Hece Dergisi editörleri: Edebiyat popüler kültürle soğuk savaşta – Soner Sert

Edebiyat dergileri “Hece” ve “Heceöykü Dergisi”nin editörleri Hayriye Ünal ve Ali Ulvi Temel ile bir araya geldik. Edebiyata ve Türkiye’de dergiciliğe dair konuştuğumuz ikili, “Uluslararası sahada da edebiyat, popüler kültürle soğuk savaş halinde. Ancak edebiyat sonuçta dille belirlenen bir üretim olduğu için niteliğini kendi özgün koşullarından alıyor” dedi.

“Hece Dergisi”, 15 Ocak 1997’den beri üretimine Ankara’da devam ediyor. Dergi, ismini Yunus Emre’nin “Başları ucunda hece taşları/Ne söylerler ne bir haber verirler” dizesindeki “hece” sözcüğünden alıyor.

Yayımcılar ortaya çıkış süreçlerini, “…Hece’nin birliktelik ve işlevsellik boyutu taşımasından alan dergi, Türkçe’nin kültürel ve düşünsel mirasını birlikte solumanın, duygu ve ifade ortaklığıyla birlikte esenlik arayışının sonucu olarak doğmuştur” sözcükleriyle anlatıyorlar. Yeni yazarlarının öykü ve şiirlerini yayımlayan dergi, geniş kapsamlı dosya değerlendirmeleri ile de adından söz ettiriyor.

Dergi üretim sürecinde aynı isimli yayınevi de çalışmalarını sürdürürken, “Heceöykü Dergisi” de üretime başlıyor. Bu anlayış adı anılan türe daha fazla yer verirken, alanın hakkını teslim ediyor. Hece ve Heceöykü Dergi isimli iki ayrı dergi yayımlayan dergi çevresinden, editörler Hayriye Ünal ve Ali Ulvi Temel ile bir araya geldik. Türkiye dergiciliğini, yazar – editör ilişkisini ve dergicilikte gelenek mefhumunu konuştuk.

Öykü ya da edebiyatı konu alan herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Okur ve yazarlarımızla iletişimimizi büyük oranda elektronik ortamda sürdürüyoruz. Yeni yazarlar da çoğunlukla e-posta ile ürün gönderiyor. Dergiye kabul edeceğimiz yeni yazarlarla bir süre yazışıyoruz. Ankara’dayız. Mekânımız çeşitli toplantılar düzenlememiz için elverişli. Yazar adaylarıyla tecrübeli yazarlarımızı sıklıkla buluşturuyoruz.

‘EDEBİYAT POPÜLER ÜRETİMLERİ BESLER’ YAZMA VE YAYIMLAMA ÖZGÜVEN İŞİ

Son dönemde popüler oyuncuların, şarkıcıların edebiyatı konu alan üretimlerinin dergilerin niceliğini arttırdığı ortadayken, niteliğe olan etkisini nedir sizce? Bir anda öykü yazarlığının ilgi görmesine sebep olan etken ne?

Popüler kültür ve edebiyat sadece son dönemde değil her dönemde dirsek teması içinde olmuştur. Edebiyat bir tür geri cephe gibi, popüler üretimleri besler. Popülerleştirme odakları, edebiyatı 30-40 sene kadar geriden takip ederek, mevcut malzemeyi seyreltmek yöntemiyle poplaştırma işlemi yaparlar. Günümüzde poplaştırma araçları hızlandığı (örneğin internet sayesinde küçükbaş yayıncılık imkânları artması gibi) ve orta ve alt sınıfın edebiyat tüketme hızı da arttığı için bahsi geçen süre kısalmıştır. Bu nedenle popüler kültür ve edebiyat arasındaki mesafe azalmıştır veya az görünmektedir.

