Her şeyi bitirmeyi düşünmek lazım mı? – Kerem Bumin

“I’m Thinking of Ending Things”, kuşkusuz Nolan’ın son yapımındaki kadar anlaşılmaz ve dağınık değil, ancak burada da biraz anlaşılmayı pek umursamaz ve karakterlerini bazı fikirler için araçlar gibi kullanan bir tutum var.

Maalesef sanılandan çok daha uzun sürecek gibi görünen ‘pandemi’ günlerinde, Charlie Kaufman’ın yeni filmi “Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum”, ilk bakışta sanki geçirdiğimiz sancılı sürecin altını çizmek ister gibi karanlık, kapalı, pesimist hatta depresif bir atmosfer taşıyor. Yönetmen, bu filminde asla yaşadığımız ‘korona’ günlerini dile getirmiyor ancak sanki bu süreci yaşamasak bile, hayatımızın sıradan ve yönünü şaşırmış ilerleyişinde, zaman zaman bir şeyler için uğraşmayı bırakmamızın, bazı kişilerle bağlantılarımızı bitirmemizin nasıl daha ‘rahatlatıcı’ olabileceğine işaret ediyor.

Charlie Kaufman, bilindiği gibi senaryolarını genelde birçok katman üzerine inşa eden ve parmak bastığı konuları bütün çıplaklığıyla ve sertliğiyle sunmayı tercih etmeyen, daha çok bunları ince bir dille ima eden hatta çoğu zaman beraber çalıştığı ‘özgün’ yönetmenlerle birlikte (Michel Gondry, Spike Jonze…) ‘varoluşcu’ derin temaları bile hoş bir mizahla süslemeyi beceren bir senarist-yönetmen. “Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum” hikâyesi itibariyle bazen biraz ‘çıkmaz sokaklara’ dalsa da, değindiğimiz bütün üstün özellikleri ve artıları bu filmde de hissediyoruz. Ancak bu ‘çıkmaz sokaklar’ bir süre sonra bir ‘duvar’ haline geliyor ve film bu esnada ciddi anlamda bu duvara tosluyor!

Lucy, üniversite eğitimine devam eden, görünüşte huzurlu ve memnun ancak içten içe ufak bir bunalım geçiren ve hem kısa bir süredir beraber olduğu erkek arkadaşı Jake’den hem de yaşadığı biraz monoton hayattan sıkılmış ve her şeye ‘ara vermek isteyen’ bir genç kızdır. Bu hislerini asla dile getiremediği için biraz isteksiz de olsa, erkek arkadaşı Jake’e, şehir dışında yaşayan ailesini ziyaret etmek için eşlik etmeyi kabul eder. Lucy’nin sevgilisinin ailesiyle buluşması da bu ‘kötü gidişatı’ düzeltmez. Hem bu ‘aile evindeki’ tekinsiz hava hem de uzun süren dönüş yolunda karşılaştıkları olaylar ve kişiler, onları giderek daha esrarengiz ve karışık bir dünyaya sürükleyecektir.

CHARLİE KAUFMAN’IN YÖNETMENLİĞE GEÇİŞİ…

Kaufman, çoğu zaman birçok ‘çekmeceye’ ve ‘katmana’ sahip senaryoları ile yaratım sürecinin ‘dolambaçlı’ denklemlerini, zamansal ve boyutsal labirentlerdeki ‘varoluşsal’ endişelere katmayı sevdiğini biliyoruz. Yönetmen, ayrıca bütün bunları yaparken bir şekilde baş döndürücü bir ‘uçuruma sürükleme’ hissiyatı yaratmayı da başarır. Uzunca bir süre kendisine özel ve ‘tanınabilir’ tarzıyla bir evren yaratmış, istisnai bir senaristtir.

Sonrasında Kaufman, yönetmenliğe geçtiğinde kolay yolu seçmedi: Yönetmenliğini yaptığı filmlerde (“Synedoche, New York”/2008, “Anomalia”/2015) daha önce senaryolarında fark ettiğimiz ‘metafizik’ dolambaçları ve karmaşık yapıları kısmi olarak korudu. Buna karşılık yönetmenliğinde Spike Jonze’un (“Being John Malkovich”) Monty-pontyvari veya Michel Gondry’nin (“Eternal Sunshine of the Spotless Mind”) süslenmiş ve ‘tatlandırılmış’ yapısından oldukça uzakta, daha mesafeli ve soğuk, seyirciyi cezbetmeyi ‘reddeden’ ve içinde belli bir ‘hinlik’ taşıyan bir yolu tercih etti.

