Fizik ilkeleriyle Kürt meselesi – Pınar Öğünç

Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi’yle Kürt kadın hareketi aynı cümlede pek de sık buluşmuyor. HDP Muş İl Eş Başkanı Sibel Genç, KHK ile mesleğinden uzaklaştırılmış bir fizik öğretmeni. Türkiye’de bir Kürt olarak siyaset yapmanın sonuçlarının hem çok belirli, hem de belirsiz olduğu bir zamanda muhalefete, bu inada ve çözüm ihtimallerine alışık olmadığımız bir perspektiften bakıyoruz onunla.

Bugün HDP’de siyaset yapmak kadar sonuçları “belirli” kılınmış az şey var. Söyleşmek için sözleşmiştik, bir sonraki güne ertelersek daha iyi olacağını söyleyen bir mesaj attı. “Eş başkanımız tutuklandı. Bir de bir taziyeye gitmem gerekiyor” diyordu. Eş başkanın tutuklanması, aniden beliren bir toplantı yahut sonra gideceği taziye kadar doğal, günlük bir hadiseydi. Keza biliyorduk ki kendisi tutuklansaydı da şaşırmayacaktı ya da misal sözleştiğimiz gün ulaşamaz olsaydım aklıma gelecek ihtimal belliydi.

Sibel Genç, HDP Muş İl Eş Başkanı. 7 Haziran 2015 Genel Seçimi’nde Manisa’dan milletvekili, 31 Mart 2019’daki yerel seçimde de Muş Belediye Eş Başkan adayıydı. Onunla konuşmamızın bir sebebi daha var. Genç, KHK ile mesleğinden uzaklaştırılan bir fizik öğretmeni. Fizik ilkeleri ve Kürt hareketi üzerine aynı anda, üstelik belirsizlikle birleştirerek konuşabileceğiniz çok fazla kişi yok hayatta.

HEM BUGÜNÜ, HEM GEÇMİŞİ YARGILAMAK

HDP Hukuk Komisyonu’nun tespit edebildiği verilere göre, 24 Haziran 2015 ve 25 Eylül 2020 tarihleri arasında HDP ve bileşenleri üyesi, yöneticisi, çalışanı, seçmeni olan 22 bin 320 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden tutuklananların sayısı beş bini geçiyor. Şu an ikisi önceki dönem eş genel başkanları olmak üzere 12 eski vekil tutuklu. HDP Yerel Yönetimler Komisyonu’nun derlediği verilere göre ise 2019 yerel seçimlerde 65 belediye kazanan HDP’nin bugün altı belediyesi kaldı. Kazanılan belediyelerden altısında KHK’li olmaları gerekçesiyle seçilmişlere mazbataları verilmedi. Üçü büyükşehir belediyesi olmak üzere 48 HDP’li belediyeye kayyım atandı. 84 Belediye Meclis üyesi, dokuz İl Genel Meclis üyesi görevden uzaklaştırıldı. Gözaltına alınan 37 belediye eş başkanından 18’i, operasyonlar kapsamında gözaltına alınan 120 belediye meclis üyesinden 12’si, yedi İl Genel Meclis üyesinden dördü hâlâ tutuklu.

Partiden gelen bu verilerde dikkat çeken iki nokta var. Biri, bu sayıların “tespit edilebildiği” kadarını içermesi. Zira doğrudan parti organlarında görev üstlenen kişiler değillerse, adli takibatı izlemek güçleşebiliyor. İkinci nokta da paylaşırken, yazı yayınlanana kadar bu sayıların değişebilme ihtimaline dair yaptıkları nazik uyarı. Kaldı ki, HDP Yerel Yönetimler Komisyonu’nun bu sayıları paylaştığı 15 Ekim’den sonra Diyarbakır İl ve Kayapınar İlçe Eş Başkanları da gözaltına alındı.

Sibel Genç, bir Kürt olarak Türkiye’de siyaset yapmanın her daim çok belirli ve de çok belirsiz yanları bulunduğunu söylüyor. Belki öncelikli konuşulabilecek konu, bu ısrar olabilir; 1990’lı yılların başından beri bazı dönemler dozu daha da artan ve tek tek herkesin hayatını bundan ibaret kılan siyasi baskıya rağmen vazgeçmemek. Neden? Devlet şiddetinin üzerine bir de “sivil” kaynaklı olanı eklemek gerekiyor. Parti merkezi taşlanabilir, seçim bürosu yakılabilir, miting bombalanabilir; bunlar oldu, olabilir. Her şeye rağmen fikrini değiştirmemek, caymamak, ısrarcı olmak, bütün bunların arkasındaki şey, hayatta politik idealleri olanların en kolay cevaplayacağı kısım muhtemelen. Varlığınız, kimliğiniz “belirsiz” kılınmaya çalışıldığında, bunu değiştirmeye dair inanç hayatın kendisi haline geliyor.

“Ne olacağını öngöremediğimiz bir atmosfer yaşıyoruz. Evet, yarın ne olacağımı bilmiyorum. Ruh halim değişiyor. Örneğin gözaltıların yoğun olduğu dönemlerde sabah uyanıp şöyle bir saate baktığım oluyor. Genelde sabah 5 buçuk, 6 gibi geliyorlar çünkü. Korku çok insani bir duygu, onunla yaşıyorsunuz, yoksa sizi çok başka bir yere götürür. Bir de sonuçta ben demokratik siyaset alanında çalışmalar yapıyorum diyorsunuz, ne olacağıyla ilgilenmiyorsunuz. Asıl hissettiğim belirsizlik burada. Yolda yürüyüşüm, geçmişte söylediğim bir şey her an karşıma çıkarılabilir. Bugün içeride basın açıklaması yapmak yasak değil, ama bunun yarın yasaklanmayacağını, karşınıza suç olarak gelmeyeceğini bilmiyorsunuz. Örneğin eş başkanımızı (Abdulbari Yiğit) 2000’lerde yaptığı bir basın açıklamasından dolayı aldılar. Bugününüzü yargıladıkları gibi geçmişinizi de yargılıyorlar.”

Özellikle Barış Süreci’ndeki eylem ve söylemlerden bugün suç yaratmanın psikolojik baskının başka bir yöntemi olduğunu düşünüyor Genç. Dönemin bakanlarının katıldığı etkinlikler dahi terörle ilişkilendirilebiliyor çünkü. Suçun zamanla, zeminle ve dolayısıyla hakikatle bağının bu biçimde kopmasının yarattığı başka bir muğlaklık var, başka tür bir yıpratıcılık. Genç, o günlerde umutlanmış olsa da, Barış Süreci’ni de zamanında barındırdığı belirsizliklerle gördüğünü söylüyor. Bu da devletle daha önce defalarca yüz yüze gelme tecrübesi galiba.

KADIN HAREKETİ VE FİZİK

1980’lerin başı, Muş. Derslerin çoğu boş geçiyor; okul var mı, yok mu belli değil. Girdikleri sayılı dersi çok sevdiğinden, Sibel Genç fizik okumak istiyor. Zaten aldığı eğitimi altyapı anlamında eksik bulurken, bir de Muş’ta kadınlara üniversite eğitimi şansı pek tanınmadığı zamanlar. 1984’te Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’ne, Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü’ne giriyor. YÖK’ün o ilk yıllarında o kadar çok arkadaşı okuldan atılıyor ki, bölüme birlikte başlayan 44 öğrenciden sadece dördü diplomasını alabiliyor. Bundan sonra da on yılı Ayvalık’ta, sonrası Muş ve Mardin’de olmak üzere 24 yıllık öğretmenlik hayatı başlıyor.

“Fizik felsefenin, hayatın temelidir” diyor Genç, ezberi kıran bir öğretmen olmaya çabaladığını anlatıyor. Hatta ihraç edilmesinden iki hafta sonra “bilim okuryazarlığının toplumda yaygınlaştırıp geliştirilmesi” konulu projelerinin TÜBİTAK’ın açtığı yarışmada önemli bir başarı elde ettiğini öğrenmiş. Bazı fizik ilkelerinin, hayatta muhakeme ederken bağlar kurmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Derken Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi’nden Kürt kadın hareketine geliyor sonra da.

“Belirsizlik sonsuz değildir, çarpanlarına bağlıdır. Momentumla konumunu aynı anda ölçemezsiniz. Momentum bir noktada enerjidir, konum aradaki mesafedir. Örneğin Türkiye’de feminist hareket içinde Kürt kadın hareketi bir aktördür değil mi? Görüyoruz ki Türk kadın hareketiyle Kürt kadın hareketi arasındaki mesafe arttığında, açığa çıkan pozitif enerji azalıyor. Başından beri Kürt kadın hareketi kendisini siyasi parti ve kuruluşlardan ayrı örgütledi. Özgürlük, insan hakları mücadelesinin yanında, toplumsal cinsiyetin verili rollerine karşı da mücadele yürüttüler. Genelleme yapmıyorum ama Türk kadın hareketi içinde buna üstenci bir tavırla yaklaşanlar oldu. Etnik kimlik vurgusundan rahatsız oldu bazıları, milliyetçilik kokan yaklaşımlar görebildik. Böyle olunca mesafe uzadı, pozitif enerji oluşamadı. Belirsizliği tanımlayan, enerji çarpı konumdur… Halbuki mesafeyi küçültürsek eylemsellik oluşacak. Ortaklaşmalar, paylaşımlar, yeni çıkış arayışları artacak. Belki biz de anlatamadık. Anadil sorunu nedeniyle kadınlarımız kendilerini aktaramadılar diğer tarafa. Ya da akademik çalışmaların konusu olabilmesi için tecrübelerimizi yeterince açığa çıkaramadık belki. Zaman kaybettik ama hiçbir şey için geç değil, hatta böyle bir dönemde tam da buna ihtiyaç var.”

KÖPRÜLER KURMAK

Sibel Genç

Sibel Genç kendi hayatındaki en yoğun belirsizliği kızkardeşi Nibel Genç’i beklerken yaşadığını söylüyor. 26 yıldır cezaevinde olan Nibel Genç’in daha dört yıllık cezası var. Neresinden başlayacağını bilemediği uzun bir hikâye, titrek sesli “Her şey farklı olabilirdi” cümlesiyle çıkıyor sadece ağzından. Artık Muş’ta yaşadığı, üzerine bir de pandemi eklendiği için uzun süredir kızkardeşini ziyarete gidememiş. Cezaevinde 26 yıl. Bir ömür eden üç kelime; üzerine laf etmek kolay değil. “O neyi ne için yaşadığının farkında sonuçta. Okumaktan ve yazmaktan müteşekkil bir hayat kurdu kendine orada” diyor Sibel Genç.

İkinci yoğun belirsizlik tecrübesi de yıllar sonra Muş’a dönmek olmuş. Çocukluğuna, ilk gençliğine ait coğrafyanın kişisel tarihinde yeni anlamlarla belirmesi dışında, bir de şimdi bu kentte siyaset yapmak gibi meselesi var. Muş’a mahsus güçlükler bunlar. TÜİK’in düzenli yayınladığı “yaşam endeksi” sıralaması vardır; hane gelirinden, sağlık hizmetlerine erişime, altyapıdan yaşam memnuniyeti anketine kadar bir dizi verinin toplamından elde edilen bir liste… İşte onun hep en sonuna mahkum edilmiş bir şehir Muş. Üzerine ekonomik krizi ekleyin, bir de pandemi… Genç, organik tarımdan etno-botanik çalışmalara, bu kıskaçtan kurtulmanın yolları bulunmasına rağmen bir şeyler yapılmadığını söylüyor. Başka türlü bir yoksulluk, başka türlü bir ayrımcılık, yarına dair başka türlü bir belirsizlik bahsettiği.

“Ekonomik olarak sorun çok derin. İnsanlar bahçeden domates, bostandan karpuz satıp günlük gelirle ayakta kalmaya çalışıyor. Altyapıda sorunlar büyük. Diğer yandan Muş’ta çok ağır bir baskı var. Her on beş günde bir etkinlikler yasaklanıyor, insanlar bir araya gelemiyor. Çerçevesini çizdikleri soyut, ama bir anlamda da somut bir atmosfer var. Şu anda baskılardan dolayı sokakta bir basın açıklaması yapma imkânı yok, bu baskı her şeye yansıyor. Buna rağmen devam ediyoruz, özellikle kadınlarla bir araya gelmenin yollarını arıyoruz, sohbet ediyoruz.”

Sibel Genç, kadın hareketi üzerine tespitlerindeki mantığı sürdürerek bugüne getiriyor sözü. İktidarın gücünü muhalefetin bir araya gelemeyişinden aldığını söylüyor, geleceği şu an belirsiz kılan bu ona göre.

“Ezber kodlarımızdan sıyrılarak politika üretmeliyiz. Cesaretli sorular sorup, cesaretli yanıtlar aramalıyız. Ve akışkanlık önemli. Kaz Dağları ne kadar önemliyse Dersim’in dağ keçileri de o kadar önemli olduğunda ya da toplumsal cinsiyet rolerindeki egemenlik ilişkilerine ayrım koymadığımızda bir şey değişebilir ancak. Türk halkıyla o köprüyü kurmamız gerekiyor. Etkilenen hepimizin yaşamı. İleriye bakmak, bunu artık görmek zorundayız. Güçlerimizi birleştirmeli, pozitif bir eylemsellik yaratmalıyız. Birbirimize hiç bu kadar ihtiyacımız olmamıştı belki.”

Notlar

Nibel Genç’in Mısır Koçanlarını Kızartan Koku isimli romanı Notabene Yayınları’ndan çıkmıştı. Şu anda yenisi üzerine çalışıyormuş.

Sırada: Bir dağ manzarası/ maceranın, güvenliğin, riskin evrimi/ Emrah Denizhan

Bu çağa özgü gibi gelen, bu çağı Türkiye’de yaşamanın katmerlediği “belirsizlik” üzerine 20 bölümlük bir yazı dizisinden bir parça okudunuz. Fizikten felsefeye, siyasetten sosyolojiye, hukuktan psikolojiye uzanan alanlarda; yükselen denizlere ve uyuyan fay hatlarına, devletlere ve halklara, dışımıza ve içimize bakarak bir anlama çabası bu. Bilgisiyle, tanıklığıyla eşlik edenlerle birlikte sisin ortasında birlikte bir yürüyüş.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir