıllık takım arkadaşı Shaquille O’Neal sahneye çıktı. Belki de basketbol dünyasında onu en iyi tanıyan kişiydi Shaq. O yüzden asıl onun ne söyleyecekleri merak konusuydu. Tabi Shaq çok komik bir insan olduğu için hem duygulandırıp herkesi ağlattı, hem de güldürdü.

“Yaratıcı rekabet ile tüm zamanların en iyi şarkılarını ortaya çıkaran John Lennon ve Paul McCartney’den farklı değildik. Kobe ve ben birbirimizi tüm zamanların en iyi basketbolunu oynamak için zorladık. Ve evet, bazen çocuklar gibi tartıştık, kavga ettik. Ama herkes bizi küs zannederken, kameralar kapandığında, birbirimize göz kırpar ve ‘Haydi gidip biraz can yakalım’ derdik.”

“Natalia, Bianca ve Capri’ye tüm hareketlerini öğreteceğim, söz veriyorum kendi serbest atış tekniklerimi öğretmeyeceğim” Bu arada bilmeyenler için, Shaq kariyeri boyunca çok kötü serbest atış kullandığı için eleştirilmiştir.

Peki Kobe Bryant için neden bu kadar insan bir araya gelmişti? Kobe Bryant, bir Michael Jackson kadar etki yaratmış mıydı dünyada? O kadar ünlü oyuncular, şarkıcılar, sporcular, siyasetçiler neden aynı odada bir araya gelmişlerdi?

Ben Amerika’da büyüdüm. Amerika’da en ilginç şey nedir aslında bilir misiniz? Türkiye’de insanlar genelde siyasetçilerin, çok önemli iş adamlarının, spor kulübü başkanlarının peşinden gider. Tarihimize bile baktığınızda bu böyledir. Bu tür figürlerden ilham alır bizim toplumumuz. Amerika’da ise sporcular ve sanatçılar, toplumu yönlendirme konusunda belki de Amerika Birleşik Devletleri başkanından daha etkilidir. Abraham Lincoln ve John Fitzgerald Kennedy’nin dışında hiçbir ABD başkanının ölümü Kobe Bryant kadar, Michael Jackson kadar veya Amy Winehouse kadar ortalığı sallamamıştır.

Daha önceki yazımda belirtmiştim, Michael Jordan, spor dünyası için Da Vinci’nin ‘Son Akşam Yemeği’ tablosunun ortasında oturan adamdır. O, spor ve popüler kültür için mükemmelliği temsil ediyor. Kobe Bryant ise basketbol adına mükemmelliğe en yakın şey olarak görülüyor.

Şöyle bir durum var, Michael Jordan, NBA’e adım attığında kocaman adamdı. Liseden basketbolcuların istilası gerçekleşmeden önce oyuncular NBA’e üniversitede büyüyüp geliyorlardı. Kobe Bryant ise draft edildiğinde henüz 17 yaşındaydı. Kobe Bryant, gerçekten ‘teknik olarak’ gözümüzün önünde büyüdü. Bizim dadılığımızda, bizim gözetimimizde… Kobe Bryant, NBA’in Will Smith’iydi. Çünkü ünlü oyuncu Will Smith de hayatımıza girdiğinde sadece bir çocuktu. Belki sevenleri de onunla bu yüzden güçlü bir bağ kurmuştu. Michael Jackson da aynı şekilde. O yüzden Kobe Bryant’ın kendisini tanımayan, hatta bazı basketbolla bile ilgilenmeyen kişilerin onunla nasıl bağ kurmuş olduğunu daha iyi anlayabiliyor, analiz edebiliyoruz.

Bazen aile ortamlarında, düğünlerde veya cenazelerde beni tanıyan ama benim tanımadığım insanlarla karşılaşırım. Derler ki “Ah Ara, sen bak şu kadardın (eliyle boy ölçüsü göstererek)”. Gözlerinde benimle bir bağ kurmuş olduklarını görebilirim hemencecik. Halbuki o insanı ben hatırlamıyorum bile, çok küçüktüm sonuçta. Bazen hayal meyal hatırladıklarım da oluyor, yanlış olmasın. Enteresan olan şu ki, benimle son 10 yıldır vakit geçiren insanlar belki de o kişiler kadar bağ kurmamışlardır. Çünkü tanıştığımızda yetişkindim. Hâlâ öyleyim, hatta orta yaşa doğru gidiyorum. Kısaca demek istediğim, küçüklüğüne tanıklık ettiğiniz kişilerle daha fazla bağ kuruyorsunuz bence. Ünlü profilindeki sporcular ve sanatçılarda da böyle.

Kobe Bryant, benim bile gözümün önünde büyüdü. Sonuçta Lakers formasıyla onu izlemeye başladığımda henüz 17 yaşındaydı. Karşılaşsaydım muhtemelen ona şunu söyleyecektim, “Biliyor musun Kobe, seni izlediğimde henüz 17 yaşındaydın.”

Güle güle Picasso! Yıllar geçecek ve ben yazı yazmaya devam edeceğim. Gün gelecek yine senden laf açılacak. Bundan hiç şüphen olmasın.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir