‘Her gün kafa kesiyorduk’

38 Dersim Katliamı’nda yer alan askere ait ve yeni belge niteliği taşıyan günlük,katliamın boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi

Tarihin en büyük katliamlarından biri olan 1938 Dersim katliamına ilişkin yeni belgeler ortaya çıktı. Türkiye Cumhuriyeti’nin, 4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla başlattığı Dersim Katliamın’da on binlerce insan öldürüldü. Bununla sınırlı kalmayan Türkiye Cumhuriyeti on binlerce Dersimliyi yurtlarından, tarihinden, kültüründen, inancından kopararak Türk ve Müslüman toplumunun içinde “zorunlu iskan”a tabi tuttu. Bununla amaçlanan asimilasyon poltikası 81 yıl boyunca Dersim üzerinde canlı tutuldu. Bugün hala Dersim ismine dahi tahammül edemeyenler söz konusu katliamı meşru göstermek için 81 yıl boyunca çeşitli yalanlara başvurdu. Tüm bu çabalara rağmen yakın tarihte gerçekleşen Dersim Katliamına ilişkin belgeler tarihin karanlığında kaybolmadı. Bugüne kadar çeşitli belgelerin ortaya çıkarıldığı katliama ilişkin Almanya’da çalışmalarını sürdüren Tarihçi Zeynep Türkyılmaz, önemli bir belge daha paylaştı. Agos Gazetesi’nde yayımlanan belgede, Dersim Katliamı’na katılan bir askerin günlüğüne yazdığı notlar, hem 1938’te neler yaşandığını, hem de bu vahşetin kimi askerlerce nasıl hayata geçirildiğini gözler önüne serdi. Türkyılmaz günlüğün Atatürk Kitaplığı’na yer aldığını kaydetti.

O askerin Dersim Katliamı’na ilişkin kan donduran notları şöyle: 9 Eylül:Ah bugün İzmir’de olsaydım. Halbuki dağ başında Kürtlerle uğraşıyoruz. Bugün de dağları ormanları tarayarak ovaya geldik. Bizim bölük Şam Uşaklarının başı olan Şeytan Ali’nin kafasını ve bir çok daha insan öldürerek hepsinin kafasını getirdi. Şimdi bizim bölük çok gözde, bütün zabıtlar kahraman bölük diyorlar. Ali Galip Paşa bizim bölüğün gözlerinden öptüğünü telefonla söyledi. Geceyi Ovacık’ın bir saat ilerisinde geçirdik. Yine çok yorgunuz….

İnsan cesetlerinden taşan dere

Temmuz: 27 Temmuz 1938de Dersime, Kürt üstüne hareket ettik Ağustos: Bu ayı da Dersim’de geçirdik, çok ızdırap çektik Eylül: Yine Dersimdeyiz. Elazığ’dan geri döndük. Dağları tarıyoruz 3 Eylül: Cevizli ilerisindeyiz. Gece saat 12de çadırlarımızı sökerek Pertek’ten hareket ettik. Sabaha kadar yol yürüdük. Nihayet saat 7’de bir su kenarında konakladık. Fakat derenin içi insan leşleriyle dolu olduğundan, susuzluktan öldük. O kadar yürümüşüz ki ayakta duracak kuvvetim yok. Ya Rab sen kurtar bizi buralardan… 11 Eylül: Bugün de dağları tarıyoruz. İnsan leşlerinden derelere girilmiyor. Burası o kadar soğuk ki adeta donuyoruz. Gece herkes of anam diye ağlıyor. Dünyanın en büyük cefasını biz çekiyoruz. Bu günlerimde hep seni düşünüyorum X, hep seni. 12 Eylül: Bu sabah erkenden kalktık. Yine dağlarda tarama harekâtı yapıyoruz. Her gün kafa kesmekle uğraşıyoruz….. Bugün arkadaşlar yağ bulmuşlar, pirinç aldık, güzel bir pilav yapıp arkadaşlarla yedik. Artık insanlıktan çıktık, çok perişan olduk.

‘Bütün köyleri yaktık’

16 Ağustos: Bu gece de Ziyaret Tepesinde arkadan kuvvet bekliyoruz. Aç kaldık, mağaralara girdik. Kürtlerin bıraktığı darı undan dürüm yaparak yedik. Burası çok soğuk, kar diz boyu… 11 Ağustos: Bu sabah erkenden karşıdaki köye baskın yaptık. Fakat köyde kimse yoktu. Yakılması için haber bekliyoruz. Hafif makina Yılan Dağı’nı kurşunla dövüyor. Bugün dağları tararken 10 Kürt çıktı. İkisini bizim bölük vurdu. Bir kısmı yaralı kaçtı, bir kısmı da yakalandı. Şimdi yani 11:30’da Kozluca (tam okunamadı) köyünü yakıyoruz. 18 Ağustos: Sabah saat yedi buçukta Zara’nın nahiyesinden hareket ettik. Pülür’e, sonra Cevizli köyüne geldik. Yol boyunca olan bütün köyleri yaktık. Dağ içinde bir kulübeye girdik. 100 keçi bulduk. Ve meşum bir vaziyet karşısında kaldık. Bir Kürt kadını kendisini iple asmış

Kafa kesen gelenek!

10 Eylül: Bugün dağlar ormanlar tarandı. Bizim bölük, azılılardan birisinin kellesini getirdi. Başka bir bölük de Seyithan’ın kafasını getirdi. Bizim bölükte Ruşen isminde er var. Bütün kafaları o kesiyor. Buralarda çok sefil kaldık… 15 Eylül: Bu gün Söğütlü köyünü taradık. Şüpheli insanları topladık. Koç Uşağının ele başısı olan İbrahim ağayı bugün dere içinde kurşunla öldürdük…

Teyyare sesleri…

12 Ağustos: Sabah erkenden toplar ve tayyare sesleri etrafı sarsıyor. Kürtler ablukada şaşırmış bir vaziyetteler. Bugün orman içinde bir inek 3 koyun 15 keçi bulduk. Sırf bizim bölük kesip yedik. Bu gece de Yeşiltepedeyiz. 13 Ağustos Bugün bizim bölük bir derede yirmi bin koyun ve 50 Kürt yakaladı. 7 Eylül: Sabah erkenden ormandan hareket ettik, bir köye geldik. Bütün asker köyü talan etti. Bal peteklerine girmişler, çoğunun yüzünü, burnunu ve her tarafını arılar sokarak şişirmiş. Hasta bir vaziyetteler. İkindiye doğru bir dağ eteğinde çantalarımızı bıraktırdılar ve dağa tırmandırdılar. Sabaha kadar da sıradağ tepelerini bekledik. Hepimiz uykusuzuz. Dere içinden koyun sürüsü ve insan kümeleri görülüyor. Sabahı bekliyoruz. Çok susuz kaldık.

Katliam kayıtsızlığı

Türkyılmaz, askerin katliamdan döndükten sonra düştüğü notlara da değindi ve şu ifadeleri kullandı: “25 Eylül’de Dersim’den döndükten ve bir kaç gün izin kullandıktan sonra hatıratın yazarı yazıcı olarak askerliğine devam eder. Dersim’den döndükten sonra oraya dair belki ironik ama kesinlikle çarpıcı ilk not 7 Ekim tarihlidir ve şöyledir: ‘Bugün tartıldım, 61 kilo geldim, demek Dersim yaramış…’ Hatıratı okurken hep ‘Acaba kaçırdığım bir şey mi var, yanılıyor muyum, acaba bu kayıtsızlığın, vurdum duymazlığın başka bir sebebi olabilir mi? Acaba başkalarının okuyabileceğinden mi korktu?’ diye düşündüm, düşünmek istedim.” Türkyılmaz, belgenin bulunduğu yerlere dair ise şunları söyledi: “Merak ettiğim ikinci bir nokta da bu hatıratın nasıl olup da önce Samsun Halk Kütüphanesi’ne, ardından da Atatürk Kitaplığı’na kadar ulaştığı. Acaba yazarı araya zaman girince diğer bir iki örnekte olduğu gibi, failliğini kendisi mi ifşa etmek istedi? Pişmanlık mı duydu? Ya da ailesinden birisi, onun rızası ve belki de bilgisi olmadan bu hatıratı araştırmacılarla paylaşmak mı istedi? Başka senaryolar da akla gelse, ben bu iki ihtimalin çok önemli ve kıymetli olduğunu düşünüyorum.”

‘Lütfen okumayın’

Ajandanın en başına, 13 Ağustos’ta Osmanlıca olarak yazılmış iki not dikkat çeken detaylar arasında yer alıyor. Nortlar şöyle: “Lütfen bu hatıra defterini bulursanız okumadan aşağıdaki adrese gönderiniz: Yusuf Kenan Akım. Hükümet Önü, Yazı evi. Lütfen okumayın, çünkü kendi hayatıma aittir. 14.8.1938, Pazar. Dersim”

Dersim’in büyük yarası

2011’den sonra Dersimli’lerin talepleri arasında bulunan Genelkurmay Arşivi de dahil olmak üzere devletin Dersim arşivlerinin açılması olduğunu hatırlatan Türkyılmaz yazısında, “Bu, her ne kadar meşru ve mühim bir talep olsa da, bu hatırat bize gösteriyor ki eğer bir yüzleşme ve ‘Bir daha asla’ deme ihtimali varsa, bu ancak ‘devletdışı’ başka arşivler ve hafızaların da bu sürece katılımlarıyla mümkün. Onun için bunun benzeri materyallerin ortaya çıkması, Dersimliler için bir iyileşme imkanı sunmakla birlikte, asıl olarak failler ve aileleri açısında bir ahlaki zorunluluk. Zira saklanan küçük bir aile sırrı değil, Dersim’in büyük yarasıdır. Tazmini mümkün olmayan karşısında hem tarih hem de ispatın yükünü sırtlanma sırası artık onlardadır” diye kaydetti.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir