Her karanlığın sabahı var – Emre Caka

Ben hep diyorum, ne olursa olsun, ne çekilirse çekilsin, o yaşananların bir getirisi var. Her karanlığın bir aydınlığı muhakkak oluyor. Söylenecek tek şey var; karanlığa sessiz kalmayalım, karanlığa karşı çıkma zamanı

Keşanlı Ali Destanı Oyuncuları ile Türk Edebiyatçılar Birliği takımı arasında, 8 Haziran 1964 tarihinde, Üsküdar’da unutulmaz bir maç oynanır. Bu karşılaşmada kimler kimler yok ki? Haldun Taner, Ülkü Tamer, Feridun Aksın, Tüseyin Alıcı, Orhan Kemal, Adnan Özyalçıner… Peki ya bu kadro nasıl bir araya geldi? Neden bir futbol karşılaşması organize edildi? Orhan Kemal’i İstanbul’a atan rüzgar neydi? Takımın oyuncularından ve edebiyatın önemli isimlerinden biri olan Adnan Özyalçıner ile bu karşılaşmayı, günümüz sanatını,futbol piyasasını ve aydınlığa giden yolu konuştuk…

Öncelikle bizi kırmayıp buraya kadar geldiğin için teşekkürler… Nasıl oldu, bu kadro nasıl bir araya geldi?

1960 sonrası bir kültürel patlama oldu. Bu patlama bütün sanatçıları bir araya getirmişti. Edebiyatçıları, tiyatrocuları, müzisyenleri, ressamları… Biz hep bir aradaydık mesela bizim Yenikapı’da bir kahvemiz vardı bu kahveye Onat Kutlar, Ülkü Tamer,Kemal Özer, Ferit Öngören ben yazar olarak giderdik onun dışında Müjdat Gezen, Yaman Tüzcet, Ali Poyrazoğlu Savaş Dinçer hep bir arada olurduk.Böyle bir ortam vardı. Mehmet Güleryüz, Komet ikilisi de ressam olarak dahil olurlardı. Ülkü Tamer en çok aramızdaki köprüyü kuran isimdi. Hatta geziler düzenlerdi. Bu tiyatrocular ile edebiyatçılar maçı da bu organizasyonlarla oluştu. Ben daha ilk okul- ortaokul yıllarında Ayhan diye bir arkadaşımla sokak futboluna başladık mahalle arasında ben kaleye geçerdim o santrafor oynardı. Biz Vefa Stadı’na giderdik boş olduğu zamanlarda antrenman yapardık. Benim öyle bir kalecilik serüvenim var. Zamanında Cihat gibi kalecileri izledik tabi. Ondandır hala Fenerbahçeliyim ama var olan bu durumdan nasıl çıkacağız bilmiyorum (Gülüşmeler). Mehmet Fuat Altunizade’de oturuyor biz oraya gider hem maç oynardık hem edebiyat konuşurduk. Gider antrenman yapardık futbol meraklıları olarak.

Ülkü Tamer antrenman sırasında bir frikik atıyor yanlış hatırlamıyorsam. Ülkü Tamer frikiği çekti, üst direğe çarpan top ile birlikte direk düştü başıma.İki ağacın arasına çekmişiz demiri (Gülüşmeler). Özetle takımları organizasyonunu sağlayan Ülkü’ydü. Keşanlılar arasında kaptan Haldun Taner oldu oyun yazarı olduğu için. Hakemimiz de Halit Kıvanç. Bedri Koraman da Haldun Taner sayesinde Galatasaray Lisesi’nden hem forma hem de kramponları almış. Bizde kundura. Maçın gollerini tam hatırlamıyorum ama 2-1 biz öndeyiz. Hiç olacak bir şey değil penaltıyla alakası yok, kendi kendine çaldı Halit. Bedri Koraman tam penaltıyı attı uzandım kurtardım. Halit Kıvanç yine çaldı düdüğü; hareket etmişim. O zamanlar öyle bir kural vardı. Penaltı tekrarlanacak. Bu sefer Bedri geldi auta attı. Ben hareket etmedim gol olsun artık diye. Halit Kıvanç yine dedi kıpırdadın. Hayda! Yine Bedri geldi topun başına üçüncü şansını iyi değerlendirdi sonunda golünü attı. Biz maçı 5-3 almayı başardık sonunda. Halit Kıvanç maç sonunda “bir şey diyebilir miyim?” dedi. Dedik tabi buyur. Ben dedi maçı berabere bitirmek istiyordum. Yani tiyatrocularla edebiyatçıları berabere bitirmek istedim ama görüyorum ki hakem ne yapsa hak eden kazanıyor…

Devre arasında büyük bir dönüş yaptınız nasıl oldu?

Orhan Kemal çok iyidir. Bir de Feridun harika bir frikik golü attı. Bizde Kasımpaşa’dan bir profesyonel çocuk var, futbolcuydu. Diyeceksiniz nerden buldunuz, bizim aramızda futbolcunun ne işi var? Yeditepe dergisinde Hüsamettin Bozok’un dergisinde çırak olarak çalışıyordu, odacıydı. Biz onu o takımda oynattık. Sonuçta buna hile denmez dimi, sonuçta o da basımevinde çalışıyordu (Gülüşmeler). Bu arada ufak bir not düşeyim Orhan Kemal İstanbul’a Fenerbahçe’ye girmek için geliyor. Bazen diyorum da iyi ki seçilmemiş. Yoksa onu okuyamayabilirdik.

Şimdi nasıl Adnan ağabey izliyor musun futbol?

Evet izliyorum. Daha çok Türkiye’yi izliyorum ama o da Fener’in durumundan kaynaklı pek bakamıyorum, sinirleniyorum. Oğlum daha çok izliyor. Peki nasıl değerlendirirsin? Sizin döneminiz ile bu dönem arasındaki futbol farkını? Bizim dönem daha iyiydi. Kültür gibi futbolda da büyük ivme kazanmıştık. Her şey de olduğu gibi bir anda yükselme oldu sonrasında ise maalesef hepsi gibi tepetaklak oldu.

Neden böyle oldu peki? Neden tepetaklak olduk?

O zamana kadar edebiyatta düşünelim düşünce özgürlüğü kısıtlıydı ve biz bu yüzden Menderes’e karşı çıktık. 61 Anayasası ile düşünce özgürlüğü kazanılınca her şey konuşulup tartışılmaya başlandı. Nazım Hikmet’in kitapları, Marksist kitapların yayınlanması… 1960’a kadar Türkiye’de Marksist kitap yoktu. 1955’de ben liseyi bitirdim bir tane bile Marksist kitap okumadım ben. Nasıl sosyalist oldunuz diyeceksiniz? Biz sosyalizmi, hakları, sosyalist kazanımları, insanlığı edebiyattan öğrendik. Marksist tek bir kitap okumadık. 1950 kuşağında kimse okuyamadı ancak 1960 sonrası okuma şansı oldu.

Peki ya sonrası?

Sonraki süreç tabi tekrar 1971 muhtırası ardından 1980’ler gelince alt üst oldu. Bugün itibari ile görüyoruz ki daha beter bir durum var. Ben hep diyorum “Ne olursa olsun, ne çekilirse çekilsin, o yaşananların bir getirisi var. Her karanlığın bir aydınlığı muhakkak oluyor.”

Bu dönemde yeni bir öykü çalışmanız var mı?

Öykü kitabı gibi değil de değinmeler yazıyorum. Son yazdığımı okuyayım hatta size;

Sesiniz kısıldı, kısıyorlar

Karanlık bastı, bastırıyorlar

Ne bekliyorsunuz?

Bu dönem için edebiyatçılara, sanatçılara yapılan baskıları nasıl yorumluyorsunuz?

Bizim yaşadığımız dönem… Sennur Sezer çok güzel bir şey söylerdi. Bizim zamanımızda okullar arası matineler vardı. Gençlik tiyatrosu vardı. Bütün üniversiteli öğrenciler orada tiyatro yapardı. Böyle güzellikler vardı. Bugün gibi değil, şimdi öyle mi? Nefes alabileceği bir alan yok gençlerin. Misal 68 hareketi nasıl oldu? Özgürlüklerin dayatması ile gençliğin isyanı oldu. Bugüne gelirsem ise “demokrasi olmazsa olmaz” demenin suçu var, gözaltına alınıp, mahkemelik oluyorsun. Bu dönemden daha karanlık bir dönem hatırlamıyorum.

Futbol arsada mı güzel borsada mı?

Profesyonelliğin getirdiği, şirketlerin getirdiği, yani tam kapitalistleşmenin getirdiği bir durum var. Aslında şirket olmayanlar bile şirket biçiminde yönetildiği için futbolun cazibesi kalmıyor. Çünkü şirketler arası bir takım anlaşmalar oluyor. Şikeler falan nasıl oluşuyor, nereden çıkıyor? Bütün bu şirketler arası anlaşma ya da anlaşmazlıklardan çıkıyor. Futbol keyfi yok. Profesyonel futbolcular da kabiliyetine göre değil de alacakları paraya ya da alamayacakları paraya göre bakıyorlar. Alacaklarına karşılık kadarıyla emek verme, güç gösterme durumu oluyor.

Son soru olsun seni de bekletmeyelim… Yeni dönem edebiyatı nasıl görüyorsunuz?

Kapital edebiyatı da sinemayı da kendi baskısı altına alıyor. Bir takım bankaların yayınevleri var, sinemaya verilen paralar patronlardan çıkıyor. Bu yüzden ‘çok satan’ romanları sürekli önümüze geliyor. Yer altı edebiyatı ya da buna karşı çıkan toplumcu edebiyatçı arkadaşlar az satarak ilerliyor ama sonuçta mesele orada nicelik değil nitelik. Şu an itibari ile edebiyat ve sinemanın değerini reklam aldı. Kişinin sanatına bakılmıyor, reklamına bakıyor. E, tabi ki buna karşı çıkan onlarca da yazar kendi çapında da olsa bir şeyler yapıyor.

Son olarak eklemek istediğin bir şey?

Valla ne diyeyim söylenecek tek şey var karanlığa sessiz kalmayalım, karanlığa karşı çıkma zamanı. Tam da böyle bir zamandan geçerken ne kadar çok ses çıkarsa güneşli günler o kadar yakındır.

Kaynak: YENİ YAŞAM

İlginizi çekebilir