İnsanlığın sevinçli türküsü, rap ve susamamak – Özlem Ergun

‘Görmedim/duymadım/bilmiyorum’ değilse de ‘Görsem de, duysam da, bilsem de elimden bir şey gelmiyor/gelemiyor’ günlerinden geçerken bir şarkının böylesine büyük teveccüh ve coşkuyla karşılanması geniş kitlelerin bu zamana kadar fazlaca susulmuş/susturulmuş dertlerini tercüme etmesi ile ilgili olsa gerek. Yıllar önce atılmış bir tweetin bile gayet cezalandırma konusu olabildiği bir Türkiye’de ‘Hiçbir şekilde korkum yok, gelecekse de gelirler” deme cüretini gösterebilen bu rapçileri en çok bu yüzden sevdik galiba.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu altı yıl önce attığı tweetler bahane edilerek ‘terör örgütü propagandası yapmaktan’, ‘cumhurbaşkanına hakaret’e oradan  ‘halkı kin ve nefrete tahrik etmeye’ uzanan geniş ‘suç’ skalasıyla yargılanıp toplamda 9 yıl 8 ay hapis cezası aldığı günlerde sağır sultanın bile kulaklarını kapatamadığı bir müzik çalışması gündemin başköşesindeki yerini aldı.

Rapçi Şanışer öncülüğünde 17 rapçinin ortak çalışması ‘Susamam’ Youtube’da yayınlananı henüz 4 günü bulmadı ki 15 milyon gibi rekor bir izleyici kitlesine şimdiden ulaşmış durumda.

Tek adam rejiminin ‘Sen misin İstanbul seçimlerini kazanan/kazandıran’ anlamına gelen intikamcı siyasetinin son örneği olarak Kaftancıoğlu yargılaması ile aynı günlere denk düşen ‘Susamam’ herhangi bir müzikal çalışma olmanın ötesine geçerek tüm olan bitene güçlü bir itiraz ve yüksek sesli bir haykırış olarak milyonlara ulaştı. Saldırıların merkezinde Kaftancıoğlu nezdinde geleneksel parti çizgisi dışındaki CHP’lilerin HDP ile kurduğu/kuracağı birliktelik imkanı vardı. Hedef alınan 31 Mart ve 23 Haziran seçim sonuçlarını mümkün kılan muhalefet köprüsüydü aslında.

‘Çünkü biz mevsimi başladı, o kaybetti, biz kazandık’

Kaftancıoğlu, “Değil 17 yıl 27 yıl bile ceza verseler yine hakikati söylerim. Sizler de hakikati arayın, ona yaklaştığınızda özgürleştiğinizi hissedeceksiniz. Bu hakikat hepimizi özgürleştirecek” dedikten sonra açıklamalarına devam etti:  “Biz mevsimi başladı, o kaybetti. Biz kazandık, 80 milyon kazandı.”

‘Unutma kafan atınca nasıl dimdik durduğunu’

Susamam ise, “…Şimdi başına bi’ şey gelse şeh’rin hukuk mu?/ Bi’ gece haksızca alsalar içeri seni/ Bunu haber yapacak gazeteci bile bulamazsın/ Hepsi tutuklu”

 “…Ben mezun oldum/ Ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim/ Sokak başı üniversite ama köy okulları çok terste/ Başa gelenin ideolojisi neyse o anlatılır her derste”

“…Hepimiz pes ettik vaktiyle/  Şimdi sık yumruğunu/ Sustur şu suskunluğunu/ Unutma kafan atınca nasıl da dimdik durduğunu” diyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2018 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel ödül törenindeki konuşmasında, “Kültür sanat meselesini ülkemiz ve milletimiz bakımından en az terörle mücadele, en az dış politika, en az temel hizmet alanları kadar önemli bir beka meselesi olarak görüyorum” derken bu alanın gücüyle birlikte içerdiği ‘tehlikeye’ de işaret ederek ‘beka’ gibi ağır bir devlet politikasının konusu yapıyordu. Zira haklıydı da…

‘Sanatın birinci işi başkaldırıdır’

Yaşar Kemal daha bir sürü anlamıyla birlikte değiştirici/dönüştürücü gücüne dikkat çektiği sanatın ne işe yaradığını şöyle özetler: “Sanat insanların dünyaya bağlılığının, sevincinin büyük türküsüdür. Gerçek sanat, yalanın, tüketici oburluğunun, zulmün, şiddetin, bitip tükenmeyen anlamsız savaşların, bütün kötülüklerin karşısındadır. O, her çağdaki çarpıklıklara karşı savaşım vermiştir. Çünkü ne olursa olsun, her biçim sanatın birinci işi başkaldırıdır.”

