Eril akademi tartışması: “Ben buraya tırnaklarımla kazıyarak geldim”

Sosyal medyada başlatılan #ErilAkademiyeDurDe kampanyası, erkek egemen üniversite ortamını ifşa ediyor. Cinsiyetçi tavırlara tepki gösteren akademisyenler, başlattıkları mücadeleyi sürdürmekte kararlı.

“Makyaj yapıyordum, ‘Sana bayılıyorum’ diyordu. Oje süren, takı takan, makyaj yapan biriyken, kot-tişört giyen bir kadın oldum. Bir arkadaşıma, ‘Kariyerini istersem bitiririm’ demişti. ‘Tırnaklarımla kazıyarak geldim, bitiremezsiniz’ cevabını aldı.”

İstanbul’da bir özel üniversitede eğitim gören Bahar, erkek hocasının tacizlerini bu şekilde anlatıyor. Bahar maalesef yalnız değil. Sosyal medyada başlatılan #ErilAkademiyeDurDe kampanyası da yalnız olmamasından kaynaklanıyor. “Biz akademide eril şiddete ve erkek şiddetine karşı bir araya gelmiş feminist, queer ve LGBTİ+ araştırmacılar ve aktivistleriz” diyenlerin paylaştıkları deneyimler, eril akademinin acı resmini çiziyor.

Türkei Fotoreportage Institutionen

TÜBİTAK jürisi: “Bayanlara uygun değil mühendislik”

Deniz, henüz 16 yaşında TÜBİTAK jürisinden duyduğu sözleri unutamıyor. Lise öğrencisiyken “Uzay Kolonileşmesinde Radyasyonu Engelleyecek Kalkan Projesi” ile katılıp finale kaldığı yarışmada uzay mühendisliği okumak istediğini söylediğinde üç erkek jüri üyesinden biri, “Benim kızım da bu bölümü okumak istiyordu ama fikrini değiştirdim, bayanlara uygun değil mühendislik” dediğini işitmiş. Deniz, özgüveni tam olan genç bir kadın. Bu sözlere kulak asmamış ancak haklı bir noktaya dikkat çekiyor. “O jüri üyesinin söylediği beni bağlamaz’ diye düşündüm çünkü kendimi kanıtlamışım ki yarışmaya katılabilmişim. Ancak ilk defa jüriye çıkmış olmuş olsaydım etkilenebilirdim” diyor. Deniz şu an Kanada’da mühendislik okuyor.

TDK burs mülakatı: “Bursu çeyizine yatıracaksın galiba”

Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisansını tam burslu tamamlayan Damla’nın, Türk Dil Kurumu’na (TDK) yaptığı başvuru sırasında karşılaştığı da pek farklı değil. Mülakatta, hepsi erkek jüri üyelerinden biri olan TDK başkanı, “Ruj sürmüşsün, bursu çeyizine yatıracaksın galiba” demesi üzerine jüri üyeleri gülüşmüş. Damla ise şaşkınlık içinde donup kaldığı sırada burs ile ruj arasında bağlantı kurmaya çalışırken, başkan konuşmasını sürdürmüş:

“Sen şimdi bu bursu alırsın, evlenirsin. Evlenmeye paran da yoktur!”

O dönem divan edebiyatı çalışan Damla erkek egemen akademide çalıştığı alanlar nedeniyle de zorluk yaşayanlardan. Divan edebiyatının muhafazakâr olmasından ötürü güncel edebiyat çalışmaya karar vermiş. Yüksek lisansını, Çağdaş Türkçe Edebiyat’ta queer okumalar üzerine tamamlamış.

“İstanbul Üniversitesi’nde doktora mülakatında çalıştığım konuyu duyduklarında hoca beni aşağılarken, asistanlar gülüyordu.”

Öykü ise yurtdışında bir devlet üniversitesinde Türkiye’den gelmiş erkek hocasının halen şokunu atlatamadığı tacizine uğramış. Beraber yapacakları proje hakkında konuşmak üzere oturdukları kafede bilgisayarını açan adam, “Sen şu tarayıcıda bir araştır bak” deyip kısa süreliğine masadan ayrılmış. Öykü tarayıcıyı açtığında porno sitesiyle karşılaşmış. “O an ne yapacağımı bilemedim ama o olaydan hemen sonra kendimi geri çektim. Fakat rahatsız etmeyi sürdürdü” diyor.

“Kaos GL’de staj yapacağımı duyanlar arkamdan konuşuyordu”

Akademide LGBTİ+’ların maruz kaldığı tavırlar da çeşitli… 27 yaşındaki akademisyen Yunus, özel bir üniversitede üç yıldır kadrolu çalışıyor. Sosyal hizmet alanında çalışan genç, eğitiminin ilk yıllarında cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmış ancak artık daha rahat olduğunu söylüyor.

“Kaos GL’de staj yapacağımı duyanların arkamdan konuştuğunu biliyorum. Lisansta çok fazla bakışlara maruz kalıyordum, açık değildim. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisansta kendimi gizliyordum çünkü korkunç muhafazakâr bir ortamdı.”