Öykü yazarlığının ilgi görmesinin başka sebepleri var şüphesiz. Dışavurum, 2000’li yıllardan bu yana itiraf kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte revaçta. İnsanlar eskiden daha çok konuşurlardı birbirleriyle. Şimdilerde elektronik ortamda yazışmayı tercih ediyorlar. Bu bağlamda konuşma yerine yazmayı önceliyorlar. Anlatma ihtiyacını öykü yazmak daha kolay karşılıyor galiba. Bir de oylumu, sınırlarının ucu açıklığı insanların yazma cesaretini arttırıyor. Sonuçta yazma, yayımlama biraz da özgüven ve cesaret işi.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye şiir/öykü gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Yaratıcı ve yetenekli yazar her halükârda yazacağını ortaya koyar. Ama iyi editörün, vazgeçmeye meyilli nice iyi yazarı yolunda tuttuğu da söylenebilir. Editörlük çok yönlü bir meslek. Yazarlarınızla doğrudan iletişim halindeyseniz onların eline doğan şiir, öykü yani yeni bir ürün sizinmiş gibi sevinç veriyor.

Dergilerimize ilk kez katılmaya niyetli yazardan en az üç şiir/öykü ve biyografi istiyoruz. Yazarın sürekliliğini ve ısrarını ölçmeye çalışıyoruz. Başka bir ölçü de konuşarak Türkçe Edebiyat’tan ne kadar haberdar olduğunu anlamaktır. Yetenekli ama edebiyatımızdan habersizse okuma listeleri öneriyoruz. Bu tabi işin editör cephesinden görünüşü. Bir de ilk kez ürün yollayanlara sormak lazım.

Geçen seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Hayriye Ünal

Geçtiğimiz yıl hedeflediğimiz sayıları ve dosyaları tümüyle gerçekleştirdik. Kitap yayıncılığı da yapıyoruz malumunuz. Hem Türkçe hem de tercüme kitaplarımızda geri adım atmadan seneyi kapattık. Ekonomik sıkıntılar bize de elbette yansıyor. Bu, metin niteliğine yansıyan bir sorun oluşturmuyor. Hatta şu söylenebilir: Ekonomik sorun editörü seçkinci davranmaya itiyor.

‘ÜRETİM BAĞLAMINDA INTERNET YAZARA KOLAYLIK SAĞLADI’

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Sosyal medyanın iki etkisi var birbirine zıt olan: Yaptığımız işleri duyurmamıza olumlu etki ederken kısmen de olsa içeriği okura aktardığı için dergi gizemini yitiriyor ve okur sosyal medyadan edindiği kadarı ile yetinebiliyor.

Eskiden haberdar olma duygusunu sadece dergiyi elinde tutarken alan ve her satırını okuyan okur, bugün yerini sosyal medyada paylaşılan veya WhatsApp gruplarıyla okur zincirine aktarılan ekran resimleri ile yetinebiliyor. Üretim bağlamında internet yazara kolaylık sağladı, bu tartışmasız böyle. Elbette konu, kuşaklara göre değişiyor. İleri yaştaki birçok kişi için alışkanlıklar tamamen değişmedi, onlar halen kâğıda dokunmayı tercih ediyor.

 

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin -olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Artış konusunda sizin gibi düşünmüyoruz. Nüfusun artışına oranlandığı zaman oldukça ölçülü hatta düşük ivmeyle arttığı söylenebilir. Her yeni kuşak, farklı sorunların içine doğduğu için edebiyat da buna bir cevap olarak gelişiyor. Değişimin ruhu detaylarda gizlidir. İnsan, tür olarak sayıca çoğaldıkça yeryüzündeki özgül durumu hafifliyor. Arzu ve talepleri ise bu hafifliğe koşut ilerlemiyor. Dolayısıyla gündelik hayatlara sızmış bir kaostan bahsedilebilir.

Şunu da eklememiz gerek: Portal ve dergi sayısı; yayımlama, yayına hazırlama, baskı işlerinin daha az maliyetle, daha kısa sürede ve daha az el emeği ile yapılmasına bağlı olarak artıyor. Ancak bunun niteliğe yansıdığı söylenemez, “send (gönder)” tuşuna basarken kimsenin parmakları tereddüt etmiyor çünkü “edit (düzenle)” imkânı var, olmadı “kaldır”. Niteliğe olumlu yansıyan şey de çok ama son ürün sayısının kabarıklığı seçme, eleme işini okur için oldukça zorlaştırıyor.

Unutmadan her karşılaştırma gibi bu karşılaştırmalar da tüm değişkenler hesaba katılarak yapılmadığı için temkinli olmamızda yarar var.

Türkçe Edebiyat’ın, özellikle Orhan Pamuk’un Nobel alması sonrası, yurtdışında takip ediliyor olmasının dergiciliğe olan etkisi nedir sizce? Üretim yaparken niteliğinizi belirleyen ulusal ya da uluslararası etken nedir?

