‘Erkek şiddeti bir devlet rejimine dönüştü’

TJA, 15 Eylül’de ‘Kendimizi Savunuyoruz’ sloganıyla bir kampanya başlattı. Oldukça geniş kapsama sahip olan kampanyada kadınlar müthiş çalışmalar sergiliyor. Ayşe Gökkan, kampanyanın detaylarını gazetemize anlattı

Nevin Cerav

Daha önce Değişim ve Özgürlük İçin Sen de Ayağa Kalk sloganıyla kampanya düzenleyen Tevgera Jinen Azad (TJA-Özgür Kadın Hareketi), 15 Eylül’de yeni bir kampanya başlattı. Sloganları bu kez “Em Xwe Diparêzin”. Türkçesi “Kendimizi Savunuyoruz” anlamına geliyor. Bölgede Diyarbakır’da, batıda ise İstanbul’da startı verilen “Kendimizi Savunuyoruz” ayrıca birçok kentte de çeşitli etkinliklerle duyuruldu. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ne kadar sürecek olan kampanyanın içeriği de oldukça kapsamlı. Özellikle Kürt kentleri ile ilçelerinde eşzamanlı olarak başlatılan etkinliklerin ana temalarını tecrit, kadına yönelik şiddet, özel savaş politikaları, özsavunma ve ortak kadın mücadelesi oluşturuyor. Bu ana başlıkların kapsama alanları ise birçok önemli alt başlıklar içeriyor. Anadil, ekoloji, ekonomi, şüpheli ölümler, çocuk istismarı, uzman çavuşların taciz ve tecavüzleri gibi konular kampanyada yer alıyor. “Kendimizi Savunuyoruz” kampanyasına daha yakından bakmak, amaçlarını, çalışma ve etkinliklerini öğrenmek için TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan’a başvurduk. İki aşamada ele aldığımız kampanyayla ilgili Gökkan gazetemize, ilginç ve dolu dolu bilgiler aktardı.

TJA’nın 15 Eylül’de başlayan kampanyası sürüyor.

Küllerinden doğan direniş

Kampanyanın “Kendimizi Savunuyoruz” sloganı ne anlama geliyor? Kampanyanın içeriğini görünür kılıyor mu? Kadınlara, topluma yansımaları nasıl? Bu soruların cevaplarını ayrıntılarıyla yanıtlıyor Ayşe Gökkan. Şöyle diyor: “Saldırı politikalarına karşı kampanyamıza ‘Kendimizi Savunuyoruz’ adını verdik. Hatta bir de sembolümüz var, o da Anka kuşu. Yani kendini küllerinden yeniden yaratan bir direniş olarak ele aldık kampanyayı. Ayrıca kendimizi savunuyoruz derken iki yönlü bir savunmadan bahsediyoruz. Birincisi; atölyelerle, eğitimlerle, bilinç yükseltmelerle haklarımızı öğreniyoruz. İkincisi; şiddete, saldırılara karşı kendimizi nasıl koruyacağımız konusunda bilgileniyoruz. O yüzden de bu temelde eylem ve etkinlikler, eğitim ve örgütlenme bizim özsavunmamızı sağlıyor. Kampanyamızın da temelini oluşturuyor.”

Erkek devlet rejimi

Düzenledikleri kampanyaları daha çok toplumsal boyutlarıyla ele almayı tercih eden TJA, kadın ve çocukların uğradığı şiddeti ve baskıyı toplumsal düzleminden koparmadan ortaya koyuyor. “Kendimizi Savunuyoruz” kampanyasını da bu açıdan hayata geçirdiklerini söyleyen TJA Sözcüsü Gökkan, kampanyayı ana hatlarıyla şu şekilde tarif ediyor: “TJA olarak biz kampanyalarımızı bir olay ya da bir vaka üzerinden yapmıyoruz. Erkek egemen devlet, şiddetin çapını çok genişletti. Şiddeti tüm topluma yaygınlaştırmayı bir strateji olarak gören devlet politikalarına karşı başlattığımız bir kampanya bu. Ortada bir erkek devlet rejimi var. Bu rejimin erkeğe cesaret veren politikaları, kadına yönelik şiddeti arttırması boyutu var. İçinde kadın siyasetçilere, kadın kurumlarına, hareketlerine yönelik şiddeti de barındırıyor. Yanı sıra üniformalı erkek şiddeti dediğimiz boyutu da bulunuyor. Bu da içinde militarizmi, milliyetçiliği ve ayrımcılığı barındırıyor.”

Kayyumlar tecavüz kültürü

‘15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından getirilen Olağanüstü Hal sürecinden itibaren HDP’li belediyelere kayyum atanması, Kürt kentlerinde tüm kadın kurumlarının ve kadın sığınaklarının kapatılmasından sonra kadına yönelik şiddetin artmaya başladığını hatırlatarak konuşmasını sürdüren Gökkan, bunu sadece kadına yönelik şiddet olarak da ele almadıklarına dikkat çekiyor. Kayyumları halkın iradesini kırma ve iradesine el koyma olarak değerlendirdiklerini söyleyen Gökkan, bu uygulamaları genel olarak bir tecavüz kültürü olarak ele aldıklarını vurguluyor. Şu şekilde açıyor konuşmasının içeriğini: “Hasankeyf sular altında bırakıldı, seçme ve seçilme hakkı gasp edildi, Kürt birlikteliğine, Kürtlere, Kürt kadınlarına dönük saldırılar yapıldı. Anadil hakkı gasp edilmeye çalışılıyor. Bu saldırıların tümünü ele alıyor kampanyamız. 4 ay içerisinde bunları görünür kılıp mücadele etme amacındayız.” Kadınlara yönelik saldırılarla ilgili de geniş bir parantez açan Gökkan, kadınların fiziksel, cinsel, siyasal, ekonomik ve psikolojik olarak şiddete uğradıklarını ifade ediyor.

Erkek zihniyeti dönüştürme

Ayşe Gökkan

Özsavunma çalışmalarının tüm Türkiye’de yapıldığını, bölgeyle sınırlı tutulmadığını da dile getiren Gökkan, atölyelerin hem kadın özgünlüğünde hem de erkeklerin de katıldığı karma şekliyle gerçekleştirildiğini söylüyor. Bu atölyelerin büyük bir ihtiyaç halini aldığını belirten Gökkan, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu atölye çalışmalarını neden yapıyoruz, onu da açayım. Özellikle de son dönemlerde demokratik kurumlarda dahi erkek egemen saldırılar oldu. Daha önce bir otokontrol sağlıyordu erkekler ama son dönemlerde bir gevşeme söz konusu. Mesela Tuma Çelik, Mensur Işık olayları çıktı ortaya. İl ve ilçe örgütlerinde de bazı olaylar yaşandı. Biz de kampanya aracılığıyla buna dur demek için atölyeler düzenliyoruz. Kadına yönelik şiddeti durdurabileceğimiz bir zihniyet değişimini sağlamak adına bu atölyeleri yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.”

52 kentte atölye

Türkiye çapında 52 kentte kampanya kapsamında özsavunma ve zihniyet değiştirme atölyeleri düzenledikleri bilgisini veren Gökkan, çalışma sırasında açığa çıkan gelişmeleri şu şekilde aktarıyor: “Atölye çalışmalarımıza bugüne kadar binlerce kişi katıldı. Karma atölyeler sırasında erkekler kendilerine kadınlar kadar güvenmediklerini itiraf ettiler. Kadınlar kadar güçlü bir şekilde ayakta kalıp direnmediklerini söylediler. Bu çok önemliydi. Kadına yönelik şiddetin uygulayıcısı olduklarını ve bununla yüzleşip nasıl ortak bir dinamikle şiddeti durdurabilecekleriyle yüzleştiler.”

‘Şiddete karşı kendimizi savunacağız’

TJA’nın ‘Kendimizi Savunuyoruz’ kampanyasında yürüttüğü mücadele hattı şu maddelerle sıralanmıştı:

* Erkek egemen hükümet, devlet ve erkeğin cinsel, fiziksel, ruhsal, dijital, ekonomik şiddetine ve tüm mobbinglere karşı amansız bir mücadele vermeyi hedefliyoruz. Faile cezasızlık suçtur, katilin aklanmasıdır, katille suç ortaklığıdır. Diz çökmeyeceğiz, kendimizi savunacağız.

* Özel savaş politikası olan cinsel şiddet ve işkenceyle kadını cinsel köle haline getiren, gençleri uyuşturucu ve ajanlıkla toplumdan koparan, itibarsızlaştıran tüm saldırılara karşı alanlara çıkarak kendimizi savunacağız,

* Süryani, Ermeni, Keldani, Êzidî, Kürt kadınlarına, halklara, inançlara karşı başlatılan imhanın yeni adı olan linçler karşısında ortak mücadeleyi savunuyoruz.

* Toplumu dindar-kindar nefret söylemlerine, siyaset adına porno söylem ve yazılara boğan anlayışa karşı kendimizi savunuyoruz.

* İmralı tecridini bir soykırım olarak uygulayan sisteme karşı, özgürlüğü savunuyoruz. Tecrit insanlığa karşı işlenen suçtur diyoruz.

* Kürt olmakla, kadın olmakla, Kürtçe konuşmakla lince davetiye çıkaran AKP-MHP rejimine karşı anadilimizde eğitim alma.

* İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı geri çekmek veya maddelerini değiştirmek kadın katliamlarının belgesini imzalamak demektir, sonuna kadar İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyoruz. Çocuklara yönelik cinsel saldırı, tecavüzcüyle evlendirme yasalarına karşı amansız bir mücadele içerisinde olacağımızı taahhüt ediyoruz. Kadın haklarını güvence altına alan, dünya kadınlarının kazanımları olan CEDAW, savaş ve barış dönemlerinde de geçerli olan İstanbul Sözleşmesi ve 6284’e özsavunmamız olarak sahip çıkıyoruz.

* Kürtlerin ortak kazanımlarına saldırı, Kürtlerin birliğine yöneliktir diyoruz. ‘Kürtlerin ulusal birliği tüm Kürtlerin savunmasıdır’ diye ekliyoruz.

* Devletin Kürdistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklere el koyarak, zozanları, dağları bombalayarak, tarım ve hayvancılığı yasaklayarak, üretimi sıfır noktasına getirerek toplumu yoksullaştıran, kadının emeğini sömüren, erkeğe ve devlete muhtaç eden saldırılarına karşı komünal ekonomiyi geliştirmeyi savunuyoruz.

* Suyu güvenlik barajı olarak kullanan, 12 bin yıllık Hasankeyf’i 50 yıllık baraja feda ederek tarihimizi, kültürümüzü sular altına gömen, dağlarımızı, ormanlarımızı yakıp yok eden zihniyete karşı demokratik mücadeleyi savunuyoruz.

Ev ev kadın buluşması

TJA, ‘Kendimizi Savunuyoruz’ kampanyasını açıkladıktan sonra hayata geçirdiği birçok çalışmayla birlikte sokak sokak, köy köy kadınlarla bir araya geliyor. Özsavunma atölyelerinin yanı sıra TJA’lı aktivistler iş yerlerinden pazarlara, sokaklardan evlere, mahallelerden köylere giderek kadınlarla bire bir görüşmeler yapıyor. Broşürler dağıtan, piknikler düzenleyen TJA’lı aktivistler kadınlara tacize, tecavüze, şiddete karşı bilinç oluşturacak bilgilendirmelerde bulunuyor. Bu çalışmalar aynı zamanda kadınların örgütlenme konusunda da adım atmasını sağlıyor.

Ekolojik yıkım da şiddettir

“Kendimizi Savunuyoruz” kampanyası o kadar geniş bir kapsama sahip ki, her birini ayrı birer başlık altında ele almak mümkün. Bu başlıklardan biri de ekoloji. Özellikle bölgede ekolojik bir kıyım olduğunu işaret eden Gökkan, son dönemlerde yaygınlaşan orman yangınlarına işaret ediyor: “Cudi Dağı cayır cayır yandı ama hiçbir müdahale olmadı. Hasankeyf sulara gömüldü, Gabar yandı, Dersim aynı şekilde saldırıya uğruyor. Yani bir ekolojik kıyım var. Bu ekolojik kıyım da şiddetin bir türüdür, toplumun doğayla, kültürüyle olan ilişkisini kesmektir. Bu kıyıma kampanyamız aracılığıyla dikkat çekip mücadele olanaklarını yaratmaya çalışıyoruz.”

‘Anadil hakkını teşvik ediyoruz’

Bölgede ve Türkiye’de diğer bir önemli sorun da anadil hakkı. Kürtçenin eğitim sisteminde yer almaması, devletin olumsuz politikaları Kürt halkının anadilinden mahrum kalmasına neden oluyor. Gökkan, kampanya kapsamında anadil çalışmalarına da yer verdiklerini belirtiyor. Üstelik okulsuz, sırasız, tahtasız; insanları, çocukları bir mekânda bir araya getirmeden hayata geçiriliyor bu çalışma. Ailelerin anadillerini öğrenmek ve geliştirmek için zaten var olan çalışmalara katıldıklarını dile getiren Gökkan, kendilerinin de bu çalışmaları kampanya kapsamında teşvik ettiklerini söylüyor. Salgın hastalık sırasında birçok yeni yöntemin geliştiğini, okulsuz da eğitime ulaşmanın mümkün olduğunu ifade eden Gökkan, “Daha önce toplumları bu şekilde etkilemek zordu ama pandemiyle birlikte ne kadar dezavantajları da olsa online eğitimi kolaylaştırdı. Binlerce kişi anadilini öğreniyor şu anda. Pandemi aslında birçok yeni şey öğretti bize. Mesela özgüvenimizi arttırdı, anadilde eğitimin bu şekilde de sürdürülebilir olduğuna ikna oldu insanlar.”

İşsizliğe karşı kooperatif

“Kendimiz Savunuyoruz” kampanyasının dikkat çektiği başlıklardan olan ekonomik şiddet. Ayşe Gökkan kampanyaları aracılığıyla işsiz bırakılan kadınların kendi ekonomilerini yaratmaları için çeşitli çalışmalar yürüttüklerini söylüyor. Kadınların baskı ve saldırılarla evlere kapatıldığını ve dışarıda ücret karşılığı çalışmalarının engellendiğini söyleyen Gökkan, pandemi nedeniyle de kadın işsizliğinin daha da arttığını hatırlatıyor. Kooperatifler aracılığıyla devlete ve erkeğe muhtaç olmadan nasıl ayakta kalınacağı üzerine kadınlara yönelik uygulamalar yapıldığını belirten Gökkan, “Devletin amacı kadınları kendine ve erkeğe bağımlı yapmak, bu da kadını erkeğe muhtaç hale getirerek sistematik şiddete mahkûm ediyor. Kadınlar, yaşamı bu yönden de örgütleyerek ekonomik şiddete karşı mücadele etmeye başladı” sözlerini sarf ediyor.

Üreterek kendine yetme

Kürt kentlerinin tarım, hayvancılık ve daha pek çok yönden zengin bir bölge olduğunu fakat ayrımcılık içeren politikalar nedeniyle yoksullaştırıldığını da sözlerine ekleyen Gökkan, önemli bilgiler paylaşıyor: “Ekonomik şiddete karşı kendimizi savunmak için ve kendimize komünal ekonomik bir alan nasıl inşa edebiliriz diye düşündük. Bu hep gündemimizde olan bir şeydi. Kendi ekonomimizi oluşturabilir, tarımsal kaynaklarımızı genişletecek alanlar yaratabiliriz diye düşünüyorduk. İnsanlar bunu yapmaya başladı pandemi döneminde. Mesela bu yıl kışa hazırlık çok daha fazlaydı, köye giden herkes köydeki ürünleri kışa hazırlamaya başladı. Köylerde küçük bostan üretimleri çok daha arttı. Artık insanlar köylerde hem kendi ihtiyaçlarını sağlıyor ürettikleriyle hem de fazlasını kente götürüp satıyor. Üstelik de ürünler organik yani çok daha sağlıklı. Bunlar küçük gibi görünse de yaygınlaştıkça önemi artıyor. Şu anda bunu yapanların sayısı 10 binleri buluyor. Bölgede bu çok yaygınlaştı.”

YARIN: Kadınların yolu da mücadelesi de birleşiyor

İlginizi çekebilir