İklim Tamkan: Müzik, başkaldıran isyanın ortak duygu taşıyıcısıdır – Haden Öz

‘Notaların Öyküsü’ röportajlarımıza İklim Tamkan ile devam ediyoruz. Piyanist İklim Tamkan ile müzikal yolculuğunu konuştuk.

Küçük yaşta ailesinin yönlendirmesi ile müzik kariyerine başlayan, İzmir-Karşıyaka doğumlu piyanist İklim Tamkan, müzik hayatina 11 yaşında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başladı.

Egitimine İzmir, Viyana ve Graz’da devam eden sanatçı, piyano eğitimi süresince Piyano Ana Sanat Dalında Solistlik, Müzik Pedagojisi Enstitüsünde Piyano Pedagojisi ve Eski Müzik Ana Sanat Dalı’nda Klavsen- Solistlik eğitimi aldı.

Tamkan İtalya, Polonya, İsviçre, Slovenya, Almanya, Macaristan, Avusturya gibi birçok ülkede resitaller ve oda müziği konserleri verdi. İtalya’da yapılan Uluslararası Valtidone Genç Yetenekler Yarışması’nda piyano dalında üçüncülük ödülü, klavsen dalında Uluslararası Kiwanis Ödülü’nün yanı sıra Avusturya Devleti tarafından verilen Martha Debelli ödülü ve bursunu arka arkaya iki defa kazandı.

Yurt içi ve yurt dışında solo, duo ve oda müziği konserlerine devam eden İklim Tamkan için müzik nedir, hayatına ne katıyor, onsuz bir hayat düşünebiliyor mu, bu salgın sürecinde hayatı nasıl etkilendi? İşte tüm bu sorulara yanıt aradık.

İklim Tamkan

Dinlediğiniz veya söylediğiniz ilk şarkı neydi, ne hissetmiştiniz?

Dinlediğim ilk şarkıyı ya da dikkatimi çeken ilk şarkıyı maalesef hatırlamıyorum ama kısaca şöyle bir hikayem var: Babam sıkı bir rock dinleyicisiydi. Çocukluğumda evde düzenli olarak iyi müzikler dinlenirdi. Damak tadım biraz geliştiyse babamın sayesinde olduğunu düşünüyorum. Led Zeppelin, Pink Floyd, Wishbone Ash, The Beatles, Deep Purple, Bee Gees gibi müthiş grupların eserleri çocukluğumda kulağıma üflenmiş diyebilirim.

‘MEĞER MESLEĞİMİ 11 YAŞIMDA SEÇMİŞİM’

Ne zaman müzikle uğraşmaya karar verdiniz?

Bu da babamın yönlendirmesiyle oldu. Ben on yaşındayken eve aniden bir piyano geldi.
Ben konservatuvara bile girmeden yani. Zaten evde çeşitli gitarlar, klavyeler vs. vardı ama hepsi babama aitti. O hobi olarak sürekli çalıp söylerdi ve hayali benim okullu bir müzisyen, piyanist olmamdı. Ben ilkokuldan sonra konservatuvara başladığımda mesleğimi seçmiş olduğumdan habersizdim. Meğer 11 yaşında seçmişim. Serüvenim böyle başladı.

Müzik yapmıyor olsaydınız ne yapardınız?

Normal bir üniversitede okusaydım sonrasında elimden neler gelirdi, becerilerim neler olurdu açıkçası tam olarak kestiremiyorum. Konservatuvarda kısacık bir süre, çok az ve seviyesi oldukça düşük kültür dersleri aldık. Başka bir okulda okusaydım fizik, kimya, biyoloji vb. dersleri de almak zorunda kalacaktım. Keşke bizim de öyle bir şansımız olsaydı tabii. Bu sayede belki başka ilgi alanlarım olabileceğini fark ederdim. Şu an eldeki verilerle organizasyona, proje geliştirmeye ve iletişime merakım olduğunu söyleyebilirim. Bir STK için çalışmak isterdim herhalde.

Keşke çalabilseydim dediğiniz bir enstrüman var mı?

Yok, çalmak istediğim enstrümanların hepsini çalıyorum.

‘MÜZİKSİZ BİR HAYAT OLAMAZ’

Müziksiz bir hayatı tarif edin desem…

Benim için müziksiz bir “hayat” olamaz. Tarif etmeye çalışsam yaşamdan, yaşama dair her duygudan yoksun, tuhaf bir şey olur. Kurak, oksijensiz, yoksunluklarla dolu bir vasatlık hali.

Kim ile, ölü veya sağ, aynı sahneyi paylaşmak isterdiniz?

Bu liste çok uzun, hayran olduğum çok müzisyen, besteci var. Duphly, Rameau, Bach, Keith Jarrett, Bill Evans, Paco De Lucia, Fikret Kızılok, Aşık Veysel, Erkan Oğur, Tanju Okan ve Antônio Carlos Jobim ilk aklıma gelen isimlerden.

Sizin belirlediğiniz 5 müzik eseri insanlıktan geriye kalsaydı, listeniz ne olurdu?

İnsanlıktan geriye kalacak 5 müziği seçmek çok zor ama deneyeceğim; Rachmaninoff 2. senfoni (3.bölüm özellikle), Londra Senfoni- Andre Previn kaydı, Samba em Preludio (Vinicius de Moraes, Maria Creuza, Toqinho), Love Theme “Cinema Paradiso “ -Ennio Morricone, Be My Love – Keith Jarrett, J.S. Bach: Matthäus-Passion, BWV 244 / “Erbarme dich” (alto için arya).

‘MÜZİK, YASAKLAR ARASINDAN BAŞKALDIRAN İSYANIN ORTAK DUYGU TAŞIYICISIDIR’

Tarih boyunca muktedirlerin diğer sanat dalları gibi müzikle de sorunu olmuştur. Müzisyenler, şarkıcılar, şarkılar yasaklanmış, baskılara maruz kalmıştır. Sizce muktedirler neden müzikten korkuyorlar?

Sanat, bütün tarih boyunca toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. İnsanların kendilerini en yetkin şekilde ifade ediş biçimlerinden biri olan sanat, sonuçta toplumdaki bütün çelişkilerden, eşitsizliklerden, ezme -ezilme ilişkilerinden etkilenir ve bütün bu toplumsal halleri de etkiler.

Müzik, sanat biçimleri içinde duyguların düşüncelerin doğrudan ifade edildiği etkili bir alandır. İnsanlar sevinçlerini, üzüntülerini , coşkularını en güçlü biçimde bu sanat dalı içinde ifade ederler. Bazen topluluğun ortak duygusu bir marşla, acısı bir ağıtla, sevinci bir dansla, aşkları bir serenatla, yani müzik yoluyla dile gelir.

Muktedirlerin yasakları arasından başkaldıran isyanın da ortak duygu taşıyıcısıdır müzik. Haksızlığa karşı sesini çıkarmanın, baskılara boyun eğmemenin müzik yoluyla ifade edilmesi hemen hemen bütün halk kültürlerinin ayrılmaz parçasıdır.Tarihteki muktedirlerin en temel korkusu, insanların isyanlarının ortak bir dil, ortak semboller ve ortak duygular bulmasıdır. Müzik bu ortaklıktır ve muktedirleri de korkutan budur.

‘BİR SANATÇI İÇİN DİNLEYİCİSİ İLE BULUŞAMAMAK MANEVİ OLARAK BÜYÜK BİR YIKIM’

Salgın genel olarak hayatınızı ve özel olarak müzik hayatınızı nasıl etkiledi?

Benim yaratıcılığımı ve motivasyonumu ciddi şekilde baltaladı. Elbette sadece hayatın güzelliklerinden ilham almıyoruz ama dünyanın içine düştüğü bu çaresizlik, tam bilinmeyenle mücadele hali, bu esnada yaşanan kayıplar ve sürekli endişe hali beni epey içime kapattı.

Virüs bütün dünya için bir yıkım yarattı. Ölümler, hastalığa yakalananlar ve pandeminin yarattığı ekonomik kriz yakın geleceğimizi derinden etkiledi. Etkilenenlerin en başında sanatlarını icra ederek hayatlarını kazanan sanatçılar geliyor. Hemen hemen bütün gelir kaynaklarını bu süreçte tükettiler. Kapanan tiyatro salonları, yapılamayan konserler, durdurulan film setleri binlerce insanı etkiledi. Sorun sadece ekonomik de değil, bir sanatçı için seyircisi ya da dinleyicisi ile buluşamamak manevi olarak büyük bir yıkım demek. Sahne, sanatçının hayatına anlam katan bir tutkudur. Sanatçının sahneden kopmasının yarattığı boşluk bizlerin ruhunda çok önemli yaralar açacaktır.

Beni sorarsanız; bu süreçte çok üretebildiğimi söyleyemem. Ruhsal olarak “dijital dünya” klasik müziğin, klavsenin, piyanonun ruhuyla pek uzlaşmıyor benim gönlümde. Bu süreci deneyimlerimi aktararak eğitimlerini sürdürmeleri için öğrencilerimle -zorunlu olarak online- derslerle geçirdim. Yarım kalan bir takım üretim süreçlerini tamamlamaya ve eski kayıtlarımı düzenlemeye yavaş yavaş el atabiliyorum.

Genelde internet, özelde sosyal medya, sanatın birçok dalını olumlu veya olumsuz anlamda etkiledi. Sizce internetin müziğe en olumlu ve en olumsuz etkisi nedir?

İnternetin müzikle ilişkisi çok boyutlu bir ilişkidir. Aslında sorunu sadece internet olarak değil teknoloji ve müzik arasındaki ilişki üzerinden ele almak daha doğru olacaktır. Teknolojinin müzik üzerindeki en önemli etkisi kayıt teknolojisinin gelişmesidir. Fonogramın bulunması hem tekrar tekrar çalımlar ve kayıt yoluyla canlı müzikten farklı değişik bir üretim sürecinin ortaya çıkmasına yol açmış hem de müziğin metalaşmasını, dolayısıyla endüstrileşmesini getirmiştir.

İnternet ve sosyal medya bu konuda son derece önemli değişimler ortaya çıkartmıştır. Birincisi kayıt teknolojileri ucuzlamış buna bağlı olarak hemen hemen herkesin şarkı üretebildiği “demokratik” bir ortam doğmuştur. Bütün dünya internet sayesinde üretilen müziklere herkesin hemen ulaşabileceği bir ortama kavuşmuştur.

Bu madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzü ise müzik zevkini, beğenilerini güdüleyen bir “kontrol topluluğunun” kurulmasıdır. Büyük medya devleri, ticari dev müzik platformları, yapay zekalarla algoritmalarla ve sosyal medya yönlendirmeleriyle müziğin ticarileşmesini metalaşmasını derinleştirmişlerdir. Bu durum müziğin insani bir ifade ediş biçimi olmaktan uzaklaşarak endüstriyel bir ürüne dönüşmesi demektir.

Özetle internet müzik ilişkisi özgürlükle tahakkümün beraber ikili bir yapı olarak var olduğu bir ilişkidir. Akustik aletlerle ustalar tarafından icra edilen melodinin ruhumuzu sardığı insani bir durumdan dijital ve elektronik seslere evrilen bir müzik evreni arasındaki açı giderek büyüyor. Zamanın ruhu insanın ruhunu yok etmedikçe internetin nimetlerinden yararlanmakta bir sakınca yok diyebiliriz.

Dinlediğiniz zaman “Ben bunu daha önce nasıl olur da dinlememişim” dediğiniz “geç” keşifleriniz var mı?

Elbette, bu her zaman oluyor ve olacaktır. Müzik keşifleri bir ömür sürer ve sürmelidir bence, özellikle de benim gibi müzigin birden fazla türüyle ilgilenen müzisyenler için. Ben her zaman yeni müzikleri ve yorumcuları merak ederim. Mesela Rufus Wainwright, Lena Chamamyan geçtiğimiz ay keşfettiğim iki isim. Size bu cevapları verdikten sonra da muhakkak yeni birilerini ya da ilgimi çeken bazı kayıtları keşfedeceğimi düşünüyorum.

Son olarak hiç unutmayacağınız ve size “İyi ki de müzik yapıyorum” dedirten bir anınız var mı?

Çok var, aslında sahneden her inişimde bunu diyorum. Ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü mesleğini yaparken bu kadar zevk alıyor olmak herkesin kolay kolay yaşayabileceği bir duygu değil bence.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir