Hak ettiğimiz payı istiyoruz – Nelson Mandela

Herkesin uyum içinde, eşit olanaklarla yaşadığı özgür ve demokratik toplum idealini el üstünde tuttum. Bu ideal uğruna yaşamayı ve ona ulaşmayı ümit ediyorum. Fakat gerekirse, bu ideal uğruna ölmeye de hazırım.

Güney Afrika’da ırk ayrımcılığına dayalı rejimi (Apartheid) yıkarak yerine tüm ırkların eşit temsil edildiği bir demokrasi getirmek için verilen mücadeleye önderlik eden Nelson Mandela’nın Afrika Ulusal Konseyi (ANC) 9 üyesiyle birlikte yargınlandığı meşhur Rivonia Davası’ndaki savunmasını, Emre Hepdeniz’in çevirisiyle  yayımlıyoruz. Savunma daha önce Hece Dergisi Haziran 2017 Afrika Özel Sayısı’nda yer aldı. 

***

Güney Afrika, Afrika’nın en zengin ülkesidir ve dünyanın en zengin ülkelerinden biri olabilir. Fakat burası aşırı uçların ve inanılmaz tezatların bulunduğu bir ülkedir. Afrikalılar yoksulluk ve sefalet içindeyken beyazlar dünyanın en yükseği diyebileceğimiz bir yaşam kalitesinin keyfini sürüyorlar.

Afrikalıların yüzde 40’ı umutsuzca kalabalık, bazı durumlarda kuraklıktan çıkmış, toprak aşınması ve toprağın aşırı işlenmesi sebebiyle ondan geçim sağlamanın imkânsız olduğu reservlerde yaşıyor. Yüzde 30’unu işçi, kiralık işçi ve beyazların çiftliklerinde Ortaçağ’ın serflerininkine benzer koşullar altında yaşayıp çalışan gecekonducular oluşturuyor.

Geri kalan yüzde 30, onları pek çok açıdan beyazların standartlarına yaklaştıran, kendi geliştirdikleri ekonomik ve sosyal alışkanlıklarıyla kentlerde yaşıyor. Ancak bu gruptakiler bile dâhil olmak üzere Afrikalıların çoğu düşük gelir ve yüksek yaşam maliyeti sebebiyle yoksul durumda.

Yoksulluk, kötü beslenme ve hastalık

Kentli Afrikalıların, gelir düzeyi en yüksek ve müreffeh kısmı Johannesburg’da bulunuyor. Fakat gerçek durumları çaresiz. En son rakamlar 25 Mart 1964’te Johannesburg Avrupalı Olmayanlar Bakanlığı’nın direktörü Bay Carr tarafından verildi.

Johannesburg’daki ortalama bir Afrikalı ailesinin yoksulluk referans çizgisi (Bay Carr’ın bakanlığına göre) ayda R42.84. Bay Carr ortalama aylık maaşın R32.24 olduğunu ve Johannesburg’daki Afrikalı ailelerin tümünün yüzde 46’sının hayatlarını devam ettirecek kadar kazanmadıklarını gösterdi.

Yoksulluk, kötü beslenme ve hastalıkla el ele ilerliyor. Kötü ve yetersiz beslenme oranı Afrikalılar arasında çok yüksek. Tüberküloz, pellegra, kwashiorkor, mide iltihabı ve iskorbüt ölüm ve sağlık bozukluğuna yol açıyor.

Çocuk ölümleri oranı dünyanın en yüksekleri arasında. Pretoria için Sağlık’ın idari amirine göre neredeyse tamamı Afrikalı olmak üzere günde 40 kişi tüberkülozdan ölüyor ve 1961’de rapor edilen 58,491 yeni vaka var.

Bu hastalıklar yalnız vücuttaki hayati organları yok etmekle kalmıyor, gerilemiş akli durumlarla, inisiyatif kaybıyla sonuçlanıyor, odaklanma kabiliyetlerini düşürüyor. Böyle durumların ikincil sonuçları tüm toplumu ve Afrikalı işçilerin çalışma standartlarını etkiliyor.

Eğitim engelleniyor

Ne var ki, Afrikalılar yalnızca kendilerinin yoksul, beyazların zengin olmasından değil beyazlar tarafından konulan yasaların bu durumu muhafaza etmek için tasarlandığından şikâyet ediyor.

Yoksulluktan kurtulmanın iki yolu var. İlki resmi eğitim, ikincisi de işçinin yaptığı işi daha ustaca yapıp yüksek maaş alması. Afrikalılar hususunda, gelişimin bu iki yolu da mevzuat tarafından kasıtlı olarak kısıtlanmış durumdadır.

Mevcut hükümet her zaman Afrikalıların eğitim isteklerini engelledi. İktidara geldikten sonraki ilk dönem icraatlarından biri Afrikalıların okuldaki beslenmelerine olan yardımları durdurmaktı. Okula giden pek çok Afrikalı çocuğun beslenmesi bu takviyeye bağlıydı. Bu zalimce bir icraattı.

Zengin ya da yoksul tüm beyaz çocuklar için, neredeyse ücretsiz, zorunlu eğitim veriliyor. Aralarında böyle bir destek alanlar varsa da benzer hizmet Afrikalı çocuklara verilmiyor. Hatta Afrikalı çocuklar eğitimleri için genelde beyazlardan daha çok ödemek zorunda kalıyorlar.

Güney Afrika Etnik İlişkiler Enstitüsü’nün 1963’teki bülteninden alıntılanan rakamlara göre yedi ile 14 yaş aralığındaki Afrikalı çocukların yaklaşık yüzde 40’ı okula gitmiyor. Okula gidenlerin standartları ise beyazlara sağlanandan büyük ölçüde farklı.

1960 ve 1961 yıllarında hükümetin devlet okullarında okuyan Afrikalı öğrencilere yaptığı kişi başına harcama yaklaşık R12.46. Aynı yıllarda Cape Vilayeti’ndeki (ulaşabildiğim tek rakamlar bunlardı) beyaz çocuklara kişi başına yaptığı harcama R114.57.

Elimde rakamlar olmamasına rağmen, hiç kuşku yok ki devletin kişi başına R144.57 harcadığı beyaz çocukların tümünün, kişi başı R12.46 harcadığı Afrikalı çocuklardan daha varsıl ailelere sahip olduğu söylenebilir.

Eğitimin niteliği de keza farklıdır. Bantu Eğitim Bülteni’ne göre 1962’de, Güney Afrika’nın tümünde yalnız 5 bin 660 Afrikalı çocuk, üçüncü sınıf sınavını; aynı yıl yalnız 362’si üniversite yeterlik sınavını geçti.

Bu durum, görevdeki Başbakan’ın 1953’te Bantu Eğitim Beyannamesi hakkındaki bir münazarada şu şekilde bahsettiği Bantu eğitim politikasına tahmin edilebileceği gibi uygun düşüyor:

“Yerli eğitimi üzerinde denetimim olduğunda onu yerlilerin çocukluktan itibaren Avrupalılarla eşitliğin onlara göre olmadığını fark edecekleri şekilde reforme edeceğim… Eşitliğe inananların yerlilere öğretmen olması istediğimiz bir şey değil. Yerli eğitimi bakanlığımın denetimine geçtiğinde bir yerliye yaraşan yüksek eğitim biçimini, hayatında bilgisini kullanma şansı olup olmayacağını bakanlık bilecek.”

İyi işler Beyazlara veriliyor

Afrikalıların ekonomik gelişimi önündeki bir diğer temel engel de endüstrideki tüm iyi işleri yalnız Beyazlara ayıran endüstriyel renk hattıdır. Dahası, kendilerine açık olan vasıfsız ve yarı-vasıflı meslekler edinebilen Afrikalıların, Endüstriyel Uzlaşma Kanunu’nca tanınan sendikalar kurma izinleri yoktur. Bu Afrikalı işçi grevlerinin yasadışı olduğu ve daha iyi kazanan beyaz işçilerin sahip olduğu toplu sözleşme hakkından mahrum bırakıldıkları anlamına geliyor.

