Kleptokrasinin Türkiye’ye zararları, Erdoğan’a yararları!.. Ahmet Nesin

Özgürlüğün olduğu bir ülkede kleptokrasi gelişemez çünkü halk en başından hesap sormaya başlar ve o ülkede mahkemeler bağımsızdır ve her kim olursa olsun, hırsızlık karşısında dava açılır.

Şimdi kleptokrasinin nasıl uygulandığını yazacağım satır satır, buradan Türkiye’nin neden açık faşizme gittiğini daha rahat anlarsınız. Bu uygulamalar neticesinde kleptokratın yada kleptokratların faydalanıp faydalanmadığına siz karar verin. Bir sıralama yapmayacağım, çünkü hepsi esasında birbirine bağlı olarak çalışıyor ve biri olmadan diğerinin fazla bir hükmü kalmıyor.

Kleptokrasilerde şeffaflık denilen bir olgu tamamıyla ortadan kalkıyor. Şeffaflık bir anlamda hükümetin yada devletin harcadığı parayı sorgulamak olduğundan, sorgulanamaz bir birim yaratılıyor yada var olan bu birimin miktarı tahminlerin çok ama çok ötesine çıkartılarak devletin gizli kasası gibi gözüken örtülü ödenekteki sorgulanamaz para çok ciddi bir rakama ulaşıyor.

Kleptokratik yönetimlerde yolsuzluk ve rüşvet tavan yapar ve bu sisteme alışık olmayan var olan yada gelmekte olan yabancı sermaye yatırımları ya geri çekilmeye başlarlar yada gelmekten vazgeçerler. İş kimileyin öyle bir noktaya gelir ki, iş kurarken harcayacağınız miktar kadar kurmadan önce rüşvet vermek durumunda kalabilirsiniz.

Kleptokrasilerin olmazsa olmazı basın özgürlüğünü susturmak ve olabildiğince kendisine bağlı basın oluşturmaktır. Böylece bilhassa ekonomi konularında hükümeti eleştiren köşe yazarları ve akademisyenlerin halka ulaşmaları neredeyse olanaksızlaşır ve sadece mevcut yöneticileri dinleyen bir halk oluşturulur.

Kleptokrasilerde güçler ayrılığı yoktur, güçler arasındaki denge kaldırılır ve fren mekanizması kaldırıldığından yöneticiler kamyonu freni boşalmış araç gibi kullanabilirler. Kısaca şöyle olur, demokrasilerde yasaları yasama organı – meclis belirler ama bildiğiniz gibi son anayasa değişikliğiyle Meclis’in böyle bir fonksiyonu kalmadı. Bu yasalar yürütme organı – idare tarafından uygulanacak denilse de tek kişilik yönetimlerde yasayı koyanla uygulayan tek kişi olunca iş değişir. Başbakan’ın olmadığı, Bakanlar Kurulu’nun yasayı yapan Cumhurbaşkanı’na bağlı olduğu yerde yürütme sadece kağıt üstünde vardır. Bu gibi durumlarda arada her zaman ihtilaf çıkabilir ve bu duruma da yargı – bağımsız mahkemeler bakar. Fazla söze gerek yok, bağımsız mahkemeler diye yazınca zaten ben bile 5 dakika ara verdim yazıya.

Kleptokrasi bir baskı rejimidir ve ancak otoriter hükümetler ve askerin desteğiyle yürür. Bunun için gerektiğinde askerî cuntada da diktatoryal düzen gerekmektedir.

Kleptokrasilerde halkın yararına olan tüm birikimler ve yer altı kaynakları özelleştirme adı altında değerinin altında bir fiyatla satılır. Doğal olarak da işsizlik artar. Burada ilginç bir nokta var ve bu Türkiye’de çok tartışıldı yada tartışılır gibi yapıldı. Örneğin 10 X değerinde bir mal 2 X değerine satıldı ve bu çok yazıldı. Olayın kleptokrasilerdeki açıklaması esasında şöyle olur, o mal esasında 4 X’e satılmıştır ama aradaki bilinmeyen ve söylenmeyen 2 X ikinci bir örtülü ödenek gibi biyerlerde, belki de yurt dışında esas sahibinin hesabında bekliyordur.

İşler geliştikçe kleptokratlar daha çok korkmaya başlar, korku arttıkça koruma artar ama aynı zamanda saldırı da artar. Ve en ilginci olanlardan kendisi dışında herkesi sorumlu tutar ve bunu yaparken son noktaya gelirken artık çarşafa dolanmaya başlar.

Jared Diamond, TÜBİTAK Yayınları’nda çıkan “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitabında  “İster bir şeflik olsun, ister bir devlet, herhangi bir sınıflı toplum için insan şunu sormalıdır: Halk kendi çileli emeğinin ürünlerinin kleptokratlara aktarılmasına niçin göz yumuyor? (…) Halktan çok daha rahat bir hayat sürdürürken halkın desteğini kazanmak için bir seçkinin ne yapması gerekir? Kleptokratların tarih boyunca başvurdukları birkaç çözüm yolu vardır. Bunlardan biri; halkı silahsızlandırıp, seçkinleri silahlandırmaktır. Ama kleptokratların halkın desteğini kazanmalarının son çaresi kleptokrasiyi haklı çıkaracak bir ideoloji ya da din inşa etmeleridir. Kurumsallaşmış din, zenginliğin kleptokratlara aktarılmasını haklı gösterirken insanların başka insanlar adına hayatlarını feda etmeleri için kendi genetik öz çıkarları dışında gerekli güdüyü sağlar.” diye yazmış.

Bu konuda şimdilik fazla yazmaya gerek yok sanıyorum, bu yönetim biçimi Türkiye’ye benziyor mu, benzemiyor mu, kime zararı var, kime faydası var, ben sadece bunu merak ediyorum.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir