‘Kızıl Deniz’in kardeşi’ Saros’u yok ediyoruz!

Trakya bölgesi için tasarlanan çok sayıda proje hem çevre kirliliği yaratıyor hem de halk sağlığını tehdit ediyor. Ekoloji gönüllüleri bölgede kanser riskine dikkat çekiyor. TEMA Vakfı Lüleburgaz Gönüllü Sorumlusu Hakan Dedeoğlu, Trakya Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Utku Güner, Trakya Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Osman İnci ve Türkiye Barolar Birliği Çevre Kent Komisyonu üyesi avukat Bülent Kaçar bölgedeki durumla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Trakya, başta Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Sazlıdere köyüne, BOTAŞ tarafından yapılması planlanan ‘Saros FSRU Gemi İskelesi’ liman projesi, termik santral kurma çalışmaları, taş ve kalker ocakları, Ergene nehrinin denizle şarjı projesi, yerleşim yerlerine yakın ve ormana kurulan Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) projeleri ve çeşitli patlayıcı madde depoları, sanayi tesisi kuruluş faaliyetleri gibi çok sayıda riskle karşı karşıya.

Trakya’nın sağlığı, turizmi, tarımı ve kültürü tehdit altında mı? Hukukçular, ekoloji uzmanları, doktorlar bu konuda ne diyor? Saros’ta yapımına başlanan sıvı doğalgaz (LNG) tesisi kaç atom bombası gücünde? Acele kamulaştırma kararı veren cumhurbaşkanı suç mu işledi? Bunun dünyada bir örneği var mı? Trakya bölgesinde ekolojik risklerin fikri takibini yapan çevre gönüllüleriyle bölgenin sorunlarını ve geleceğini konuştuk.

Uzunköprü Çevre Gönülleri Derneği, Uzunköprü Kent Konseyi, Marmara Çevre Platformu, Ergene Platformu ve Trakya Platformu’nun katılımcılarından biri olan avukat Bülent Kaçar aynı zamanda Edirne Barosu Çevre ve Kent Komisyonu ve Türkiye Barolar Birliği Çevre Kent Komisyonu üyesi.

Bülent Kaçar ile Trakya’yı tehdit eden problemlerin hukuki boyutunu ve ne yapılması gerektiğini konuştuk:

Trakya’nın sağlığı, turizmi ve kültürü tehdit altında mı?

Trakya yaklaşık 40 yıldır Ergene Nehri’nin sanayi faaliyetleriyle kirletilmesine göz yumulması sonucu ciddi kanserojen tehditler ve büyük sağlık problemleri ile karşı karşıya. En büyük yaşamsal tehdit Ergene’deki kirlilik bilinse de son 10 yıldan beri Trakya’yı otuz başlıkta sıralayabileceğimiz; başta Termik santral kurma çalışmaları, taş ve kalker ocakları, Ergene nehrinin denizle şarjı projesi, yerleşim yerlerine yakın ve ormana kurulan RES Projeleri ve çeşitli patlayıcı madde depoları, sanayi tesisi kuruluş faaliyetleri gibi çok sayıda risk tehdit ediyor. Özellikle bölgedeki 10’a yakın kömür yakıtlı termik santral ve Şarköy doğalgaz çevrim santrali projesi bu tehditleri kümülatif olarak artırmıştır. Ancak bölge için son zamanlardaki en büyük tehdit Saros Körfezi’ne yapılmak istenen FSRU iskelesidir. Limanla birlikte aktarılacak doğalgaz için bir boru hattı ormanlarımız, tarım alanlarımız üzerinden geçecektir. Bu bölge halkı için ciddi endişe kaynağıdır.

Aktif fay hattının olduğu bir bölgeye böyle bir tesis kurmak hukukun şartlarına ne kadar uygun?

Dediğiniz gibi Saros Körfezi birinci derecede deprem bölgesi ve bu bölgede gelecekte büyük bir deprem bekleniyor. Dolayısıyla patlayıcı ve parlayıcı maddelerle dolu bir tesisi, doğalgaz boru hattını ve doğalgaz gemi limanını bu bölgeye yapmak bilime ve akla aykırı olduğu gibi anayasanın 17, 46, 56 ve 169’uncu maddelerine de aykırıdır. Bu maddeler tarım, orman, sağlık ve çevre gibi kuralları düzenlemektedir. Yani tarım alanlarını, ormanları yok edecek, Saros’un ekolojik çeşitliliğini, biyo çeşitliliği bitirecek bir proje ne hukukla ne ahlak kurallarıyla icra edilemez.

Danıştay 6. İdare Mahkemesi de buradaki doğal çeşitliliğin korunmasına hükmetmişti. Peki hukukun üstünlüğü ilkesi neden yerine getirilmiyor?

Danıştay İdare Mahkemesi bu siyasi iktidarın yaptığı Trakya planlarına karşı açtığımız davalarda verdiği kararlarda Saros’u hukuksal olarak incelemiş; bilir kişi heyetlerinden ve bilim insanlarından raporlar almış ve şu sonuca ulaşmıştır, “Planlarda böyle şeylere yer vermezsiniz, FSRU doğalgaz liman inşaatı gibi sanayi faaliyetlerini Trakya’ya sokamazsınız. Bunlar hukuken olmaz. Saros Körfezi’nin ekolojik ve biyolojik çeşitliliği mutlaka korunması gerekir.”
Bu kesinleşmiş bir Danıştay kararıdır. Bu karar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na da tebliğ edilmiştir. Hukukun üstünlüğüne saygılı ve hukukun güvenilirliği ilkesini sağlaması gereken siyasi iktidarlar bu yargı kararına uyup, bu tür projeleri Saros halkının başına dert etmemesi gerekir. Hukukun üstünlüğüne inanmak bunu gerektirir. Zaten bu iktidarın geçmişte hazırlamış olduğu bölge planlarında da bu tür faaliyetlere yer yok. İktidar kendi vizyon planında Trakya’yı tarımsal faaliyetlerin merkezi ilan etmişti. Dolayısıyla ülkenin en verimli tarım topraklarına sahip bölge de toprak koruma kanunu yürürlükteyken gelip, Edirne Toprak Koruma Kurumu’ndan bir karar dahi almadan liman yapamazsınız.

Bunlara rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan acele kamulaştırma yaparak projenin önünü nasıl açtı?

Acele kamulaştırma kararı ancak olağanüstü hal, savaş ve afet gibi durumlarda işletilen bir kanundur. Ancak milli müdafaa gerektiren durumlarda bu karar alınabilir. Her zaman her proje için acele kamulaştırma yapılamaz. Danıştay 6. Dairesi daha geçen yıl Çerkezköy Termik Santrali için acele kamulaştırma kararının iptaline karar verdi. Yani Saros Körfezi’ni acele kamulaştırarak doğalgaz liman inşaatının başlamasına neden olmak hukuka aykırıdır. Ekim 2018 itibariyle milli müdafaa durumunu gerektiren bir savaş ya da afet olmadığına göre acele kamulaştırma kararının hukuken uygulanmasına olanak yok. Şunu da belirtmeliyim; şu an kendi bölge planına, kendi il planına, kendi kültür ve turizm gelişim planına, kendi çıkarmış olduğu özel çevre koruma konuna, anayasaya aykırı hareket eden, kendiyle çelişen bir iktidar var. Ama biz inanıyoruz ki; bu acele kamulaştırma kararını da Danıştay iptal edecektir.

Burası uluslararası sözleşmelerle de koruma altında olan bir alan. Peki bu projelerin uluslararası hukukta bir caydırıcılığı var mı?

Yakın zamanda Keşan Kent Konseyi olarak Sazlıdere Köyü’nde yaşanan bu projeye karşı müvekkillerimiz adına Barcelona Sözleşmesi’ne başvuracağız. Çünkü Barcelona Sözleşmesi Akdeniz’in kirlilik tehditlerine karşı korunması gerektiğini açık hükme almış. Türkiye Devleti de bu sözleşmeyi imzalayarak taraf olmuştur. Dolasıyla siz Saros Körfezi’ne gemi faaliyeti sokamazsınız, orada sanayi faaliyeti yapamazsınız. Biz komitenin bu konuda sözleşme hükümlerini yerine getirilmesi için uyarılarda bulunacağına inanıyoruz.

Bülent Kaçar

Meksika’daki FSRU limanı ve LNG tesisindeki patlamayı biliyorum. Burada yaklaşık 200 bin kişi bölgeden ayrılmak zorunda kaldı, binlerce yaralı ve yüzlerce ölüm meydana geldi. Bir LNG doğalgaz gemisinin patlaması halinde 55 tane Hiroşima bombası patlamış gibi oluyor. Bunu ben söylemiyorum; Denizcilik Federasyonu söylüyor. Oysa Saros sığ bir körfez, kapalı bir körfez ve çok özel ekolojik değerlere sahip bir körfez. Kaptan Cousteau buraları “Kızıl Deniz’in kardeşi” olarak nitelemiş. Yani balık çeşitliliği, biyo çeşitlilik açısından müthiş bir eko sistem var. Siz buraya 12 ay boyunca sürekli dev kargo gemilerini sokarsanız bu ekolojik çeşitlilik yok olur. Bugüne kadar Saros’ta gemi faaliyeti, liman faaliyeti hiç yapılmamış, ekolojik çeşitlilik bu şekilde korunmuştur. Bu nedenle Devletin, bir kamu kuruluşu olan BOTAŞ’ın ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın özenle korunması ve çevre korumacılığını geliştirmesi gereken bir yer burası.

‘Halka rağmen halka karşı bir karar’

Hakan Dedeoğlu

TEMA Vakfı Lüleburgaz Gönüllü Sorumlusu Hakan Dedeoğlu ise, “Devletin başı cumhurbaşkanı halkın en üst seviyedeki temsilcisi olmasına dikkat çekerek “Ancak bu temsiliyet halkın reddettiği bir meselede halka rağmen, halka karşı acele kamulaştırma kararı çıkararak bu süreci başlatmıştır. Bir vatandaş olarak bu üzüntü verici bir durum” diyerek sorularımızı cevapladı.

Trakya’nın geleceğinden endişeli misiniz?

Trakya’da 2 bin yedi yüz fabrika var ve bunun yarattığı müthiş bir kirlilik var. Kanserin geldiği nokta korkunç. Trakya’nın yüzde 90’ı kanser riski altında. Bu rakamlar resmi manada kanıtlanmıştır. Trakya Üniversitesi, Çapa Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa ve özel hastanelerin bu konularda çalışmaları var. Dolayısıyla bölgeyi amacı dışında kullanarak talan eden projeler bizi tabi ki endişelendiriyor.

ASKERİ TEHDİTLER SÖZ KONUSU

Öte yandan Saros Körfezi’ne yapılmak istenen FSRU iskelesi ve doğalgaz boru hattı için askeri tehditlerde söz konusu. Yunanistan’la ilişkilerimiz olsun ya da hemen Saros’un altındaki atış alanları olsun, depremle ilgili hassasiyet olsun bunların hepsi bizler için endişe kaynağı.

 

Prof. Dr. Osman İnci

‘Deney hayvanlarında kanser oluştu’

Trakya Üniversitesi rektörlüğü döneminde Türkiye’nin ilk bölgesel kalkınma planına imza atan Prof. Dr. Osman İnci de halkın endişeleriyle ilgili sorularımıza şu cevapları verdi:

Kimyasal kirlilik vücuda sağlığa zararlı metallerin geçmesine mi neden oluyor? Bu durumda ileride ne gibi rahatsızlıklara neden olabilir?
Ağır metallerin ve bazı kimyasalların vücutta ki miktarlarına bağlı olarak bazı organlarda (beyin, karaciğer, böbrekler, dalak vb.) hastalıklara ve nihayet kansere neden olduğu bilinmektedir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu 970 kimyasal ve ağır metal üzerinde araştırma yapmış, bunlardan 113 kadarı kesin kanserojen 351 tanesi büyük olasılıkla kanserojen olduğu, deney hayvanlarında kanser oluşturduğu gözlenmiştir.

Bu durumda Ergene havzasından çıkan ürünleri yemek zararlı mı?
Böyle söylenemez. Bazı bilimsel gerçekler var. Ergene nehri suyu ile sulanan gıdalarda bazı ağır metallerin normal sınırların çok üstünde olduğu birçok bilimsel çalışma ile gösterilmiş ve bunlar ulusal ve uluslararası kongrelerde, bilimsel toplantılarda sunulmuştur. Ayrıca yapılan toprak analiz çalışmalarında bazı bölgelerde toprak kirliliğinin de varlığı gösterilmiştir. Ancak yer altı suları ve Meriç nehrinden alınan su ile yapılan sulama ile yetiştirilen ürünler için böyle bir iddia ileri sürülemez.