Müteakip Güney Afrika hükümetlerinin Afrikalı işçilere karşı olan politikasındaki ayrımcılık sözde ‘medeni iş politikası’ adı altında, kuytudaki, vasıfsız hükümet işlerinin endüstrideki ortalama bir Afrikalı işçinin kazancının hayli üzerindeki maaşlara, sanayide talebi karşılayamayan beyaz işçiler için bulunmasında açıkça görülür.

Kendi ülkemizdeki beyaz insanlara kıyasla yoksuluz.

Hükümet kendini eleştirenlere çoğu zaman Güney Afrika’da yaşayanların ekonomik açıdan Afrika’nın diğer ülkelerindekilere göre oldukça iyi durumda olduğu cevabını veriyor.

Bu açıklamanın doğru olup olmadığı bilmiyorum ve bu ülkelerin yaşam maliyeti dizinlerine değinmeden herhangi bir kıyas yapılabileceğinden şüpheliyim.

Fakat şayet doğruysa, Afrikalılar hususunda bu, konuyla ilgisizdir. Şikâyetimiz, diğer ülkelerdeki insanlara kıyasla yoksul olmamız değil, kendi ülkemizdeki beyaz insanlara kıyasla yoksul olmamız ve bu eşitsizliği değiştirmemizin mevzuatla engellenmesidir.

Beyaz üstüncülük

Afrikalıların insan haysiyetinden mahrum yaşam deneyimi, doğrudan beyaz üstüncülük politikasının sonucudur. Beyaz üstüncülük, siyah alçaklığı kasteder. Beyaz üstüncülüğü muhafaza etmek için tasarlanmış mevzuat, bu düşünceyi sağlamlaştırıyor.

Güney Afrika’daki bayağı işleri istisnasız olarak Afrikalılar yapıyor. Taşınacak ya da temizlenecek bir şey olduğunda beyaz adam, kendisinin çalışanı olsun veya olmasın bir Afrikalı bulmak için etrafına bakacaktır. Buna benzer tavırlar nedeniyle beyazlar, Afrikalıları ayrı bir tür olarak görme eğiliminde.

Onlara aileleri olan insanlar olarak bakmıyorlar; duygulara sahip olduklarının farkında değiller –tıpkı beyaz insanlar gibi âşık olduklarının; beyaz insanlar gibi eşleri ve çocuklarıyla birlikte olmak istediklerinin; ailelerini gereğince destekleyecek, onları besleyecek, giydirecek, okula gönderecek kadar para kazanmak istediklerinin.

Sahi, hangi ‘temizlikçi çocuk’, ‘bahçeci çocuk’ ya da işçi bunları yapmayı ümit eder ki?

Paso kanunu

Güney Afrika’daki Afrikalıların en çok nefret ettiği mevzuatlardan biri olan paso kanunları tüm Afrikalıları her daim polis gözetimine maruz hale getiriyor. Güney Afrika’da, hayatının bir noktasında, pasosu yüzünden polisle dirsek temasına girmemiş tek bir Afrikalı erkek olduğundan şüpheliyim. Her sene yüzlerce, binlerce Afrikalı paso kanunlarınca hapse atılıyor. Daha kötüsü paso kanunlarının eşleri ayırıp aile hayatının bozulmasına yol açtığı gerçeğidir.

Yoksulluk ve aile hayatının bozulması ikincil etkilere sahiptir. Çocuklar gidecekleri bir okul, okula gidecek paraları ya da onları okula gönderecek ebeveynleri her ikisi de (eğer iki ise) aileyi ayakta tutmak için çalıştıkları için olmadığından ilçelerin sokaklarında dolanıyorlar.

Bu da ahlaki standartlarda bir çöküşe, kanunsuzluğun endişe verici boyutlarda artmasına ve yalnız politik olarak değil, her alanda patlamakla sonuçlanan artan şiddete sebep oluyor.

İlçelerde hayat tehlikelidir. Birinin bıçaklanmadığı, hakarete uğramadığı gün olmaz. Ve şiddet ilçelerden çıkıp beyazların yaşam alanlarına taşınıyor. İnsanlar hava karardıktan sonra sokakta yürümeye korkuyorlar. Bu suçlara artık ölüm cezası uygulanabilmesine rağmen haneye tecavüz ve hırsızlıklar artıyor. Ölüm cezaları kanayan yarayı iyileştiremez.

