Gaudí’nin Evrensel İlhamı ve Doğa ile Yaratıcı Sözleşmesi – Gamze Haklı Geray

Gaudí, doğada düz çizgiler veya keskin köşeler olmadığını söylemiştir. Bu sebeple binalar ve yapılarda da düz çizgiler ya da keskin köşeler bulunmamalıdır.

“Doğadan gelmiyorsa hiç bir şey sanat değildir” demiş, eşsiz Katalan mimar, sanatçı ve tasarımcı Antoni Gaudí. Barselona’ya gidip mimarlığından ve tasarımlarından etkilenmeyen, gitmemiş bile olsa, eserlerini öğrenip ilhama kapılmayan yoktur sanıyorum. Etkiledikleri arasında çalışmalarını günümüz dünyasını güzelleştirmeye adayan mimarlar, inşaat mühendisleri ve tasarımcıların da olduğunu umut ediyorum. Barselona’da eserleri arasında ve Sagrada Familia Katedrali içinde geçirdiğim uzun saatlerde ona hayranlığımın doruk noktasına ulaştığını söylemeliyim. Antoni Gaudí’nin kentin tarihi dokusu ve doğa ile uyumlu o muhteşem eserlerinin, estetik ve zariflikten yoksun ucuz betonlaşmayı erdem ve fayda olarak algılayanların gözlerini bir gün açabilecegi ümidindeyim.

Gaudi, dünyanın en önemli yaratıcı kişiliklerinden biri olmadan önce, sağlık sorunlarıyla uğraştığı duyarlı bir çocukluk geçirir. Uzun süre evde dinlenmek zorunda kaldığı zamanları, doğayı, yapıları gözlemleyerek, evrenin ve bilimin gizemlerini çözümlemeye çalışarak değerlendirir. Doğanın, Yaratıcı’nın taçlandırdığı en yüksek bilgiye dayanan öğretmen olduğunu düşünür. Tutkusu ve içinde bulunduğu ortam onu organik ve serbest akışta kalan bir mimari anlayışa, form, renk, doku ve organik estetik duygusuna yönlendirir. Tüm ilhamını Tanrı inancından ve doğadan alan, eserlerine bunu eksiksiz yansıtan Gaudí’nin fantastik, hayali, doğadan seslenen büyüleyici mimarisi, ayrıntılara gösterdiği titiz özen, seramik, vitray, işlenmiş demir ve marangozluk becerileri ile hayat bulan farklı bir düşüncenin meyvelerini sunar. Artık seramik parçaların kullanımı gibi yeni teknikleri de dener. Ona Tanrı’nın mimarı derler.

gadi

Gaudí, doğada düz çizgiler veya keskin köşeler olmadığını söylemiştir. Bu sebeple binalar ve yapılarda da düz çizgiler ya da keskin köşeler bulunmamalıdır. Geometrik şekiller doğanın içinde gizlidir ve mimarın elinde yeniden çiçek dalları, yapraklar, tomurcuklar ve kıvrımlı formlarla dile gelirler. Doğadaki her şeyin renkli olduğunu ve renksiz olan hiç bir objenin, insanın biçimlendirdiği mikrokozmoz tasarımında yer almaması gerektiğini belirtir.

Gaudí’nin Barselona’da –tamamlanmayan mabedi Sagrada Familia dahil– pek çok inanılmaz eseri yer alır. Vicens Evi, Güel Malikanesi ve Güel Sarayı, Milà Evi (La Pedrera), Batlló Evi, Calvet Evi, Colonia Güell Kilisesi bunlardan bazılarıdır.

Antoni Gaudí doğayı kendine rehber alarak, süsleme sanatını ve yapıyı en yaratıcı platformlarda birleştirdi. Statik ve dinamik kanunları ile çalıştı. O, üç boyutlu formlarla, iç dinamiklerle ilgilendi.

Hayat verdiği mekânlarda şiirsel ifadeye, durağanlıktan uzak özgün eserlere yoğunlaştı. Gerçeküstü bacalar, Art Nouveau süslemeleri, zaman zaman gotik tasarımlar kullandı. Yüzeylerini süslü taş düzenlemeleriyle, renkli vitray parçalarıyla, mozaiklerle, çiçek, hayvan ya da ejderha desenli çalışmalarıyla bezediği geometrik yapıları herkesin başını döndürdü. Tasarım ve mimaride Katalan efsaneleri ve kültürün esintileri ile Mağrip ya da İspanyolcadaki adıyla Mudejar üslubuna yer verdi. İspanyol Art Nouveau hareketinin yenilikçi mimari olmakla beraber Gaudí birçok etkinin sentezi olan tamamıyla kendine özgü bir tarz ve yol yaratmıştır.

gaudí

Gaudí, Batlló Evi’nde deniz hayatını anımsatan renkleri ve şekilleri kullanmış, doğa ve mutluluğu dile getiren bir hayal dünyası kurmuştur. Binanın ön cephesi sembolik bir evrene açılan kapı gibidir. Âdeta ışık ve renkle diyaloğa girer, güzellik ve coşku dolu bir deniz yolculuğuna çıktığınızı hissederseniz. Ev, günün ilk ışıklarıyla aydınlanır. Kolonlarda kemik şekillerini fark edersiniz. Balkonlar adeta duvarları çiçeklerle bezenmiş maskelerle süslenmişlerdir. Batlló Evi’nin ön cephesi sanki kafatası ve kemiklerden yapılmış izlenimini verir. Kafatasları balkonlar, kemikler ise onu taşıyan sütunlardır.

Salvador Dali de Gaudí’nin bu evdeki ilham kaynağının, sakin bir günde gözlemlenen deniz dalgaları olduğunda hemfikirdir.

Gaudí eserin ayrıntısını hiçbir zaman açıklamamıştır. Sonuçta sembollerle dolu, deşifre etmesi başlı başına bir serüven olan evi, ziyaret eden her kişinin hayal gücüne açık bırakarak tasarlamıştır.

Ejderha sembolünü eserlerinde kimi zaman bütünüyle bir sütun süsü olarak, kimi zaman  iskeletleriyle bir binanın içinde, çatı  ayrıntısında, tavan arasında ve kapılarda kullanmıştır.

Koyu bir dindar olan Gaudí’nin başyapıtı Sagrada Familia (Kutsal Aile) Katedrali. Yaşamının son kırk yılını hâlâ sürmekte olan bu projeye adadı. Projenin, 2026’da Gaudí’nin yüzüncü ölüm yıldönümünde tamamlanması amaçlanmakta. Bu muhteşem katedralin üç ana cephesi mevcut. Katedrali gerek doğal, gerek dinsel ayrıntıları dikkatle inceleyerek gezmek gerekiyor. Zira her köşesi ince tasarım ve dini sembollerle bezenmiş tasarım şahaseri.  Gaudí, Basilika’nın içini büyük bir orman olarak tasarlamış ve kolonlarını da ağaçların gövdeleri olarak hayal etmiş. Günün belli zamanlarında vitraylardan sızan ışık oyunlarını izlemek inanılmaz mistik bir deneyim.

gaudí

Yaratıcı dehalar geleneksel düşüncenin ötesine geçer, zengin bir yelpazede orijinal çözümler üretirler. Olaylara ve durumlara herkesin gördüğünden farklı, yenilikçi bakış açıları taşırlar. Metafor ve analojilerle düşünmek her konuda yaratıcı tasarımı geliştirir.

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Kaynak: OGGİTO

İlginizi çekebilir