Çevre meselesinden kadın haklarına, yoksulluktan intihara, adalet ve hukuk konusundan eğitime kadar toplumsal alanın pek çok meselesini dert edinmiş haliyle bir çeşit manifesto niteliği de kazanmış şarkının girişinde “Biz müziğin bir şeyler değiştirebileceğine inanıyoruz” söyleyişiyle çalışmanın niyet beyanı da tartışmaya yer vermeyecek açıklıkla yapılıyordu zaten.

‘Hiçbir şekilde korkum yok, gelecekse de gelirler’

Yıllar önce atılmış bir tweetin bile gayet cezalandırma konusu olabildiği, ‘kaşının üstünde gözün var’ demeye denk düşecek düşük yoğunluklu söylenmelerin bile ‘cumhurbaşkanına hakaret’ oluverdiği bir Türkiye’de “Hiçbir şekilde korkum yok, gelecekse de gelirler” deme cüretini gösterebilen bu rapçiler, “Bireylerden daha da yükseğe, başka farkındalıklara ulaşmamız gerekiyordu artık. Bunu başardığımızı düşünüyorum. Bu ilk adımdı. Bundan sonra çok daha değişime yol açacak müzik. Buna canlı şahit oluyoruz. Baştan söylediğimiz gibi ‘#Susamam’. Korkacak kadar vicdansız değiliz” diyebilecekti.

Susulamaz yerlere gelmek

‘Görmedim, duymadım, bilmiyorum’ değilse de ‘Görsem de, duysam da, bilsem de elimden bir şey gelmiyor/gelemiyor’ günlerinden geçerken bir şarkının böylesine büyük bir teveccüh ve coşkuyla karşılanması geniş kitlelerin anlatılamamış dertlerini tercüme ediyor olması ile ilgi olsa gerek en çok. ‘Susamam’ susacak yerlerin çoktan geçilerek, konuşmanın tercihten öte kendisini dayatan bir mecburiyet olarak belirdiği ve tam da bu yüzden barındırdığı kendiliğenliğe erişmiş zamanlara denk düşüyordu belki de.

 “…Sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini/ Medya, basın, hukuk, asker hepsi sizin için çalışırken/…Planınız iyi/ …Ama silahımız dil!” diyerek iktidara kafa tutan rapçilerlerin bu yekten ve doğrudan dilleri bin bir çeşit ifade biçimi olan sanat alanının ilk işi başkaldırı olan esasının hakkını da layıkıyla veriyordu.

Politik bir ifade biçimi olarak rap

Bu vesileyle hatırlamak gerekirse; çıkışı itibarıyla da pür bir başkaldırı üzerinde yükselen hip-hop kültürünün sözlü anlatımı rap müzik, hesaba katılmamış bir halkın politik ifade biçimi olarak 1970’lerin New York gettolarında hayat buluyor. Egemen kültüre karşı bir alt kültür ürünü olarak rap müzik, kenar mahallelerdeki yoksul siyahi gençlerin beyazların hakimiyetindeki düzene ve o düzen içindeki yerlerine daha doğrusu yersizliklerine karşı geliştirdikleri itiraz, isyan ve öfkenin ifadesi ile karakterize haliyle önemli muhalefet zeminlerinden birini oluşturur.

Ta ki 2000’lerin başında dünya ve rap müzik küreselleşene kadar. O zamana kadar egemen kültür ve onun taşıyıcılarının pek de ilgisini çekmemiş olan rap, yeni durumda müzik endüstrisi için ehlileştirilecek bir şey olarak ele alınıp tüm muhalif anlamlarından arındırılarak meta olarak yeniden dolaşıma sokulur. Egemen kültür, müzik endüstrisi yoluyla kendisine yönelmiş tehtidin iyi ve etkin örneklerini satın alıp içinde eritmeye çalışırken, eritemediklerini de hapis yoluyla ‘terbiye’ girişimlerine yaslanır.

Türkiye’den Almanya’ya giden göçmen işçilerin üçüncü kuşağında, göçmen karşıtı şiddete tepkinin ifade aracı olarak ortaya çıkan Türkçe rapin Türkiye’deki varlığı da yine dünyada küreselleşme rüzgarlarının estiği 2000’li yıllara rastlar.

Ağır eleştiriden, ehlileştirilmeye/piyasalaştırılmaya

İngilizce sözlük karşılığı itibarıyla ‘ağır eleştiri’ anlamına gelen rap, dünyada olduğu gibi Türkiye’de piyasalaştırılır, apolitikleştirilir, isyankar ruhundan ve muhalif içeriğinden soyutlanırken ‘Susamam’a bir de bu gözle bakmak gerek belki.

Yoksa, sözünü ettiğimiz piyaştırılmanın sonucu ana akımlaşmış dolayısıyla çok daha geniş kitlelere ulaşma imkanı bulsa da varoluşuna tamamen ters bir yönelimle içinden çıktığı yoksul dünyanın derdini haykırmak yerine tam karşıtı bir hayata öykünen, sınıf atlama peşinde olan ve bunun olmayacak hayalini satan şöyle de bir rap var:

“…Kime ne kime ne kime ne/ … Sallanıyo zincir ta skime/… Cepler şişman dolu hep/ Bakar şaşkın gözler dolu hep/ Bizi tanıman gerek yanılma sakın sakın ha/ Sıkı tut ağzını aman bi şey kaçırma/ Herkes aynı yolda, benim yolum orda/… Altımda üç yüzlük araç/ Geliyom len mahalleden/…Kime ne kime ne kime ne/ … Sallanıyo zincir ta skime”

-Buradaki zincir ziynet eşyası olarak kullanılan takı olup, klipten izlediğimiz üzere olaylar lüks bir arabanın içinde/üstünde geçerken, esas oğlana fon olsun diye kadraja kondurulmuş bir de kadın figür görüyoruz.-

Gazapizm ve Rapsan Belagat  

Neyse ki, Türkiye’deki temsilleri bununla sınırlı olmayan ve Susamam’a gelene kadar rapin felsefesine uygun işlerin peşinde olan başka topluluklar da var. Türünün en iyi örneklerinden kabul edilen Gazapizm ve Rapsan Belagat gibi…

“Güneydoğusuna savaş ekilen bir memleketin/ Batısının göç alması çok mu abes hocam/ Guantanamoya ağlayıp da Diyarbakır’a susan/ Bir gün konuşacaksa uyananlar boğazından tutar/ Ana dilde eğitim yasak, ne şarkısı/ Ama Malatya’dan çıkma yola yollar yanar” diyen Gazapizm ile “Katilimi tanıyorum/ Hayat kısa katil uzun/ Alevi dinsiz/ Kürt hain, solcu pis/ Ermeni’yi sevmez/ Sokağa çıkan solcudan da haz etmez/ Her gün yalan söylemekten vazgeçmedin/ Masumları öldüren katilleri sen besledin/…Yaşamak direnmektir, her nefeste kavga var/ Boyun eğme karanlığa yoksa sonumuz aşikar”diyen Rapsan Belagat’ın diyeceğini sakınmaz, lafı dolandırmadan, eğmeden bükmeden dosdoğru söyleyişlerini de bu vesileyle anmış olalım.

Ortak duygu ve düşünce iklimleri

Türkiye’de üçüncü kuşak kabul edilen Şanışer ile birlikte ‘Susamam’ gibi kollektif bir çalışmaya imza atan 17 rapçi toplumsal ve siyasal tabloya denk düşen çok kıymetli bu itirazlarıyla olduğu kadar temsil ettikleri kültüre denk ve yakışır varoluşlarıyla da anlamlılar.  Ve elbet şimdiden milyonlara ulaşmış dinleyenlerinde yarattıkları ortak duygu ve düşünce iklimleri de keza aynı şekilde…

Ne demişti Kaftancıoğlu “Biz mevsimi başladı, o kaybetti.”

Kaynak::

İlginizi çekebilir