Hak ettiğimiz payı istiyoruz

Afrikalılar onlara yaşayabilecekleri bir maaş ödenmesini istiyorlar. Afrikalılar hükümetin onların yeteneklerine uygun olduğunu söylediği işlerde değil, kendi yeteneklerine uygun işlerde çalışmak istiyorlar. Afrikalılar bir bölgeden, orada doğmadıkları için imzayla atılmak değil iş bulabilecekleri yerlerde yaşamalarına izin verilmesini istiyorlar.

Afrikalılar çalışabilecekleri yerde toprak alma izni istiyorlar; zorla, asla kendilerinin olarak görmedikleri kiralık evlerde yaşamak değil. Afrikalılar kendi gettolarına kapatılmak değil, genel nüfusun bir parçası olmak istiyorlar. Afrikalılar çalıştıkları yerde eşleri ve çocuklarıyla yaşamak istiyorlar, erkek konukevlerinde doğadışı bir varoluşa zorlanmak değil. Afrikalı kadınlar erkeklerin yanında olmak istiyorlar, reservlerde kalıcı olarak dul bırakılmak değil.

Afrikalılar küçük çocuklar gibi odalarına kapatılmak değil gece 11.00’den sonra sokakta olabilmek istiyorlar. Afrikalılar kendi ülkelerinde seyahat edip, istedikleri yerde iş bulabilmek istiyorlar; İş Kurumu’nun onlara söylediği yerde değil. Afrikalılar Güney Afrika’da hak ettikleri payı istiyor; güvenlik ve toplumda bir konum istiyorlar.

Her şeyden önce eşit siyasi haklar istiyoruz çünkü onlar olmazsa zaaflarımız kalıcı olacak. Bunun ülkedeki beyazlara devrimci bir açıklama gibi geldiğini biliyorum çünkü o durumda seçmen çoğunluğunu Afrikalılar oluşturacak. Bu da beyaz adamın demokrasiden korkmasına neden oluyor.

Bu yaşam hakkı mücadelesidir

Fakat bu korkunun ırkların uyumunu ve herkes için özgürlüğü güvence altına alacak tek çözümün önünde durmasına izin verilemez. Oy verme hakkının etnik tahakkümle sonuçlanacağı doğru değildir.

Ten rengine dayalı siyasi ayrılık tümüyle sunidir ve yok olduğunda, bir ten renginin diğeri üzerindeki tahakkümü de onu takip edecektir. ANC yarım yüzyıldır ırkçılıkla savaşmaktadır. Muzaffer olduğunda bu politikayı değiştirmeyecektir.

Öyleyse ANC’nın savaştığı şey işte budur. Mücadeleleri tamamen ulusal bir mücadeledir. Bu, kendi ıstırap ve deneyimlerinden esinlenen Afrikalıların mücadelesidir. Bu mücadele, bir yaşam hakkı mücadelesidir.

Hayatım boyunca kendimi Afrikalıların mücadelesine adamış bulunuyorum. Beyaz tahakküme karşı savaştım, siyah tahakküme karşı da. Herkesin uyum içinde, eşit olanaklarla yaşadığı özgür ve demokratik toplum idealini el üstünde tuttum. Bu ideal uğruna yaşamayı ve ona ulaşmayı ümit ediyorum. Fakat gerekirse, bu ideal uğruna ölmeye de hazırım.

Kaynak: Bianet

http://ozgurdenizli.com/kavgamiz-yoksulluk-ve-insan-haysiyetinin-yoksunluguyla-nelson-mandela/

http://ozgurdenizli.com/savas-sanati-ve-devrim-uzerine-calismaya-basladim-nelson-mandela/

http://ozgurdenizli.com/karar-zamani-boyun-egmek-ya-da-savasmak-nelson-mandela/

http://ozgurdenizli.com/biz-kanuna-baskaldirmayi-sectik-nelson-mandela/

İlginizi çekebilir