Sosyal hizmet alanında çok fazla cinsiyetçi söylem üretildiğini dile getiren Yunus, doktorasını tamamladıktan sonra sözünü esirgemez hale gelmiş. Ancak halen çalıştığı üniversitede kendisini ara sıra, “Tavırlarına dikkat et” şeklinde telkin ederken, temkinli davranırken buluyor.

Psikoloji yüksek lisans öğrencisi Yasemin de akademide cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği mücadelesi vermeye çalışanlardan… Hocasının, “interseks konularına falan girmeye gerek yok, bunlar detay” dediğini söyleyen Yasemin, “Bana kadın cinsiyet rolleri atadığınız için natrans erkek ofis arkadaşlarımın çöplerini ben toplamayacağım’ cümlesini devamlı kurmak zorunda kalıyorum” diyor. Bir başka hocasının ofise giriş-çıkış saatlerini takip ettiğini söyledikten sonra, “Sürekli ofistesiniz. Bütün gün dedikodu yaptığınız için mi” diye sorduğunu anlatıyor.

Cemre BaytokCemre Baytok

“Cinsel şiddetle mücadele birimi yok, yaptırım olmalı”

Üniversitelerin cinsel taciz karşısında takındıkları tutum da eril akademi kampanyası ile tartışmaya açıldı. “Giydiğimiz eteğin boyu ne kadar kısa olursa alacağımız notun o kadar yüksek olacağı söylenen bir hocamız var” diyen Bilkent Üniversitesi Kadın Çalışmaları Topluluğu’ndan Serra, okuldaki taciz olayları karşısında yalnız bırakılmalarından şikâyetçi… Okulda gerçekleştirdikleri #MeToo etkinliği sonrası bir hocanın ifşa edilmesiyle çok sayıda öğrencinin erkek akademisyenlerin tacizine maruz kaldığının ortaya çıktığını anlatıyor. “Okulda cinsel şiddetle mücadele birimi olmadığından öğrencilerin gidecekleri yer yok. Başvurduğumuz birimler de taciz konusunda bilgisiz ve müdahale konusunda deneyimsiz. Önceki mağdurların neden haklarını savunamadığını anladık” diyor.

2012’de kurulan Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu, dört sene sonra ofise kavuştuğunda komisyona başvurular artmış. Koordinatör Cemre Baytok, 2016-2020 arasında çoğu flört şiddeti yaklaşık 330 başvuru aldıklarını söylüyor. “Öğrenciler arasındaki daha kolay dile getiriliyor ama hocalar hakkında yapılan başvurular da var. Öğrenci bazen taciz mi değil mi, emin olamıyor veya ismi duyulacak diye endişe ediyor ya da akademik kariyerini düşünüyor” diyor. Baytok, benzer birimlerin sürdürülebilirliği için üniversite yönetimlerinin sahip çıkmasının önemine dikkat çekiyor. “Ofis öncesi komisyon dört senede 30 başvuru almıştı. Muhataplık olması konuların konuşulması ve yaptırım açısından önemli” diyor.

Prof. Dr. Gülriz UygurProf. Dr. Gülriz Uygur

“Öğrencilerin ait oldukları çevreler onları suçlayabiliyor”

Ankara Üniversitesi Cinsel Taciz ve Saldırıya Karşı Destek Birimi Koordinatörü Prof. Dr. Gülriz Uygur da, birimlerine gelen şikâyetlerin çoğunlukla flört şiddeti hakkında olduğunu söylüyor. Birim, Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Prof. H. B.’nin tecavüz suçlamasıyla tutuklandığı dönem gündeme gelmişti. O dönem olayla ilgili öğrencilerle görüşmeler yaparak bir rapor hazırlayan birime az sayıda öğrenci başvurmuş ancak Prof. Uygur, bu durumun anlaşılır olduğunu söylüyor.

“İçinde bulundukları şartlar şikayette bulunmalarını engelliyor. Çeşitli korkuları var. Hocadan, arkadaşlarından, ailelerinden korkuyorlar. Ait oldukları çevreler kolaylıkla onları suçlayıcı çevrelere dönüşebiliyor. Korkularında haksız değiller. Cinsel Taciz ve Saldırıya Karşı Destek Birimi olarak yalnızlaştırmayı önlemeye çalışıyoruz.”

Üniversitenin veterinerlik fakültesinde yaşanan olaydan sonra önemli adımlar attığını ancak henüz işin başında olduklarını da ekleyen Gülriz Uygur’a göre, üniversitelerin cinsel taciz ve saldırıya karşı politika tutum belgesi olması ve destek birimlerinin kurulması oldukça önemli.

“Cinsel taciz ve saldırıyla mücadele etmek, eril akademiyi değiştirmenin en zor ve en önemli adımı. Bu yapılırsa diğer adımları atmak çok daha kolay olacaktır.”

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe -Burcu Karakaş

İlginizi çekebilir