‘Ergene nehri kirliyse Ergene çanağı temiz değildir’

Kirlilik ve ekoloji alanında çalışmalarıyla bilinen Trakya Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Utku Güner de vatandaşın endişelerinde haklılık payı olduğunu belirtiyor:

Ergene’nin suyu tarımda kullanılıyor mu?

Doğrudan kullanıldığını sanmıyorum. Ancak bölgedeki tüm sular Ergene havzasını odağa alacak şekilde toplanıyor. Ergene’yi bir çanak gibi düşünmek lazım. Ergene nehri kirliyse çanak temiz diyemeyiz. Bu çanağın en ortasındaki Ergene nehri bütün su sistemleri ile bağlantılı haldedir. Daha kötüsü; bölgede özellikle yazları Ergene nehri tamamen atık sularla akmaktadır. Bu atık sular aktığı zaman tarım sulama yapmak için Ergene’ye bağlı su kollarını kullanmakta. Burada ters akım meydana gelebilir ya da Ergene nehrinin altından sızan kimyasal sular yer altı su kaynaklarını kirletebilir. Ergene kirli diğer yerler temiz diye düşünmek çok yanlış bir yaklaşım olur. Özellikle kışın Ergene’nin taştığı zaman suyun ulaştığı yerler büyük risk altında. Doğrudan Ergene’nin suyuna maruz kalan yerlerde ise bir daha yabani ot bile çıkmıyor.

ÇORLU’DAKİ SORUNLARI YAŞAMAMAK İÇİN ENGEL YOK

Yani Trakya’da biyoçeşitlilik ve tarım alanları yok mu oluyor?

Bölgedeki ekolojik çeşitlilik ciddi ölçülerde azalıyor diyebilirim. Trakya’nın hangi orman alanına ya da doğal alanına giderseniz gidin turizm baskısı, endüstriyel tarım baskısı ya da sanayi tesisi kurulması söz konusu. Başka değişle sorun noktasal değildir. Bütün bölge ortak sorunlara sahiptir. Bölgemizin Çorlu’daki sorunları yaşamamasının garantisi hiç yok. On yıl içinde büyük ihtimalle bunları yaşayacağız. Ancak baştan uyarmak gerekiyor; Trakya çok ciddi bir ekolojik denge içinde; çoğu kişinin bilmediği bir şey; Trakya’nın alt kısmında çok büyük bir su kaynağı var. Bunların DSİ tarafından 10 yıl içinde kullanılması düşünülüyor. Bu da demek oluyor ki; sanayi artarsa, endüstriyel tarım atarsa, yer altı su kaynaklarına baş vuracağız ve onları tüketmeye başlayacağız. Sonra neyi tüketeceğiz bilmiyorum.

Prof. Dr. Utku Güner

Ya Saros’taki riskler? Deniz yaşamı tehdit altında mı?

Saros bölgesini Bakanlar Kurulu 22.10.1990 tarihinde özel çevre koruma bölgesi ilan etmiş. Tartışmasız bu alan korunması gereken, dikkat edilmesi gereken bir alan. Bununla ilgili gerekli olan düzenlemeleri yapmışlar. Bakanlar kurulu kararında söyle deniyor; “Saroz Körfezi ve kıyıları jeomorfoloji, peyzaj, ekolojik, floristik, biyogenetik ve turistlik özellikleri bozulmadan korunmalı” bu harika bir ifade.Ancak, şimdi devlet kurumlarından biri buranın korunması lazım derken, diğer hayır efendim ben buradan 100 metrelik 200 metrelik dev tanker gemiler getireceğim, burayı dünyanın en işlek limanı haline getireceğim diyor. Kuşkusuz Türkiye’nin hepsine ihtiyacı var ancak sürdürülebilir bir yaşam alanına daha çok ihtiyacı var. Çünkü Saros körfezi yok olduktan sonra istesek de burada yaşayan balık türlerini, turizmi, tarımı geri getiremeyiz.

Bu nedenle ticari ve faaliyet açısından olan avantaja rağmen Saros Körfezine hiçbir şey kurulmaması gerek. Bu tesisi daha güvenli daha az zarar verecek bir yere inşa etmek gerek.

Kaynak : Duvar

İlginizi çekebilir