Erdoğan’la gizli gündem… – Hasan Cemal

Demokrasi amaç mı, araç mı? Demokrasi ara istasyon mu?

Yazı yazmaya niyetim yoktu.
Ama Aydın Engin‘in Tırmık‘ını okuyunca yazmadan olmaz dedim.
Tayyip Erdoğan 6. Din Şûrası’nın kapanış konuşmasında demiş ki:

Nefsimize ağır gelse de,
hayatımızın merkezine dönemin
koşullarını değil, dinimizin
hükümlerini yerleştireceğiz.

 Demiş ki:

İslam, hayatımızın tüm alanlarını
kuşatan, kucaklayan, kurallar,
yasaklar manzumesidir.
Yaşantımızın her safhasını 
düzenleyen bir dine inanıyoruz.
Ömrümüzün sonuna kadar Müslümanca yaşamakla emrolunduk…

Demiş ki:

İslam bize göre değil, biz
İslam’a göre hareket edeceğiz.
Nefsimize ağır gelse de
hayatımızın merkezine dönemin
koşullarını değil, dinimizin
hükümlerini yerleştireceğiz. 

Erdoğan’ın bu sözlerini okuyunca geçmiş canlandı gözlerimin önünde.
Yıl 1995.
Refah Partisi’nin Ümraniye teşkilatının açılışında Erdoğan diyor ki:

Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir demek, koskoca bir
yalan! Allah, kesin hakimiyetin
sahibidir!

Diyor ki:

Tutturmuşlar, laiklik elden
gidiyor! Bu millet istedikten
sonra tabii elden gidecek. Sen
bunun önüne geçemezsin ki.

Diyor ki:

Bir buçuk milyarlık İslam
âlemi, Müslüman Türk
milletinin ayağa kalkmasını
bekliyor. Kalkacağız. Onun
ışıkları gözüküyor. Bu kıyam
başlayacak.

Tarih, 14 Temmuz 1996.
Milliyet’te Nilgün Cerrahoğlu’nun sorularını yanıtlarken Tayyip Erdoğan diyor ki:

Refah din değildir. Eşittir İslam
değildir. Ama referansı
İslam’dır. Referansımıza ters
hiçbir şey yapmak ve yaşamak
istemiyoruz.

 

Soruyor Nilgün Cerrahoğlu:

Referansınıza ters kanun
kalkacak mı?

Erdoğan yanıtlıyor:

Tabii. Kanunları da insanlar
yapar. Şu ana kadar
demokrasiyi bizim gibi
anlayan, bizim gibi
yaşayan ve yaşatmaya gayret
eden bir parti gelmedi. Ama
demokrasi amaç mı, araç mı?
Ha burada bizim bir ayrılığımız
var. Biz diyoruz ki, demokrasi
bir araçtır, demokrasi amaç
değildir.

Aradan altı geçiyor.
2002 yılı sonunda Erdoğan ve partisi sandıktan çıkıp tek başına iktidara gelince, Erdoğan değiştiğini söylemeye başlıyor.
Erbakan Hoca’nın “Milli Görüş gömleği“ni sırtından çıkardığını açıklıyor.
AKP hükümeti, Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde, Refah Partisi’nin  küfür düzeni, Yunan yutturmacası diye nitelediği demokrasi yolunda somut demokratikleşme adımları atmaya başlıyor.
Türkiye’nin 2004 yılı sonunda AB ile tam üyelik müzakereleri kesinleşince bir gelişme daha oluyor.
Avrupa Konseyi’nde 12 Eylül‘ün demokrasiye indirmiş olduğu darbeler nedeniyle Türkiye hakkında alınmış olan demokratik denetim süreci sona erdiriliyor.
Aradan 13 yıl geçiyor.
Tarih, 25 Nisan 2017.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye’yi yeniden 12 Eylül darbe dönemindeki gibi demokratik denetim altına alıyor.
12 Eylül askerî darbe döneminde demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlüklere ilişkin değerleri çiğnediği için denetim altına alınan, 2004’te AKP hükümeti döneminde denetimden çıkan Türkiye, bunca yıl sonra iktidarda yine AKP varken, Erdoğan’ın tek adamlığı döneminde, sen artık demokrasi değilsin muamelesine tâbi tutulmuş oluyor.
Tarih, 26 Nisan 2017.
T24’de yazıyorum:

Askerî darbeden kurtuluyoruz
derken, bu defa Erdoğan’ın sivil
darbesine tutulduk!

Ve soruyorum:

Yoksa Erdoğan’ın iç dünyasında,
İslamcı gençliğin 1979’daki,
1980’deki sloganları kutsal yerini
hâlâ koruyor muydu:
Dün İran Pakistan
Sıra sende Müslüman
Dinsiz devlet yıkılacak elbet
İslam devleti kurulacak elbet!

Erdoğan’la ilgili şu sorular yıllar içinde çok tartışıldı:
Erdoğan değişmedi mi? Gençliğinde neyse, öyle mi kaldı? “İslam devleti kurulacak elbet!” sloganı gönlündeki, “gizli gündemi”ndeki yerini her zaman korudu mu?
Erdoğan’da gizli gündem varlığını koruyor.
Bu noktayı ilk kez belirtmiyorum.
İsteyen bu konudaki görüşlerimi Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor isimli kitabımın 349-359 sayfalarıyla, Türkiye’nin Asker Sorunu isimli kitabımın 47-156 sayfalarında ayrıntılı olarak okuyabilir.
Bu satırlar, Erdoğan’ın 6. Din Şûrası’ndaki konuşmasının ürünüdür.

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir