İnciraltı katliamı: Haziran’ı kana buladılar o gün…

Şenlik türkülerine silah sesleri
karıştı o gün. Türkiye’nin en
büyük kentlerinden birinde bir
öğrenci yurdunda halay çeken
öğrencileri kurşuna dizdiler.
Yine de susmadı şarkılar onca
yıldır, halaylar bitmedi hiç

“Türküler sussun, halaylar dursun, herkes ayağa kalksın” diye haykırmıştı çavuş Hasan Dimici. Çoğu yere yatmaya bile fırsat bulamadı gençlerin, arkadaki mandalina bahçelerine kaçabilenler ise çok azdı. Şimdilerde unutulmuş gibi görünse de, 5 gencin M-16’larla kurşuna dizildiği İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdu Katliamı, dönemin en kirli işlerinden biriydi.

Tariş’in intikamı

Aslında yurt filan değildi orası eskiden, hikayesi uzundur biraz. 1971’de İzmir’in ev sahipliği yaptığı Akdeniz Oyunları organizasyonu için yapılan bir misafirhanedir başlangıçta. Sonra, oyunlar bittiğinde bir süre boş kalır, nihayetinde de öğrenci yurdu olmasına karar verilir. İzmir’de öğrencilik yapan birçok insanın barındığı yurt, önünde deniz, arkasında mandalina bahçeleriyle dönemine göre iyi bir tesistir de. Sık sık şenliklerin, forumların yapıldığı yurt, kentin gözbebeğidir o dönem. Tek kusuru, sol eğilimin baskın olmasıdır ki, bu yüzden baştan beri faşistler için hep yok edilmesi gereken bir çıban başıdır. 12 Eylül’e yaklaşırken İzmir hareketlidir. Büyük Tariş Direnişi şiddetle bastırılsa da mahalleler, okullar kaynamakta, kentteki devrimci gelişme durdurulamamaktadır. Tam da bu sıralarda işte, İnciraltı Katliamı gündeme gelir.

Şenliğe saldırı

O günlerde üniversite sınavları bütün illerde değil, İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere sadece beş-altı metropolde yapılmaktadır. Bu durum doğal olarak on binlerce öğrencinin taşradan metropollere akması ve oralarda en azından bir gün konaklaması anlamına gelmektedir. Bundan tam 39 yıl önce, 12 Haziran 1980’de İnciraltı Yurdu’nda olan da buydu. 12 Haziran günü, yaklaşık bin misafir öğrenci İnciraltı’na gelmiş ve yurdun kalıcı öğrencileri tarafından karşılanmıştı. Karşılama, aynı zamanda sınav öncesi bir tür moral şenliğiydi. Profesyonel bir organizasyon değildi yapılan; öğrenciler şarkılar söyleyip halaylar çekiyor, eğleniyorlardı. Görünüşte bir sorun da yoktu. Kapıdaki güvenlikler ve polis çok karışma eğiliminde değil gibiydi. Ancak bir süre sonra hava değişti. O günlerde henüz darbe yapılmamıştı ama İzmir dahil başka birçok metropolde sıkıyönetim vardı ve sıkıyönetim yetkilileri de şarkılı türkülü eğlenen gençlere haddini bildirmeyi kafaya koymuştu. Nizamiyeden içeri giren askeri cemseler adeta idam mangası gibiydi.

Başlarında komutan olarak Ülkü Ocaklı olduğu bilinen Hasan Dimici vardı ama emirler daha üstten, daha sonraları CHP’den Çeşme Belediye Başkanı seçilecek olan dönemin sıkıyönetim yetkilisi albay Faik Tütüncüoğlu’ndan geliyordu. “Türküler sussun, halaylar dursun” deyip herkesi ayağa dikmek isteyen Dimici, öğrencilerin bir hazırlık yapmasına bile fırsat vermedi. Önce ‘nişan al’ komutu geldi, sonra yaylım ateşi başladı. Şaşkınlık ve panik içindeki öğrenciler kendilerini yerlere atıyor, ağaçların arkasına sığınmaya çalışıyor ama mermilerden kurtulamıyorlardı. “Kendimi yerde buldum” diyordu bir öğrenci, “Bu arada inanılmaz çığlıklar atılıyor, bir kargaşa, kaos söz konusu. ‘Kalkın’ diye bir ses geldi, insanlar ayağa kalkmaya yeltendi, tekrar taradılar kitleyi. Tekrar yere yattık ama bu arada bazı insanlar vurulmuştu, hatta benim yanımdakilerden biri ölmüştü.” Bir başka tanık ise “Yardım için kalkana ateş açılıyor, Hasan Dimici ağzına aldığı bir çöp parçası ile ölüleri tekmeleyerek geziyor, ayağa kalkın diyor, kalkanlara gene ateş ediyorlar” diye anlatmıştı olayları.

Hep aynı terane

Böylece, binden fazla öğrenci yaklaşık üç dakika boyunca kesintisiz tarandı. Sonuçta, gençlerden İsmail Baytak (Balıkesir), Mustafa Uslu (Turgutlu), Ali İhsan Tan (Diyarbakır), Hüseyin Akdağ (Nazilli) ve Mehmet Ali Arun (Burhaniye) orada yaşamını yitirdi. Onlarca genç ise yaralanmıştı. Ölenler, kantinin üstündeki etüt odasına kaldırıldı. Muhalif gazeteciler ve bazı vekiller o günlerde olayın üstüne gidince birkaç subay ve Dimici’nin de aralarında bulunduğu alt rütbeliler ve askerlere soruşturma açıldı. Sonuç, beklendiği gibi oldu. Birkaçına uydurma cezalar verildi ve dava kapatıldı. İçişleri Bakanı Meclis’te ilk ateşin öğrencilerden geldiğini iddia etti. Yurtta tek bir silah bile bulunmaması sorulduğunda ise yanıtı ilginçti: Kaçmışlar! Çok sonraları 78’liler olayı mahkemeye, sonra da AİHM’e kadar taşıdıysa da bir sonuç alınamadı. Kana bulanan bir öğrenci yurdundan geriye soluk fotoğraflar ve anılar kaldı. Yine de, 39 yıl sonra bile, katliamcıların asıl isteği yerine getirilmedi ama: Ne türküler sustu ne de halaylar!

Kaynak: Yeni Yaşam-Arif Mostarlı

İlginizi çekebilir