HDK Sağlık Meclisi: ‘Sağlıklı Olma Hali Özgür Olma İse Tecrit Kabul Edilemez’

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Sağlık Meclisi Leyla Güven’in başlattığı ve binlerce kişiye yayılan açlık grevleri ile ilgili basın açıklaması yaptı. Açıklamada açlık grevlerinin politik talebi olan tecridin kaldırılmasına dikkat çekildi. Tecridin özünde izolasyon olduğu, bu nedenle çok ciddi sağlık sorunu olduğu vurgulandı. Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin ise daha da geniş anlamlar taşıdığı toplumsal barışın tecrit edildiği, bu durumun çatışmaları körüklediği ve ülkeyi kaos ortamına sürüklediği belirtildi. Açıklamanın tamamı şöyle:

Sağlıklı Olma Hali Özgür Olma İse Tecrit Kabul Edilemez

Bugüne kadar yaşadığımız toplumsal travmalara yenisi eklenmek üzeredir. Bugün cezaevlerinde ve dışarıda binlerce insan açlık grevlerindedir. Tanıklık ettiğimiz açlık grevi, İRA mensubu tutsakların yaptığı açlık grevinden sonra bilinen en yüksek katılımlı açlık grevi olup süre olarak da onu geçmiş durumdadır. Leyla Güven başta olmak üzere yüzlerce kişi kalıcı hasar ya da hayati tehlike arz eden kritik sürece girmiştir. Açlık grevlerindeki binlerce insanın yaşamı tehdit altında olduğu gibi ailelerinde, akrabalarında ve bir bütün olarak toplumsal vicdanda onarılması zor tahribatlar yaşanmak üzeredir.

Peki Açlık Grevindeki İnsanlar Ne İstiyor?

Bu insanların talebi oldukça nettir. Anayasa ve yasalarda yer alan haklar, cezaevinde kalan tüm insanlar için uygulansın. Ceza infaz sistemi tüm tutuklular için geçerli olsun. Hiçbir cezaevinde kim olursa olsun tecrit uygulanmasın. Kişiye göre uygulama değil, evrensel hukuk ve T.C. kanunları uygulansın. Özetle talep nettir:

Tecrit kaldırılsın.

Ulusal ve Uluslararası Yasal Düzenlemeler ve “Tecrit İçinde Tecrit” Yaşamak

“Hiç kimsenin işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezaya tabi tutulamayacağı” ve sözleşmelerde tanınan temel hak ve özgürlüklerden yararlanmanın; “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanacağına” dair güvence ulusal ve uluslararası yasalar ile teminat altına alınmıştır. Bu yasalara göre hiçbir tutuklu veya hükümlünün ailesi ve avukatları ile görüşmesi “süresiz ve belirsiz” bir tanımlamayı içerecek şekilde engellenemez. Ayrıca tutuklu veya hükümlünün mektup, telefon gibi temel iletişim araçlarından yoksun bırakılması, gazete, dergi, kitap gibi yayınlara erişiminin engellenmesi de hukuka ve insanlığa aykırıdır. Yasalar ile güvence altına alınmış hakların bu tür uygulamalar ile engellenmesi “tecrit içinde tecrit” anlamına gelir.

Sağlıklı Olma Hali Özgür Olma İse Tecrit Kabul Edilemez

Tecrit kabul edilemez. Aile, yakınları, dostları ve sosyal çevreden soyutlanan bireyin sağlığından söz edilemez. Tecrit toplumsallıktan soyutlanmadır, yalnızlaştırmadır. Bu nedenle tecrit, en temel sağlık sorunudur. Cezaevi koşulları insanlık onurunun ayaklar altına alındığı yerler olamaz. Cezaevindeki tüm tutsakların dışardaki insanların haklarına sahip olduğu ilkesi uluslararası ve ulusal mevzuatta, çok sayıda etik bildirgede yerini almıştır.

Leyla Güven Başta Olmak Üzere Tüm Açlık Grevcileri Haklıdır, Cezaevlerinde Uygulanan Tecrit Kalkmalıdır.

Tecrit edilme öznel değil siyasal saiklerle uygulanıyorsa, hedefi birey değil toplumdur. Yaşanan tam da budur. Dolmabahçe mutabakatının buzdolabına kaldırılması ile İmralı Cezaevinde başlayan tecrit, bir dizi toplumsal sorunu da peşinden getirmiştir. 2013-2015 yılları arasında ülkemiz hiç olmadığı kadar barış iklimine girmiş ve geleceğe dair umutlar yeşermişti. Maalesef bu olumlu atmosfer 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra “çözüm ve müzakere süreci”nin tamamen rafa kaldırılmasıyla yerini kaos ortamına bıraktı. Müzakere sürecinin bitiminden bugüne toplumca yaşadıklarımızı ve acılarımızı ifade etmek, travmalarımızı tazelemek olacaktır. Çünkü topluma çektirilenlerin yarattığı travma ve sağlıksızlık halini iliklerimize kadar yaşadık/yaşıyoruz. Kaos dönemi ile farklı her türlü düşünce toplumdan izole edilmeye, toplumsal muhalefet sindirilmeye çalışıldı. Demokrasi, hukuk ve insan hakları rafa kaldırıldı. Bir bütün olarak yaşamlarımız tecrit altına alındı.

Yaşananlar Bizlere Şu Gerçekleri Göstermiştir; İmralı’da uygulanan tecrit politikaları toplumsal barışın tecrit altına alınmasıdır. Özgürlük ve eşitlik şiarıyla öne çıkan tüm toplumsal kesimlerin tecrit altına alınmasıdır. Ülkenin faşizmin kurumlaşması, Ortadoğu’da savaş politikalarının devam etmesidir. Türkiye ve Ortadoğu’nun bugününün ve geleceğinin tecrit altına alınmasıdır.

Tecride karşı açlık grevleri ile bedenlerini ortaya koyan tutsaklar, toplumsal barışa ve demokrasiye sahip çıkmaktadır. Birey ve toplum olarak özgürlüğe adım atmaktadır. Bireyin ve toplumun sağlığı için açlık grevcilerinin talepleri dikkate alınmalı, tecrit sonlandırılmalıdır.

Tecridi aynı zamanda tecritte kalanların yakınları da yaşamaktadır. Tecridin hemen çeperinde, bu kuşatmayı ortadan kaldırmak için her türlü çabayı gösteren, barış ve kardeşlik çağrısını her koşulda dile getiren analar bulunmaktadır. Aslında tecrit tüm topluma uygulanmaktadır. Bu nedenle “kalıcı ve onurlu barış” talebinde bulunan ve “yaşamak ve yaşatmak isteyen” her bir birey tarafından tecridin bir an önce kaldırılması çağrısı yapılmalıdır.

Açlık Grevcilerinin İzleminde Bağımsız Heyetler Devreye Girmelidir, Sağlık Örgütlerine Kulak Verilmelidir

Kısaca açlık grevcilerine yönelik her geçen gün artan hak ihlalleri ve tıbbi izlemleri ile ilgili sorunlara da yer vermek istiyoruz. Yapılan eylemin siyasal talebi nedeniyle açlık grevcilerine çok değişik baskılar uygulanıyor. Hücre cezası, disiplin cezaları, telefon görüş yasağı, kaba dayak, taciz, ayakta sayım dayatması, yönetim tarafından açlık grevini bırakmaları yönünde yapılan baskılar, diğer bloklardaki arkadaşları ile görüşmelerinin engellenmesi, mekanların hijyenik şartları sağlamaması gibi fiziksel baskılar yaygındır. Tıbbi olarak yaşanan sorunlar da yaygındır; sağlık durumları hakkında sağlıklı bilgi alınamaması, uzayan sürenin vücutta yapacağı yıkıcı etkilerin izlenememesi, her gün hekim tarafından kontrol edilmesi gereken kilo ve tansiyon kontrollerinin yapılmaması veya hemşireler ve gardiyanlarca yapılması, hekim seçme haklarının uygulanmaması, süreç içinde karşılaşılma olasılığı bulunan sağlık sorunlarının takibinin yapılması için bireyin aydınlatılmış onamlarının alınamaması, B1 vitamininin verilmemesi vb. sorunlar sıklıkla bildirilmektedir.

Halihazırda açlık grevindeki insanların bağımsız heyetlerce muayenesi ve izlemine izin verilmiyor. Bu yüzden bu süreç avukatlar aracılığıyla yürütülüyor. Muayene ve izlemin herhangi bir aracıyla yürütülmesi kabul edilemez bir durumdur. Geri dönüşsüz sakatlık ve hastalıkların önlenebilmesi için bağımsız heyetlerin doğrudan muayenelerinin engellenmemesi gerekiyor. Oysa bilinmektedir ki, açlık grevlerinin izlenmesi özgün bir tıbbi durumdur, deneyim gerektirir. Ne yazık ki bu deneyim örgün tıp eğitiminde ve uzmanlık eğitiminde yer almıyor. Türkiye tarihinin değişik zamanlarında yapılan açlık grevleri izlemleri ile ilgili TTB, SES, TİHV, İHD gibi demokratik kitle örgütleri önemli bir deneyim birikimine sahiptir. Bu kurumlar geçmişte yaşanan olumsuzluklardan çıkarılan dersler ve açlık grevi sonrası sürecin izlenmesinden elde edilen birikimlerle dünya literatüründe referans alınan örgütler haline gelmişlerdir. Mevcut olan böylesine deneyimli heyetlere izin vermeme, açlık grevcilerinin yaşam hakkı, sağlık hakkı ve sağlık hizmetlerine erişim hakkına karşı bilinçli engel çıkarmaktır. Tarihin anlık bir durum olmadığı, çıkartılan bu engellerin ve hak ihlallerinin bağımsız uluslararası mahkemelerde ve tüm insanlığın vicdanında yargılanacağı bilinmelidir.

BUNUN İÇİN YETKİLİLERE ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ!

Tecridin kaldırılması, açlık grevcilerinin yaşam hakkı, sağlık hakkı ve sağlık hizmetlerine erişiminin sağlanması ülkemizde toplumsal barış ve demokrasinin inşasında çok büyük bir adım olacaktır. Toplumsal barış için adım atın, tecride son verin!

HDK Sağlık Meclisi

İlginizi çekebilir