Orhan Pamuk’un aldığı ödülün dergiciliğe olumlu/olumsuz bir etkisi yok. Ancak bu ödülü şüphesiz Türkiyeli bir yazarın alması Türkiye için olumlu bir gelişmedir. Bu konuda herhangi bir tartışmayı anımsatmadan bunu söylüyoruz.

Biz ulusal yayın yapan iki dergi çıkarıyoruz. Tek dilde -Türkçe- yayın yapıyoruz. Niteliğimizi hedeflerimiz belirliyor. Edebiyatın her türüne dair azalmayan ilgimizle hem sahayı kollayarak hem de metni esas tutarak ilerliyoruz. Uluslararası sahada da edebiyat, popüler kültürle soğuk savaş halinde. Ancak edebiyat sonuçta dille belirlenen bir üretim olduğu için niteliğini kendi özgün koşullarından alıyor. Bir başka deyişle Türkçe’nin taradığı alanda etkisini sürdürüyor.

Bugün yıl ortası itibariyle kitap sayımız 512’dir. Her biri ortalama 600 sayfa olan özel sayılarımızın sayısı 30’u geçmiştir. Türkiye kültürünü oluşturan değerlerimizin hepsini, Türkçe’de boy veren edebiyatı ayrım gözetmeksizin sabırla ve olağanüstü emek vererek gündeme getirmeye, gündemde tutmaya çalışıyoruz.

‘KISMEN SİYASİLEŞMİŞ DERGİLER EDEBİYATA NESNE OLARAK BAKAR’

Ali Ulvi Temel

Türkçe Edebiyat’ta öykü ve roman dosyalarını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını matbu bir mecrada ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Dergide biçimlenen hele bir ekiple hareket eden yazarın özgüven kazanması çok hızlıdır. Önemli bir kazanım bu. Birkaç tür dergi var. Vaadini anlamak için derginin türünü anlamak gerek önce. Türkçe için konuşalım. Kısmen siyasileşmiş, ortamın nabzına göre hareket eden, güçlüden yana tavır alan, finans kaynağına sahip merkezî dergiler edebiyata “nesne” gözüyle bakmaya başlar. Bu dergiler yazarlarına hızlı kabul görmeyi vaat eder. Orta sınıf tarafından tüketileceği iması ile yaklaşır. Edebiyata kazandırdığı iyi yazar sayısı neredeyse sıfırdır.

Fakat zaten yazar sıfatını kazanmış yazarlar tarafından beslenirler. Edebiyatı “popcorn” tarzı üreten, çok satan, bol çizimli dergileri bu bahiste geçiyorum, galiba yazara telif verebiliyorlar.

Tümüyle sermayesiz, mekânsız, küçük grupların ve çoğunlukla gençlerin çıkardığı dergiler vardır. Bunlar, hızlı düşünen, nokta atışı çalışabilen ve edebiyata aşkla sarılan dergilerdir. Yazarına tek vaadi yaratma ortaklığıdır. Şiirleri birbirine telefonda heyecanla okuyan şairlerin işidir.

Bir de dergi olduğu kadar okul olan dergiler vardır. “Hece” ve “Heceöykü” bu gruptadır. Bizim gibi bir yayınevi çatısı altında olan ve kısıtlı imkânlarını tümüyle edebiyatın emrine sunmuş dergilerin yazara vaat ettiği şey, prestijli sayfalarıdır. Devamında yazdığı türe dair kendisini geliştirme imkânı sunmak gelir. Örneğin biz üretimi sürdüren yetenekli yazarlara ürünlerini kitaplaştırma imkânı da sunuyoruz.

Türkçe edebiyatta dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin Türkçe edebiyat ile olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinin içinde yer aldığı geleneğin devamı olduğumuz söylenebilir. Ancak insanlar gibi dergilerin de kendilerine özgü kimlikleri vardır. Hece bu anlamda bugünkü çoğul ruha bağlı olarak yazarlarını daha geniş bir aralıkta seçiyor. Gelecekte edebiyatı her şeyin üzerinde tuttuğumuz söylense çok memnun olurduk.

Kaynak: Gazete Duvar

İlginizi çekebilir