Kaufman’ın bu yeni filmine gelince… İsminin de işaret ettiği gibi, yönetmenin yeniden her zamankinden daha açık bir yolla, eski obsesyonlarına döndüğünü gösteriyor. Filmin adının dilimizdeki çevirisinin “Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum” olmasının yanında, aslında altında yatan ‘biten şeyleri düşünüyorum’ şeklinde ikinci anlamı da unutmamalı!

TELEVİZYONA DÖNÜŞ

“I’m Thinking of Ending Things”in başlıca olumlu noktalarından biri, Kaufman’ın filmini televizyon ekranına uyarlamasındaki maharetinde yatıyor. (Bilindiği gibi film, bir süredir Netflix’de yayında.) Bu küçük ekrana ‘uyarlama’, filmin sonuna kadar yarattığı ‘kapatılmışlık’, ‘sıkıştırılmışlık’ hissiyatını güçlendiriyor. Filmin süresinin neredeyse yarısını kaplayan, ‘hiç bitmeyecekmiş’ gibi gelen, bir kar fırtınası ortasında geçen araba yolculuğu sekansı sırasında, kamera sık sık ‘dışarıya’ konulmuş olduğu halde, görüntü genelde sis ve sonrasında gece tarafından ‘maskelenmiş’ bir şekilde alınıyor. Bu akış filmi bir şekilde ‘işitsel’ bir dramaya dönüştürüyor ve en azından araba yolculuğunda geçen süreçte Kaufman oldukça sürükleyici diyaloglarla bu konudaki hakimiyetini sergiliyor.

Filmin devamında da televizyonun ‘minimalist’ yapısını kabul etmiş ve hazmetmiş yönetmen, bilinçli bir tercihle, klişe gibi duran bir mekanda, minimum sayıda karakterle basitçe ‘etkilemeye’ dayanan bir yol izliyor.

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ…

Bütün bu tutarlı anlatım içinde, yine de filmin avantajı gibi görünen noktalar, beraberinde bazı zayıflıkları da getiriyor: Filmin bu ‘kuru’ ve mesafeli duruşu belli bir zaman sonra biraz tekrara düşme ve ‘tam havasını bulamama’ yüzünden sarkmaya ve açıkçası sıkmaya başlıyor. Seyirci olarak bir süre sonra, filmin kabul ettiğimiz ‘kapalı’ ve ‘sınırlı’ yapısının içine giderek gömülüyoruz, yönetmenin hayal gücünden beklediğimiz olayları ve durumları ekranda bir türlü bulamıyoruz. Filmin giderek daha fazla rahatsızlık veren bu ‘sınırlı’ tarzı, hiçbir estetik veya simgesel öğeye ihtiyaç duymaması, hikâye ilerledikçe bir ‘yetersizlik’ hissiyatı yaratıyor.

“I’m Thinking of Ending Things”in safkan bir ‘zihinsel’ film olmasına hiçbir itirazımız olamaz ve bu tercihe saygı duymamız gerekir. Filmin ‘uzak tutan’ tarzına başka yazarlar ve filmlere (“Eraserhead”den “Shining”e kadar birçok film…) referans içeren konuşmaların da katkıda bulunduğu düşünülebilir. Buna karşılık bir ‘sünger’ gibi bütün bu değişik eserleri hikâyesine yediren film, bir açıdan da zaman konusuna ilginç bir açılım getiriyor: Biz zamanın içinden geçmiyoruz, o bizim içimizden geçiyor!

Bu açılım ilginç dursa da, filmdeki melankolik hava oldukça soğuk ve teorik bir şekilde sunuluyor. Sanki yönetmen bize bu ‘melankoliyi’, önceki senaryolarında olduğu gibi kara mizah veya korku yoluyla değil duygusal açıdan hissettirmeye çalışıyor.

Filmde son olarak aklımıza takılan, can sıkıcı şey, özellikle filmin final sekansında önümüze serilen olayların tıpkı yakın zamanda gördüğümüz “Tenet” filmi gibi bir anlam karmaşası yaratması oluyor. “I’m Thinking of Ending Things”, kuşkusuz Nolan’ın son yapımındaki kadar anlaşılmaz ve dağınık değil, ancak burada da biraz anlaşılmayı pek umursamaz ve karakterlerini bazı fikirler için araçlar gibi kullanan bir tutum var.

Dolayısıyla ilginç olabilecek bir film, garip bir tutumla heba edilmiş oluyor ve filmin ismiyle bağlantılı olarak aklımıza şu fikir geliyor: “Burada hiçbir şey bitemiyor ve bitecek gibi de durmuyor!”

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir